Pandemi Döneminde Evdeki Çocuklar: Zihin Kuramı ve Dil Gelişimi Açısından Bir Değerlendirme
Saliha Tekin
Zeynep Habip
Başkent Üniversitesi, Psikoloji Bölümü öğrencileri
Biliş, birçok düşünür ve bilim insanı tarafından farklı tanımlanan bir kavramdır. Kant, bilgiyi anlamlandırma; Hegel, ayırt etme ve fark etme şeklinde tanımlamıştır (Rockmore, 1997). Psikoloji biliminde ise, bu yazıda üzerinde değineceğimiz sosyo-bilişsel gelişimin temelini oluşturan sosyal biliş, kişinin diğerleriyle sosyal etkileşime girebilmesi için gereken bilgiyi kodlama, depolama ve hatırlamayı da içeren bilişsel işlevleri kapsayan bir kavram olarak ele alınmaktadır (Fiske ve Taylor, 2013). Özellikle psikanalitik ve nöropsikolojik açıdan zengin tanımlamalara ve açıklamalara sahip bilinç kavramını ise, birçok dili akıcı bir şekilde konuşan anne babaya sahip ve dil gelişimi ile ilgili önemli çalışmaları olan psikolog Vygotsky (1998) zihnin etkinliğinin farkında olma durumu olarak tanımlamıştır. Almanya doğumlu İngiliz gelişim psikoloğu Shaffere (1991) ise bilinci uyanık olma hâli ve kişiyi diğerlerinden ayıran bireysel bir özellik olarak tanımlamıştır.
Dil edinimi çocuk gelişiminin önemli bir parçasıdır ve ilk beş yıl dil edinimi için kritik bir dönemdir. Çocuğun ev ortamında anne-baba ve çevresi ile etkileşimi hem dil gelişiminin hem de yüksek bilişsel işlevlerinin sağlıklı olması açısından önemli bir yere sahiptir. Çocuklar bu dil edinimi sürecinde ebeveynleri/bakım verenleri başta olmak üzere çevrelerindeki insanlarla iletişim kurarak diğer insanların farklı duyguları, bilgileri ve inançları olduğunun farkına varırlar ve böylece diğerlerinin zihinsel durumları hakkında bir anlayış geliştirirler (Harris, 2005).
Gelişimsel olarak çocukların dil ediniminde duygu, istek ve bilişsel terimler için belli bir hiyerarşi vardır. Çocuklar 18 ay civarında “mutlu,” “kızgın” gibi basit duygu ifadelerini ve “istemek” gibi terimleri kullanabilirken (Dunn ve ark., 1987); “düşünmek,” “bilmek” gibi bilişsel terimleri ise ortalama 28. ayda kullanmaya başlarlar (Bartsch ve Wellman, 1995). Birçok araştırmaya göre, dil edinimi, biyolojik yatkınlığın ve sosyal bir etkileşimin ürünüdür. Bebeklik döneminde bir süre sonra benliğin diğerlerinden ayrılması, benliğin oluşumu hem dil gelişimi hem de zihin kuramı becerisi için çok önemlidir. Peki, zihin kuramı nedir? Bireyin hem kendisinin hem diğerlerinin inançlarını, niyetlerini, isteklerini, düşüncelerini vb. anlayabilme ve tahmin edebilme becerisidir. Çocukluk döneminden itibaren gelişen bilişsel işlevler ile birlikte bu beceri zamanla daha da iyileşir (Premack ve Woodruff, 1978).
