Polivagal Teoriye Kısa Bir Bakış
Nagihan Havuş
Sosyolog
Otonom Sinir Sistemi Üzerine
Gün içinde bedenimiz inanılmaz bir dakiklikle ve muhteşem bir organizasyonla bizi ayakta tutar. Evrimsel olarak gelişerek bugünün tüm işlerini halledebilmek için en kadimden en yeni yapıya kadar her bölüm birlikte çalışır. Çoğu zaman bedenimizde neler oluyor fark etmeyiz. Ancak bir yerimiz ağrıdığında ya da vücudumuzun bir bölümünde işlevsel bir bozukluk olduğunda varlıklarını hatırlar ve sorunun nereden kaynaklandığını fark ederiz. Gün içinde bu kadim bilgi deposu bizi nasıl ayakta tutacağını bizim bilincimizin ötesinde bir farkındalıkla yönetir. Güvende olup olmadığımız bilgisine hakimdir. Tehlike anında nasıl davranacağını bizim varlığımızdan daha önce oluşturduğu bir kolektif bellek yardımı ile ortaya koyar. Bu özellik tüm memelilerle paylaştığımız bir özelliktir ve milyonlarca yıl önce evrimleşmiştir. Bu otonom sinir sisteminin görevlerinden yalnızca bir tanesidir.
Otonom sinir sistemi çevresel sinir sisteminin bir bölümüdür ve iç organların işlevlerini yönetmekten sorumludur. Bu sistem isteğimizin dışında çalışır. Kalp ritmi, sindirim, solunum ve cinsel uyarım gibi çok sayıda vücut işlevini düzenler. Otonom sinir sistemi homeostazı (dengeleşim) düzenlemek amacıyla vücuttaki bütün organların uyum içinde ve doğru çalışmasından sorumludur. Farkında olmasak da vücudumuzdaki bütün hücreler hayatta kalmak için sürekli olarak belirli bir düzende çalışır. Özetle otonom sinir sistemi, bedenin zihinle bağlantısını oluşturan parasempatik ve sempatik sinir sistemi şeklinde ikiye bölünmüş bir ana hat olarak çalışır. Vücudun organize bir şekilde davranmasında, tehlikeli durumları ayırt etmemizde önemli rol oynar (Taybaş, 2016).
Polivagal Teori
Polivagal teori klasik otonom sistemine yeni bir bakış açısı sunmaktadır. 1994 yılında Chicago’daki Illinois Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün yöneticisi olan Dr. Stephen Porges tarafından ileri sürülen Polivagal teori, otonom sinir sisteminin ikili (parasempatik ve sempatik) olarak tanımladığı sistemi üçe ayırır (bkz., Akçalı, 2020).
Polivagal teori insan bedeninin evrimsel süreçte çenesiz balıklardan memelilere uzanan ve milyarlarca yıldır birbiri üzerine eklenen sinir sisteminden bahseder. Bu yapıyı davranışlarımızın, hislerimizin ve farklı durumlarda çeşitlilik gösteren yeni cevaplar üretebilmemizin destekçisi olarak tanımlar. Zaman içinde evrimleşen vagus siniri üzerine odaklanır (van der Kolk, 2019).
Porges’in teorisine göre insanlarda üç nöral alt sistem bulunur. Bu sistem, sinir sisteminin karmaşık duygu ve davranışlarını destekler. Evrim basamakları bakımından en eski olan parasempatik kol, erken balık döneminden türemiştir. Sinir sisteminin bu kolu hareketsizlik, metabolizmanın korunması ve sistemin kapanmasından sorumludur. Bedendeki iç organların hareketlerini yönetir. Günümüzden 3000 milyon yıl önce sürüngenler döneminde evrimleşen ikinci sistem ise sempatik sistemdir. Bu sistemin işlevi hareket ve -savaş ya da kaç tepkisinde olduğu gibi- güçlendirilmiş eylemlerdir ayrıca uzuvlar ile ilgili eylemleri düzenlerler. Üçüncü ve filogenetik olarak en yeni sistem, (yaklaşık 80 milyon yıl önce) sadece memelilerde bulunan ve en çok primatlarda gelişen sosyal sinir sistemidir. Karmaşık toplumsal yapıların anlamlandırılması, oluşturulması ve bağlanma davranışlarını yönetir. Parasempatik sistemin memeli vagus (akıllı vagus) sinirini yöneten dalıdır. Bu sistem boğaz, yüz, orta kulak, kalp ve akciğerlerdeki istemsiz kaslardan sorumludur. Duygu durumumuzun farkında olabilir ve duygu aktarımı gibi karmaşık mesajları bu sistem sayesinde başkalarına iletebiliriz. Aynı zamanda bu sistem sayesinde ilişkileri, bağlanmayı ve bağlılıkları düzenleyebilir, duygusal aklımızı yönetebiliriz (Levine, 2018).
