Öykü (Bölüm-1): İlk El


Bağlan Keskin
Psikolog

Bir ay önce ‘İlk El’ adlı özel bir tekne, Antalya’dan İtalya’ya doğru yol alırken battı. Teknenin batması tamamen kazaydı. Zamansız bir fırtınaya karşı gelememiş, ancak çabalamıştı İlk El. Telsizle yarım çağrısı istemişti ama fırtına yüzünden kimse gelememişti. Sonuç olarak bu özel tekne, içindeki 9 yolcusu, 4 mürettebatı ve kaptanıyla Akdeniz’e gömülmüştü.

Sürekli gemi kazaları olmuyordu. Bu yüzden haberi duyanlar için oldukça dramatik bir durumdu. Titanik gibi büyük bir melankoli varken gemi kazalarının günlük kazalar gibi görülmesi imkânsızdı. Ölen yolcuların ailelerinde ise farklı durumlar söz konusuydu. Kaybettikleri yakınlarının beraber öldükleri insanları, hiçbiri tanımıyordu. Oradaki herkes öldüğü ve bir aydır kimse neden orada olduklarını söylemediği için büyük bilmece çözülemiyordu. Ancak önemli bir adım atılmıştı. Ölen 9 yolcunun malları arasında, hepsinin eşit yüzdede sahip olduğu bir malikâne ortaya çıkmıştı. Mirasçılar avukatları aracılığıyla haberleşip ortak tarih belirlediler ve malikânede bir hafta geçirmek üzere sözleştiler.

Tamamen bir sporcu olan, annesiyle babası öldüğünden beri karşılıklı görüşmeyen Akın tedirgindi. İdmanlarını bahane etmişti ilk başta. Ancak sonra gitmesi gerektiğini düşünmüştü. Annesi ile ilgili bir hatıra ile karşılaşmayı istemiyordu aslında.

Ömrü boyunca hiçbir şey yapmamış Hande, babasının parası sayesinde hep rahat yaşamıştı. Annesi uzun zamandır ortada yoktu. Şimdi kaza yüzünden babasız da kalmıştı. Ama Hande gizemli malikânede babasını bulacağını düşünüyordu.

Erdal ise teknede ağabeyini kaybetmişti. 10 yıl önce anneleri, ardından da babaları ölünce ‘mükemmel’ abisi ile sadece önemli günlerde görüşür olmuşlardı. Erdal boşandığında ise sadece bir kez aramıştı abisi. ‘İyi yaptın boşanmakla. Bak ben hiç evlenmedim, kafam rahat’ demişti. Erdal her zamanki gibi susmuştu.

Eda kazada annesini kaybetmişti. Annesini seviyordu ama bazen onu çirkin olduğu için arkadaşları ile tanıştırmak istemiyordu. Küçüklüğü boyunca sarı saçları yüzünden evlatlık olduğunu düşünmüştü. Annesi ona hamileyken ölen babasının sarışınlığı hiç aklına gelmemişti. O çirkin, esmer kadının kızı olabileceğini düşünemiyordu sadece.

Giray ise kaybettiği babasının sırlarını öğrenmek için geliyordu. Gizemli malikânenin ortaya çıktığı ilk gün gelmek istemişti ancak avukatı diğer mirasçılarla beraber gelmesi gerektiğini söylemişti. Neredeyse o zamandan beri uyuyamıyordu.

Dilara bütün mazbutluğuyla duruyordu. O hem annesini hem babasını kaybetmişti kazada. İkisiyle ilişkisi oldukça farklıydı ama hangisini daha çok özlediğini bilemiyordu.

Ali karısını kaybetmişti. Aralarındaki yaş farkından karısının kendisinden önce öleceğini hep biliyordu. Ama eskortluk macerası sayesinde bu kadar çabuk paraya konacağı hiç aklına gelmemişti.