İnsanın sahip olduğu en önemli varlıklarından ve kişiyi “özel” yapan bir özellik de şüphesiz sahip olduğu benliğidir. Benlik insan hayatı boyunca gelişen ve değişen bir süreçsel bir olgudur. Benliğin gelişim sürecinde de diğer insanların ki çocukları düşünürsek bakım verenler ve akranlar ile kurulan sosyal etkileşim oldukça etkileyici ve kritiktir (Kayım ve Ayaz, 2019). Çocukluk dönemini sağlıklı olarak geçirebilmenin bir şartı olan koşulsuz sevgi ortamında büyüyen çocuklarda benlik gelişimi süreci olumlu geçerken; ihmalkâr ve reddedici ebeveyn/bakım veren tutumları ile karşılaşan çocukların bu süreci olumsuz ilerleyebilmekte ve ileriki dönemlerde de etkisini hayatın farklı alanlarında gösterebilmektedir (Kayım ve Ayaz, 2019). Hem Türkiye’de hem de yurtdışında önemli çalışmalar yürütmüş, insan gelişimi hakkında alana yön veren birçok araştırması ve kitapları olan, 2021 yılının şubat ayında kaybettiğimiz Türk psikolog Doğan Cüceloğlu (2014) “Mış Gibi Yetişkinler: Yetişkin Çocuklar” isimli kitabında, çocukların evde aile ortamında değerli olduklarının mesajını almalarının öneminden ve bu değer hissinin onların ileriki hayatlarında sosyal ortamlarda sergiledikleri davranışları önemli ölçüde etkileyeceğini vurgular. Böylece ebeveynlerin/bakım verenlerin çocuklara verdikleri sevgi ve değerin o bireyin davranışlarını ve öz saygısını önemli ölçüde etkilediğinden bahsetmiştir.
Dört yaşlarından itibaren bir çocuğun çevresinden aldığı dışsal uyaranlar ve sahip olduğu biyolojik yatkınlık ile birlikte konuşma üretebildiğine şahit oluruz. Özellikle anne-babasının, öğretmeninin ona verdiği komutlar, normlarla alakalı ipuçları, direktifler çocuk için dışsal uyaranlardır ve bu uyaranları özel konuşma (private speech) ile birlikte kavramaya çalışır. Kavrama, yani içselleştirme sürecinden sonra artık dilsel bilgiler, normlar çocuk tarafından içselleştirildiği için çocuk hem dil edinimini hem dilin zihinsel temsillerini hem de diğer insanların zihinsel temsillerini elde etmiş, tanımış ve içselleştirmiş olur. Hayata yeni başlayan bir çocuk, oyuncaklarla ya da arkadaşları ile oyun oynarken anne babasından, karşısındaki arkadaşından, öğretmeninden çok fazla dilsel uyaran ve yönlendirme alabilir. Katherine Nelson (1996) da bu süreci tarif ederken, çocukların doğduklarından itibaren kendi zihinlerinin gelişiminin yanı sıra farklı zihinlerin dünyasına girdiğini, çevrelerinden duydukları ve gözlemledikleri kültürel pratikler, sosyal inanç sistemleri, anlatılar ve metaforlarla zihin kuramı becerilerini geliştirdiklerini söyler.
Bir davranışı sonucunda arkadaşının ikazı, anne babasının ona empati yapmasına yardımcı olabilmesi için söylediği “Kendini onun yerine koy, sen ne hissederdin? Sen bundan hoşlanır mıydın?” gibi yardımcı cümleler çocuğun dil gelişiminde, zihinsel temsil geliştirmesinde ve başkasının zihni hakkında teori oluşturmasında oldukça yardımcı söz ve davranışlardır. Bu konu ile alakalı olarak Korkmaz ve meslektaşları (2013) çocukların ebeveynleri ile iletişimlerinden de daha çok yaşıtları ile sosyalleşmelerinin zihin kuramı becerilerinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamıştır.
Bu bulgudan yola çıkarak pandemi döneminde özellikle 3-5 yaş aralığında, dil gelişimi ve zihin kuramı gelişimi açısından kritik dönemde olan çocukların pandeminin doğal bir özelliği olarak “ev” ortamında ve dolayısıyla yaşıtlarından izole bir şekilde büyüdüğünü ele alırsak, ebeveynlerin çocukları ile daha fazla iletişim kurmaları gerektiğini, çocuklarının benliklerini tanımalarında ve “diğer” insanların onlardan farklı istek, arzu ve duygulara sahip olduklarını anlamalarında, sosyal normlara uyum sağlamalarında ebeveynlere ev ortamında daha fazla görev düştüğü sonucuna varabiliriz.