Parasempatik ve sempatik sinir sistemleri vücudumuzun eski ve otomatik olarak devreye giren sistemleridir. Her insan korktuğu anlarda mutlaka bir yerde donma tepkisi ya da savaşma tepkisini yaşamıştır. Milyonlarca yıldır var olan bu sistem tehlikenin algılanması ile birlikte henüz bilincimizin ne olduğunu anlamasından milisaniyeler önce sinir sistemimizin olaya karşı tepkilerini hazırlar. Bu tepkiler bir halat gördüğümüzde ya da çok büyük bir patlama sesi duyduğumuzda -bu örnekler çoğaltılabilir- ortaya çıkabilirler. Korktuğumuzda birden ne olduğunu anlamadan saldırıya geçmemiz sempatik sinir sisteminin devreye girmesi ile olur. Bir araba kazasında kilitlenip kalmak, etraftaki seslere tepki verememek de parasempatik sistemin devreye girdiğini gösterir. Böyle durumlara dair bir şey hatırlamadığımızdan ya da anlam veremediğimizden bahsederiz. Çünkü bilinç düzeyinde tepki vermeye kalmadan beynin tehlike alarmı ile birlikte tehlikenin boyutuna göre çoktan kaç-savaş ya da donma savunma sistemi içine girmişizdir.
Eğer güvenli bir ortamda olduğumuzu düşünüyorsak, sosyal sinir sistemi kaç-savaş tepkisini yöneten daha ilkel limbik ve beyin kök yapılarını engeller. Rahatsızlık duyduğumuz anlarda güvendiğimiz birinin bize durumu açıklaması durumunda da aynı mekanizma işler. Tıkırtıdan korktuğumuzda ev arkadaşımızın duyulan sesin kediye ait olduğunu söylemesi bizi rahatlatır ve o sesi ayırt edebilmemizi sağlar ya da şimşek çaktığında ve annemiz bunun sıradan bir olay olduğunu söylediğinde güvende olduğumuzu hissederiz. Çünkü çocukların tek başlarına kaç-savaş ya da donma sistemleri ile yaşamda kalabilme olasılıkları düşüktür. Bu nedenle memelilerle paylaştığımız, günümüze kadar aktarılan bu “hayatta kalma mirası” bakım verenler tarafından karşılanır (bkz., Levine, 2018).
“Bunlara bağlılık davranışları adı verilir. Güvenlik amaçlı bağlılık bugün bizim de içinde bulunduğumuz tür grubunun -genel memeli ve primatların- av olmaya karşı hayatta kalma stratejisidir. Tehditle sürü halinde mücadele ederken bireyin “yakalanma” ihtimali de azalır. Ayrıca kendi grubunuzdan biri sizi tehdit ediyorsa kaçmadan ya da savaşmadan önce “arayı düzeltmeyi” deneriz” (Levine, 2018, s. 134).
Tam burada sosyal sinir sistemi yani en gelişmiş sistem devrededir. Bu sistem sayesinde tehlikeyi yeniden değerlendirir ve çözüm arayışına gireriz. Topluluktan kopmadan birlikte tehlikelere karşı savaşmanın kazancının farkındayızdır. Uzlaşmayı seçer ve daha ilkel olan sempatik sinir sistemini -kaç-savaş tepkisini- devre dışı bırakırız.
“Ancak tüm ‘toplum-yanlısı’ davranışlar tehdit durumunu ortadan kaldırmazsa daha az gelişmiş sistem devreye girer ve kaç-savaş tepkimizi harekete geçiririz” (Levine, 2018, s. 132).
En son adımda ise eğer bu iki sistem de probleme yanıt vermez ve yaşamsal bir tehdit olduğunu sezersek kapanmayı, hareketsizliği yöneten parasempatik sistem devreye girer. Sistemi kapatır ve tüm tepkisel faaliyeti durdurur. Tehlike karşısında adeta donup kalırız.
Bu sistemler öylece tetiklenmezler. Beyinde duman detektörü görevi gören amigdala, çevredeki potansiyel riskleri değerlendirir. Eğer bir tehdit algılarsa otonom sinir sistemini devreye sokacak olan hipotalamusa ve beyin sapına anlık mesaj gönderir. Amigdala ön loblara göre bilgiyi daha hızlı alır, işler ve biz bilinçli olarak tehlikenin farkına bile değilken gelen bilginin yaşamımızı tehdit edip etmediğine karar veririz (van der Kolk, 2019). Bu sürece nörosepsiyon denir.