Merve ve Bora kardeşler ise dayılarının bu gizli ve tek mirasına, adamın karısı, çocuğu veya yaşayan başka herhangi bir akrabası olmadığı için konmuşlardı. Merve, zaten 9 parçaya bölünmüş olan evi bir de kardeşiyle paylaşacağı için sinirliydi.

Birbirlerini görünce hiçbir şey hissetmediler. Kafaları geçmişle çok doluydu. Yeni ortaklarını tanıma çabası yoktu hiçbirinin. Şimdiye kadar insanlarla ilgili ne öğrendilerse o. Ortada paylaşılması, hatta çözülmesi gereken bir şey vardı çünkü. İnsanlar kendilerini savunmaları gerektiğinde pek de ölçüp tartmazlar. Malikâneye herkesin gelişi akşamı bulmuştu. Bu bir hafta için tutulan catering şirketi yemekleri hazırlamıştı.

Yemekten sonra Akın, en bilge ve en olgun gözüken Erdal’ın yanına yaklaştı. Herkes bir şeyler söylemişti. Ancak Erdal bütün yemek susmuştu. Annesi ile nereden tanıştıklarına ilişkin bir kaç laf almak için konuşmaya çalıştı. Ama Erdal’ın ağzından laflar kerpetenle çıkıyordu. Sigaradan sararmış ve neredeyse ağzının içine giren bıyıkları yüzünden, konuşurken ağzının aldığı şekilleri de göremiyordu Akın. Kendisi milli yüzücüydü. Sürekli vücudundaki bütün kılı tüyü almak zorundaydı. Oysa o da isterdi bir bıyık bırakmak. Öldüğünde babası da bıyıklıydı çünkü.

Yemek başından beri sürekli konuşan ve eğleniyor gibi gözüken şu milyarderin kızı Hande, akademisyenin oğlu Giray’a yöneldi. Yeni oluşan gruplarda hemen birbirine uyum sağlayan ve diğer herkesin aralarına katılmak istediği insanlar gibiydiler. Bir anda bu hissiyat, Akın’ı üniversiteye götürdü. Annesinin kendisini hiç ziyaret etmediği o erkek yurduna. İlk senesinde ne kadar çok bayılmıştı. Sürekli bir yerde uzanmış şekilde uyanıyordu.

Hande’nin mükemmel bir ışıltısı vardı. Konuşması, hareketleri her erkeği baştan çıkarırdı. Akın daha şimdiden onu çıplak düşünmeye başlamıştı. Giray denen şu çocuk pek etkilenmiş gibi değildi. Hande’ye ve kendisine göre daha genç olduğu kesindi. Muhabbet aralarında gözü diğerlerini kesiyordu Giray’ın. Hande ise sanki bir ev partisindeymiş gibiydi. Çok bakımlı değildi. Oldukça salaştı ama inanılmaz çekiciydi. Akın ilk gördüğü zamandan beri başka bir kadını daha çıplak düşünüyordu. Şu bitkisel şifa uzmanı kadının kızı, Eda. Ancak bu güzelliğinin o kadar farkında görünüyordu ki bir erkek olarak onu nasıl hoş tutacağını bilmiyordu. Hem annesini hem babasını kazada kaybeden Dilara, Eda’nın yanında oturuyordu. Akın, Dilara denen kızın sakinliğine şaşırmıştı. Yemekten önce, terasta küçük bir titremeli ağlama krizi geçirmişti Dilara. Akın ile yalnızdılar o zaman. Artık kendisi de anne-babasını kaybettiği için onu anlamaya çalışmıştı Akın. Hissetmesi gerekenin, yapması gerekenin böyle hınçla ağlamak olduğunu düşünmüştü. Ama hissetmiyordu öyle. Şimdi Eda ile konuşan Dilara, o ağlama krizini geçiren kız değildi sanki. Akın, kızın şu an sakin olmasından kendi rahatlığının bir suç olmadığını düşündü.