Otizm spektrum, diğer yaygın gelişimsel bozukluklar ya da bazı patolojik rahatsızlıklarda zihin kuramı yeteneğinin bozulma ihtimali vardır. Bu tür rahatsızlıklarda empati kurabilme becerisinin az ya da yok olması, kişinin benliğini diğerlerinden ayıramaması, daha ben merkezci bir bakış açısına sahip olma, daha az iletişim ve sosyal etkileşim ile büyümüş olma gibi sebepler, başkasının zihin temsilini oluşturmada bozulmalara yol açabiliyor. Ayrıca nöropsikolojik çalışmalarda, frontal kortekse ya da temporo-parietal bölgeye hasar gelmesi durumunda kişilerin zihin kuramı yeteneğinde zorluk yaşadığı tespit edilmiştir (Frith ve Frith, 2005). Zihin kuramının gelişimsel olarak kavranan bilişsel ve duygusal bileşenleri olduğunu biliyoruz. Bilişsel bileşenler daha çok kişilerin inanç ve düşüncelerini anlamakla, duygusal bileşenler de diğerlerinin davranışlarına neden olabilecek duyguları anlamakla ilişkilidir. Çocuklar, kişilerin farklı arzu ve inançlara sahip olduklarını, bilgiye erişimlerinin farklı olduğunu, yanlış ya da gizledikleri inançlara sahip olabileceklerini gelişimsel olarak zihin kuramı becerisi ile kavramaya başlıyorlar (Frith ve Frith, 2005).
Üzerine birçok çalışma yapılmış olan zihin kuramının bir bileşeni de yanlış inanç (false belief) anlayışı (kişinin diğerlerinin sahip oldukları bilgi dolayısıyla onların yanlış bir inancı olabileceğini anlama becerisi) geliştirmektir. Çocuklar diğer insanlarla, özellikle yaşıtlarıyla kurdukları sosyal etkileşim ve kendi benlik gelişimleri ile birlikte diğer insanların benlik ve zihinlerinin onlardan ayrıştığını, onların farklı zihinsel temsillere sahip olduklarını anlayabilirler. Böylece yanlış inanç becerileri zamanla gelişir. Yanlış inanç anlayışının gelişimini ölçmek için en çok bilinen ve kullanılan görev Sally-Anne testidir. Sally ve Anne isimli iki oyuncak bebek arasında gerçekleşen olayda iki sepet ve sepetlerden birinde Sally’nin bir misketi vardır. Sally odadan ayrıldığında Anne misketin yerini değiştirir ve Sally tekrar odaya girer. Bu görevde çocuklardan yanlış inanç anlayışı geliştirmeleri ve Sally’nin bu durumla ilgili onlardan farklı bir bilgisi olduğunu göz önüne alarak Sally’nin topu bulmak için bakacağı sepeti tahmin etmeleri istenmektedir. Bu görev ile yapılan çalışmalarda çocuklarda yanlış inanç anlayışının 3 ile 4.5 yaş arasında geliştiği ortaya çıkmıştır (Wellman ve ark., 2001). Gelişim psikolojisi alanında yapılan birçok bilimsel araştırma ile çocukların okul öncesi dönemde dil gelişimi ile birlikte (3-5 yaş) zihin kuramı becerisi geliştirdiği, fakat okul çağında (6-12 yaş) da çocukların ironi ve çifte blöf yapma (kandırmak için söylenen, kişiye gerçeğin yalan söylermiş gibi anlatıldığı bir girişim) gibi daha ileri seviyede zihin kuramı becerileri geliştirmeye devam ettikleri ortaya çıkarılmıştır (Gökbalkan, 2019).
