Ölümü Yaşamak: Cotard Sendromu
“Çürüyorum.
Bedenim, yokluğuma eş değer bir
çürüme sergiliyor.
Ölümüm,
nihayetsiz bir ıstırabın kanıtı şimdi.”[1]
Sabah uyanıp gözlerinizi açtığınızda yatağınızın bir yatma aracından öte lahit olduğunu, odanızın da güvenli bir sığınaktan ziyade, kurgan olduğunu hissettiniz mi? Aslında ölmüş olduğunuzu, bedeninizin yavaş yavaş çürümeye başladığını insanlara anlatmaya çalışırken karşınızdakilerin dehşet dolu bakışlarına şahit oldunuz mu? Ölüm duygusu gibi bir şey olan bu his, size yabancı geliyor öyle değil mi? Muhtemeldir ki Franz Kafka’nın Dönüşüm eserindeki Gregor Samsa’ya da yabancı geldi. O, bir cesetten ziyade dev bir böceği zihnine ve bedenine layık gördü ve bu şekilde savaştı tüm dünyanın karmaşasıyla. Peki, Araf’ta sıkışıp nihayetsiz bir ölümü yaşamakla lanetlenenler?
Cotard sendromu (diğer adıyla Yürüyen Ceset Sendromu), oldukça nadir rastlanan bir sendromdur. Bu sendroma sahip olan kişiler aslında (bazı vakalarda yıllar önce) ölmüş olduklarını, bedenlerinin ve beyinlerinin ölüp çürümeye başladığını ya da en iyi ihtimalle kaybolduğunu, kendi bedenlerinden çürümüş et kokusu aldıklarını, ölmüş oldukları için yemek yemelerinin anlamsız olduğunu düşünürler. Bu düşünce boyutuyla da kalmaz, bunu etraftakilere ispat etme çabasında olurlar. Bu ispat çabaları neticesinde intihar eylemlerinde de bulunurlar. Çünkü zaten ölmüş olduklarına inandıkları için tekrar ölemeyecekler ve bu ölmeme hâli, onların zaten ölmüş olduklarına bir kanıt sunacaktır. Çoğu zaman işitsel halüsinasyon (“Delirdin, öldür kendini”, “Bana küfreden insanlar duyuyorum”), derealizasyon (gerçeklikten kopuş, sanki bir tiyatro sahnesinde yaşama hissi), depersonalizasyon (kendine yabancılaşma, kendinden kopma, kendisini yukarıdan izleme hissi), varlık sorgulamaları, nihilistik hezeyan (inkâr düşünceleri) da bu tabloya eşlik eder. Kimi zaman da hastalarda, bir kaza sonrasında, aslında o kazada ölmüş oldukları inancı bulunur.
Cotard Sendromu, aynı zamanda, “Sanrısal Yanlış Tanıma Sendromu” (SYTS) kategorisinde değerlendirilen bir olgu. SYTS; psikiyatrik ve nörolojik tablolarda karşılaşılan, kişilerin, yerlerin, nesnelerin ve olayların değiştiğine ya da aynılarının çoğaldığına inanılan nadir psikopatolojik fenomenler olarak tanımlanmakta.
Sanrısal yanlış tanıma sendromları esas itibariyle iki kısma ayrılmaktadır: Aşinalığın kaybı (hypo-identification) ve aşinalığın artması (hyper-identification). Aşinalığın kaybı kısmında; Capgras Sendromu (karşısındaki kişinin gerçek kişi olmadığına, ona çok benzeyen bir sahtekarın, sevdiği kişiyi öldürüp onun yerine geçtiğine inanma), Ayna İşareti (genellikle ikiz kardeşinin aynada mahsur kaldığına ve oradan çıkamadığı için aç/susuz kaldığına inanma), Yabancı Reduplikatif Paramnezi, Yer Dezoryantasyonu bulunmakta. Aşinalığın artması kısmında ise; İntermetamorfoz Sendromu (karşısındaki tanıdık ya da yabancı kişilerin, zihinsel ve fiziksel olarak değişerek hastanın tanıdığı başka birisine dönüştüğüne inanma), Fregoli Sendromu (Binbir Surat Sendromu; etrafındaki kişilerin hızlı kılık değiştirebilen aynı kişi olduğuna inanma), Reduplikatif Paramnezi (kişinin, çevresindeki bir yer, kişi veya olayın aynen kopyalandığına inanması), Öznel Kopyalar (İkiz Sendromu). Bu sendromlar genellikle birbirine çok benzeyen sendromlardır ve karşısındaki kişinin, kendisinin veya etrafındaki nesnelerin bir başka türevi olduğuna dair keskin bir inancı temsil ederler.