Zaman geçmiyordu sanki. Giray yanlarından gitmişti ve Akın, Hande’nin muhabbetinden biraz sıkılmıştı. Kızın rahatlığı, güzelim kızı itici biri yapmıştı Akın’ın gözünde. Hava alma bahanesiyle terasa çıktı. Dilara’nın üzgünlüğünden bir parça bulup ağlamayı umuyordu aslında. Ama terasta teknede ölen şu sosyetik kadının genç kocası Ali’yi ve o özel seyahatta olmaya parasının nasıl yettiğini kimsenin bilmediği adamın yeğenlerinden Bora’yı buldu. Sağlıklı saçları ve ışıldayan yüzüyle sanki bir çömeze hayatın sırlarını verir gibiydi Ali. Bora ise karşısında daha genç olmasına rağmen çok eski duruyordu. Ali kullandığı araba modellerinden bahsediyordu. Ne kadar hız yaptıklarını, virajları nasıl aldıklarını filan. Bora’nın eski yüzlü genç bakışları, o yolları o arabalarla kendi kat etmiş gibi bakıyordu. Sessizce dinliyordu Akın. Aslında içeri girmek istemediği belli olduğu hâlde, kız kardeşine bakmak için içeri girdi Bora. Ali ve Akın yalnız kalmışlardı.

Ali, Bora’nın arkasından onda kendisini gördüğünü söyledi. ‘Umarım benim kadar şanslı olur’ dedi Bora için. Karısının ölümüne rağmen kendini şanslı hissediyordu. Akın’ın duyduğu kadarıyla Ali sadece 1 yıl süren ve ölümle biten bu evlilik sayesinde çok büyük bir mirasa konmuştu. Oldukça yakışıklıydı hemen yeni bir aşık bulabilirdi kendine. Üstelik eşini kaybeden insanların üzülmesi gerek diye bir durum yoktu. Bunu en iyi annesinden biliyordu. Babası öldükten sonra annesi hemen yeni bir aşkın içine atmıştı kendini. Acaba teknedeki aşığı kimdi annesinin? Eğer sadece zevk almak içinse, bu Ali denen adam teknede olsaydı onunla beraber olduğunu düşünecekti annesinin. Üç sevgili de bir annesinin entelektüel aşk ihtiyacı doğardı. O köhne barda, Bulutsuzluk Özlemi şarkıları söyleyen adamla nasıl öpüştüğünü görmüştü Akın. Gizlice gitmişti bu sululuğu görmeye. Arkadaşı görmüş, söylemişti Akın’a durumu. Arkadaşı da annesini, o uzun saçlı adamın dili boğazında görmüş müdür acaba diye çok ağlamıştı. Bu yaşına uygun olmayan ihtiyaçları yüzünden annesi, sürekli kız öğrencileriyle yattığı ortaya çıkan Giray’ın akademisyen babasıyla da sevgili olabilirdi. Ama en büyük ihtimal Hande’nin babasıydı. Çok zengindi çünkü. Onunla hiç konuşmasa da uzaktan yaptığı takiplerden genelde erkek arkadaşlarının zengin olduğunu biliyordu.

Karakter olarak uyuşmasalar da erkeksi zevkler olarak Ali ile uyuşmuş, uzun zaman konuşmuşlardı. Yüzündeki yayık gülümsemesiyle Hande terasa gelene kadar Akın’ın morali yerindeydi. Annesinin kendisine yaptıklarına rağmen ölümü için sevinemiyordu. Ondan kurtulduğuna mutluydu ama böyle bir ilgisizliği kabul edemezdi. Hande çok oyalanmadı. Kocaman gülümsemesine, sesine bir de coşku ekleyerek konuştu.

‘Daha herkese söylemeyin ama kazada kimse ölmedi. Babam ve diğerleri yaşıyor.’

Ali kulaklarında zonklama hissetti. Akın ise yere düşüp, bayıldı. Hande ve Ali başında panikle onu ayıltmaya çalışırken Akın, yerdeki bedenini ve onların çırpınışlarını uzaktan izliyordu. Ne olduğunu bilmiyordu. Ama yine aynı şeyin olduğu kesindi.