Perner ve arkadaşları (1994) yaptığı araştırmalar sonucunda çocukların ebeveynleri ile geçirdikleri zamanın, özellikle anne/bakım veren ile iletişim kurmasının çocukların zihin kuramı becerisi için oldukça önemli olduğunu, buna ek olarak kardeşlerin ev ortamında birlikte zaman geçirmeleri, tartışmaları ve etkileşim içinde bulunmalarının da çocuklara zihin kuramı oluşturmaları için güzel bir olanak sağladığını belirtmiştir. Kişi yanlış inanç yeteneğini geliştiremezse diğer insanların da kendisi gibi düşündüğünü zannedebilir. Bu yeteneği geliştirebilmek için anne babanın çocukluktan itibaren çocukla birlikte duygu ve düşüncelerin açık bir şekilde ifade edilmesi hakkında, kendi duygularını ve düşüncelerini çocukla paylaşma yoluyla özellikle ev ortamında kaliteli vakit geçirmeleri gerekir. Yapılan bazı araştırmalar ise bazı otoriter tarza sahip ebeveynlerin zihin kuramı becerilerinin yetersiz olduğunu, çocuklarının düşünce ve ihtiyaçlarını yeteri kadar anlayamadıkları ve karşılayamadıklarını, dolayısıyla çocuklarının da zihin kuramı becerilerinin zayıf olduğunu tespit etmiştir (Pears ve Fisher, 2005).
Pandemi döneminde ev ortamında daha da önemli bir faktör hâline gelen ebeveynlik tutumlarının, zihin kuramı gelişiminin yanında benlik gelişimini de önemli ölçüde etkilediği savunulabilir. Kayım ve Ayaz’ın (2019) gerçekleştirdiği araştırmada, benlik gelişimi ve ebeveynlik tutumları arasındaki ilişki araştırılmış ve benlik kavramı sağlıklı ve güçlü bir şekilde gelişmiş olan 671 öğrencinin ebeveynlerinin ebeveynlik tutumlarının dağılımının %3.7 otoriter, %19 koruyucu, %5.5 ilgisiz, %71.7 demokratik olduğu saptanmıştır. O’Reilly ve Peterson (2014) yaptıkları çalışma ile hem kurallara itaate önem veren otoriter ebeveynlik stilinin hem de çocuklara özgürce fikirlerini belirtmeyi vurgulayan demokratik ebeveynlik stilinin çocuklardaki zihin kuramı gelişimini etkilediğini bulmuştur. Ayrıca okula başlayarak girilen yeni sosyal ortamın çocukların bilişsel olgunluklarını arttırdığı gibi ebeveynler için de çocuklarına karşı ebeveynlik tarzlarında farklı yöntemler ve fırsatlar sunduğunu, dolayısıyla bu dönemin hem çocuk hem de ebeveynler için bir gelişim ve değişim aşaması olduğunu belirtmişlerdir. Pavarini ve arkadaşları (2013) çocuklarına özgürce fikir belirtmeyi teşvik eden, onlara zengin ve tartışmaya açık sorular soran ebeveynlik tutumlarının çocukların zihin kuramı gelişimini olumlu yönde etkilediğini belirterek davranışsal tutumların önemini bir kere daha belirtmiştir. Buradan yola çıkarak, ev ortamı da okul ile birlikte oluşan yeni sosyal ortam da çocukların hem bilişsel gelişimi hem de benlik gelişimi için oldukça önemli bir yere sahip olduğu ve yanı sıra, pandemi nedeniyle söz konusu izole koşullarda eğitici okul ortamının aksine duygu ve düşünceleri dile getirmeyi kısıtlayan ebeveynlere sahip çocukların daha dezavantajlı olduklarını söyleyebiliriz.
Brown ve Dunn (1992) yaptıkları çalışmalarla çocukların anne-baba/bakım verenleriyle kurdukları iletişim ile kardeşleri/yaşıtları ile kurdukları iletişimin doğasının ve dinamiğinin farklı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ebeveynler ile kurulan iletişimin çocuğun daha çok duygusal durumuna odaklanırken; kardeşleri ile kurdukları iletişimde “benlik” ile ilgili kavramlara daha çok odaklandığını, dolayısıyla bu ilişkilerde kendilerine ve diğer insanlara dair farklı bir bakış açısını daha kolay kazanabileceklerini ortaya çıkarmışlardır. Bu bilimsel bulguları göz önüne alarak, çocuklar için oldukça büyük öneme sahip olan sosyal etkileşimin pandemi ile birlikte kısıtlandığını ve yanı sıra, belki de zihin kuramı, benlik ve dil gelişimi yoğun olan okul öncesi çocukların bu süreçten diğer yaş gruplarındaki insanlara göre daha fazla etkilendiğini ve etkilerin hayatın sonraki evrelerinde daha belirgin biçimde ortaya çıkabileceğinden bahsedebiliriz. Peki pandemi nasıl başladı ve “insan” pandemiden hangi boyutlarda etkilendi?