Geniş çapta bir hastalık tablosu olarak ilk kez 1880 yılında tanımlanmıştır. Bir Fransız nörolog olan Jules Cotard (1840-1889), hayli karizmatik bir hamleyle bu vakayı tanıtmıştır. Mademoiselle X adını verdiği hastası; kendisinin iç organlarının (beyin, bağırsak, mide) ve sinirlerinin bulunmadığını, sonsuza dek yaşayabilecek bir ölümsüz olduğunu ve bu yüzden yemek yemesinin gereksiz olduğunu düşünüyordu. Yemek yemeyi reddetmesi sebebiyle bir müddet sonra açlıktan hayatını kaybetti. Jules Cotard’ın bu vakayı geniş çapta anlatarak tıp dünyasına tanıtması nedeniyle bir süre sonra bu sendroma “Cotard Sendromu” adı verilmeye başlandı.
Fakat Förstl ve Beats (1992), ilk Cotard Sendromu vakasının aslında 1788’de bir doğa bilimci ve filozof olan Charles Bonnet tarafından[2] sunulduğunu ortaya koymuşlardır. Kayda geçen bu vakada, yaşlı bir kadın yemek hazırlarken felç geçirir. Bilinci ve bedensel işlevleri yerine geldiğinde ise, kızlarından, kendisini kefene sarmalarını ve tabuta koymalarını ister. Günlerce kendisi için ağıt yakılmasını talep eder. Çünkü artık kendisi bir ölüdür ve ölülere layık olan tüm ritüeller gerçekleştirilmelidir.
Bu ve türevi vakaların nedenleri için kesin kanıtlar sunulamasa da çoğunlukla beyin hasarı kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Karşılaşılan bir vakadaki beyin görüntüleme sonuçlarına göre, vakanın beyin fonksiyonları, anestezi veya uyku sırasındaki birinin sonuçlarına benzetilmiştir. Bu da bize bilincin sınırlarını sorgulatır.
Tedavisi zor ama imkânsız değil. Bazı vakalarda farmakolojik tedavi olumlu sonuçlar veriyorken bazı vakalarda ancak Elektrokonvulsif Terapi (EKT) ile düzelme görülebiliyor. Her ne kadar EKT bazılarımıza vahşet olarak gelse de uygun şartlar altında ve ehil ellerde uygulandığı takdirde tedaviye dirençli hastalarda işe yarayabiliyor.
Velhasıl, var oluşun nihayeti nerede başlayıp nerede biter bilinmez fakat bu sendromun, görülme nadirliğiyle paralel bir zorlukta olduğu kesin. Bunu devasa hastanelerdeki karanlık psikiyatrik servislerde daha iyi idrak edebilirsiniz. Belki de bu var oluşla sona eriş, Azrail’le Rus Ruleti oynamak kadar basittir. Bir tetikle atım arasındaki süre boyunca. Bu kez Godot bizi bekliyor.
Kaynaklar
Bryant, B. (May 26, 2013). Man with “Walking Corpse Syndrome” believes he is dead. Retrieved January 13, 2018, from http://www.telegraph.co.uk/news/health/news/10081702/Man-with-Walking-Corpse-Syndrome-believes-he-is-dead.html
Förstl, H. ve Beats, B. (1992). Charles Bonnet’s description of Cotard delusion and reduplicative paramnesia in an elderly patient (1788). The British Journal of Psychiatry, 160(3); 416-418.
Kandeğer, A., Tekdemir, R. ve Selvi, Y. (2017). Sanrısal yanlış tanıma sendromları: Bir intermetamorfoz olgusu. Klinik Psikiyatri, 20(2), 150-154.