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020 tarihinde bütün dünyayı etkileyen, ama özellikle çocuğundan yaşlısına sosyal bir varlık olan “insanı” izole olmaya zorunlu kılan pandemi resmi olarak ilan edildi (Timoçin, 2021). Eğitim, ekonomi, sağlık, sosyal ilişkiler, iş yaşamı ve daha insanı farklı boyutlarda etkileyen birçok alan pandemiden oldukça etkilendi ve etkilenmeye devam ediyor. “Ev” pandemi döneminde kişiler için çok daha fazla şey ifade etmeye başladı. Öyle ki artık okul, ofis, fırın, spor salonu ve daha birçok şey oldu insanlar için. Bu hayata daha yeni adım atan, hem kendini hem dünyayı hem de insanları tanımaya başlayan çocuklar ve yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirip en çok anlamı sevdikleri ile beraber vakit geçirmeye veren, azalan bilişsel esnekliği sosyal etkileşim aracılığı ile telafi edebilecek olan yaşlı bireyler (Onur, 2011) bu kısıtlayıcı dönemden en çok etkilenen kişiler aynı zamanda. Bu dönemde “insan” için “ev” daha fazla şey anlam ifade ederken farklı duygu, düşünce, davranış, ekonomik durum ve eğitim seviyesine sahip insanların “ev” koşullarının da birbirinden farklı olduğunu ve pandemiden etkilenme biçim ve düzeylerinin farklı olabileceğinden bahsedebiliriz. Çekirdek bir aile ile geniş bir aile, çocuk yetiştirme konusunda farkındalığı yüksek ebeveynlere sahip aile ile daha düşük farkındalıkta ebeveynlere sahip aile, gelir seviyesi yüksek aile ile gelir seviyesi düşük aile arasında bazı önemli farlılıklar olabileceği gibi çocuğun kendi yaş grubuna yakın kardeş(ler)e sahip olup olmaması da evdeki bu kısıtlayıcı dönemde önemli bir faktördü. Değişen koşullar ile ebeveynler daha fazla çalışmak zorunda kalmışsa bile, ailede daha büyük bakımverenlerin (anneanne, babaanne, dede gibi) olması, çocukların kendi benliklerini keşfedip zaman geçirebilmeleri için kendi özel odalarının ve eşyalarının olması, ebeveynlerin oyuncak seçiminde eğlencenin yanında zihinsel gelişimi de göz önüne alacak farkındalıkta olması, diğer akranlarından izole olmak durumunda olsalar bile çocukların kendi yaş grubuna yakın kardeş(ler)inin olması pandemi döneminde evdeki çocuklara önemli avantaj sağlayabilecek ve dış ortama adapte olmalarını doğrudan ya da dolaylı olarak kolaylaştıran bazı durumlar(dı).
Çocukların sosyo-bilişsel gelişimine odaklanan Walker’ın (2005) yaptığı bazı çalışmalar biyolojik ya da psikososyal nedenlerden dolayı zihin kuramı geliştirmede ve dolayısıyla sosyal ilişkilere ve insanlara dair farklı bakış açıları edinmede zorluk yaşayan okul öncesi çocukların okula başladıklarında yaşıtlarıyla ilişki kurmada ve farklı ortamlara uyum sağlamada da problem yaşayabileceklerini göstermektedir. Hofmann ve arkadaşları (2016) da sosyal yeterliliğin diğerlerinin zihinsel durumlarını anlayabilmek ile ilişkili olduğunu, insanların sağlıklı ilişkiler ve arkadaşlıklar kurabilmelerinin zihin kuramı ile yakından ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Daha üst düzey işlevleri ele almak gerekirse, zihin kuramı becerisi farklı kişilerin inançlarını, arzularını, düşüncelerini ve niyetlerini anlayabilmeyi kapsadığı için bireylerin bilişsel ve davranışsal olarak kendilerini düzenleyebilmelerini sağlayan da bir yetenektir (Premack ve Woodruff, 1978). Yani hem ev ortamında hem de (her ne kadar pandemi döneminde kısıtlanmış olsa da) sosyal etkileşim ile gelişen zihin kuramı insanın sosyal açıdan uyum gösteren davranışlarda bulunması için önemli bir beceridir.
Ayrıca zihinsel esneklik, alakasız bilgileri baskılama ve odaklanma gibi dikkat süreçleri de başka insanların zihinlerini anlayabilmeleri için oldukça önemli yürütücü işlevlerdir (Carlson ve ark. 2002). Bu tür bilişsel beceriler hem fiziksel hem de sosyal olarak zengin ortamlarda daha sağlıklı bir gelişim gösterebilmektedir. Yani fiziksel olarak ihtiyaçları karşılanan, akranları ve ebeveynleri ile verimli oyun saatleri geçiren çocukların bilişsel gelişimlerinin de sağlıklı seyredeceği beklenir. Pandemide ev ortamında sosyal açıdan da daha kısıtlı ve ebeveyne daha fazla muhtaç olan çocuklar ebeveynlerinin tutumlarından ve eğitim durumlarından da daha fazla etkilendiler. Doğal olarak, bu değişimler bazı çocuklar için daha fazla dezavantaj oluşturdu. Bu durumdan yola çıkarak söyleyebiliriz ki, dil gelişimi ve zihin kuramı gelişiminin yoğun olduğu çocukluk dönemlerinde evde olmak zorunda olan çocukların ebeveynleri zihinsel işlevler gerektiren oyunlarla, çocuklarla duygu, düşünce ve istekler hakkında daha fazla konuşup onlara kendilerini keşfedebilecekleri özel alanlar oluşturarak çocukların sağlıklı gelişimini destekleyebilirler. Ebeveynler, özellikle 3-5 yaş aralığındaki çocuklar için eğlence içerikli oyuncakların yanında bu becerileri geliştiren oyuncaklar da tercih etmelidir. Ayrıca biyolojik bazı nedenlerden dolayı (otizm, zihin kuramı ile ilgili beyin bölgelerinin hasarı vb.) çocuklarda zihin kuramı gelişimi aksamasının yanında ev ortamında yaşıtlarından izole ve psikososyal açıdan yetersiz ebeveynlik tutumlarına maruz kalmış okul öncesi çocukların okula başlayıp yaşıtları ile sosyal bir etkileşime girdiklerinde zorluk yaşayabileceğini öngörebiliriz.
Pandemi döneminde stres, zorlayan ekonomik ve diğer sosyal koşullar, sosyal etkileşimin azalması gibi “normal”den daha farklı addedilebilecek birçok şey tecrübe edildi. Bu yazıda özel olarak söz konusu pandemi sürecinden çocukların nasıl etkilendiğine odaklanmayı amaçladık. Bu amaç dolayısıyla sosyobilişsel gelişimin parçası olan dil ve zihin kuramı gelişimine odaklandık. Değişen ve gelişen dünyada farklı yaşam, inanç, düşünce ve duyguların insanları daha fazla ayrıştırmaması gerektiğinin, bunun aksine, empati becerilerinin küçük yaştan itibaren gelişiminin önemi ortadadır. Çocukları “diğerini,” yani kendilerinden farklı insanları da anlamaya ve saygı göstermeye teşvik etme konusunda özellikle ebeveyn ve/veya bakım verenler önemli bir role sahip gözükmektedir.
Kaynaklar
Bartsch, K. ve Wellman, H. M. (1995). Children talk about the mind. Oxford University Press.
Brown, J. R. ve Dunn, J. (1992). Talk with your mother or your sibling? Developmental changes in early family conversations about feelings. Child Development, 63(2), 336-349.
Carlson, S. M., Moses, L. J. ve Breton, C. (2002). How specific is the relation between executive function and theory of mind? Contributions of inhibitory control and working memory. Infant and Child Development, 11, 73-92.
Cüceloğlu, D. (2014). Mış gibi yetişkinler: Yetişkin çocuklar (35. baskı). Remzi Kitabevi.
Dunn, J., Bretherton, I. ve Munn, P. (1987). Conversations about feeling states between mothers and their young children. Developmental Psychology, 23(1), 132-139.
Fiske, S. T. ve Taylor, S.E. (2013). Social cognition: From brains to culture. Sage.
Frith, C. ve Frith, U. (2005). Theory of mind. Current Biology, 15(17), R644-R645.
Gökbalkan, C. (2019). The links between use of mental state verbs, theory of mind and social skills in middle childhood (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Özyeğin Üniversitesi.
Harris, P. L. (2005). Conversation, pretense and theory of mind. J. W. Astington ve J. A. Baird (Ed.), Why language matters for theory of mind içinde (ss. 70-83). Oxford University Press.
Harris, P. L. (2016). Training children’s theory-of-mind: A meta-analysis of controlled studies. Cognition, 150, 200-212. Infant and Child Development, 11, 73-92.
Hofmann, S. G., Doan, S. N., Sprung, M., Wilson, A., Ebesutani, C., Andrews, L. A., ... ve Harris, P. L. (2016). Training children’s theory-of-mind: A meta-analysis of controlled studies. Cognition, 150, 200-212.
Kayım, F. ve Ayaz, M. (2019). 3-4 yaş grubu çocuklarda benlik kavramı ve ebeveyn tutumlarının cinsiyetler açısından karşılaştırılması. İstanbul Aydın Üniversitesi Dergisi, 11(3), 241-254.
Korkmaz, B., Njiokiktjien, C. ve Verschoor, C. A. (2013). Children’s social relatedness: an embodied brain process. Environment, 20, 553-557.
Nelson, K. (1996). The emergence of the projective mind. Nelson K. (Ed.), Language in cognitive development: The emergence of mediated mind içinde (ss. 292-322). Cambridge University Press.
Onur, B. (2011). Gelişim Psikolojisi. İmge Kitapevi Yayınları.
O’Reilly, J. ve Peterson, C. C. (2014). Theory of mind at home: Linking authoritative and authoritarian parenting styles to children’s social understanding. Early Child Development and Care, 184(12), 1934-1947.
Pavarini, G., de Hollanda Souza, D. ve Hawk, C. K. (2013). Parental practices and theory of mind development. Journal of Child and Family Studies, 22(6), 844-853.
Pears, K. C. ve Fisher, P. A. (2005). Emotion understanding and theory of mind among maltreated children in foster care: Evidence of deficits. Development and Psychopathology, 17(1), 47-65.
Perner, J., Ruffman, T. ve Leekam, S. R. (1994). Theory of mind is contagious: You catch it from your sibs. Child Development, 65(4), 1228-1238.
Premack, D. ve Woodruff, G. (1978). Does the chimpanzee have a theory of mind? Behavioral and Brain Sciences, 1, 515-526.
Rockmore, T. (1997). Cognition: An introduction to Hegel’s phenomenology of spirit. University of California Press.
Shaffere, A. J. (1991). Bilinç, ruh ve ötesi, İz Yayıncılık.
Timoçin, D. (2021, 11 Mart). Corona virüsü pandemic ilan edileli bir yıl oldu. Amerika’nın Sesi. https://bit.ly/3ytwxnV
Vygotsky, L. S. (1998). Düşünce ve dil. (S. Koray, Çev). Toplumsal Dönüşüm Yayınları.
Walker, S. (2005). Gender differences in the relationship between young children’s peer-related social competence and individual differences in theory of mind. Journal of Genetic Psychology, 166, 297-312.
Wellman, H. M., Cross, D. ve Watson, J. (2001). Meta-analysis of theory-of-mind development: The truth about false-belief. Child Development, 72, 655-684.