Eğer bedenimiz güvenli koşullardaysa yüz kasları spontanedir ve aynı zamanda rahattır. İç organlar dengededir. Ses ölçülü, bakışlar sıcak ve canlıdır. Kalp atışları yetmişlerin ortalarında dingin bir ritimle atar. Nefes rahat, eller ılık, iç kulak rahat ve yüz kasları hareketlidir. Arkadaşlarımızla buluştuğumuzda, anne babamızla sohbet ederken veya çocuğumuzu beslerken olan günlük tavrımızda bu sinir sistemi devrededir. Bir tehlike anında eğer sempatik sinir sistemi devreye girdiyse boyunda kasılma, duruşun katılaşması, gerginlik, genel bir hareketlilik hali, kalp ritminde artış, göz bebeklerinin genişlemesi, kesik kesik soluma, özellikle parmak uçlarının maviye çalması (hipoksi) gözlemlenebilir. Kapanma durumunu yaşayan bir insanın ise gözleri sabit ve boş bakar, nefes alması belirgin bir şekilde yavaşlar, göz bebekleri daralır. Ayrıca teni hastalıklı bir gri ya da beyaz renk alır (bkz., Levine, 2018).
Kapanma/donma genelde yaşamsal tehdit olduğunda ortaya çıkmaktadır. Yaşam tehlikede sinyali bedeni kilitler ve beden felce benzer bir koruma sistemi içinde kapanır. Tehlike anlarında yaşamsal tehdit yoksa kaç-savaş sistemi devreye girer (Levine, 2018).
Bu sinir sistemi parçalarının günlük yaşamda da karşılıkları vardır. Yalnızca yaşamsal tehdit ya da tehlike anlarında kullanılmazlar. Gün içinde birbiri ardına ya da birlikte aktive olurlar. Birlikte bedenin sorunsuz işleyişinin kontrolünden sorumludurlar. Dinlenme, sakinleşme, rahatlama işlevlerinden parasempatik sistem sorumlu iken, harekete geçmeden ve hareketten sempatik sinir sistemi sorumludur. Sosyal sinir sistemi ise iletişim, sosyalleşme, bağlanma gibi toplumsal konular ile ilgilenmektedir. Futbol oynamak, dans etmek gibi aktiviteler sosyal sinir sistemi ile sempatik sinir sisteminin birlikte çalıştığının göstergesidir. Meditasyon veya dinlendirici aktiviteler ise sosyal sinir sistemi ve parasempatik sinir sisteminin birlikte çalıştığını gösterir (bkz., Taybaş, 2016).
Polivagal Teori Neden Önemlidir?
“Polivagal teori konusunun anlaşılması travma ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi bazı klinik rahatsızlıkların patofizyolojisinin açıklanması, yoğun stresin nasıl disosiyasyon (belli koşullar altında bazı düşünce ve eylemlerin bilincin geri kalan kısmından ayrılması ve farkındalık olmadan işleve girmesi) veya kapanma denen duruma sebep olabildiği veya beden dilinin okunması gibi konuların aydınlatılabilmesi açısından önem taşır. Aynı zamanda bu teori, sosyal davranışların kontrolü konusunda sorunlar yaşayan bireyler için uygulanabilecek yöntemlerde yeni bir örneklem oluşturmada kullanılabilir” (Akçalı, 2020).
Ayrıca polivagal teori bedenin kendini güvende hissetmediği durumlarda basit, ritmik hareketlerle sosyal sinir sisteminin tekrar devreye girebileceği, güvende hissedeceği (dans ve hareket terapisi, MBSR, MBCT gibi) yeni terapötik yöntemlerin nasıl işlediğini ortaya koymaya yardımcı olmuştur. Basit, hoş olmayan deneyimlerde dahi sert ve olumsuz tepkilerle karşılaştığımızda nasıl öfke ve kapanma dürtüleri geliştirdiğimizi, sakin ve neşeli ses tonlarının gevşeme ve açılmaya neden olduğunu açıklamaya yardımcı olmuştur. Yine bu teori sayesinde yoga, dans ve meditasyon gibi sosyal sinir sistemimizi destekleyen aktivitelerin olumsuz deneyimlerimizle başa çıkmaya ve dayanıklılığımızın artmasına nasıl katkı sağladığını anlamlandırmamızı kolaylaştırmıştır. Bununla birlikte, polivagal teorinin travma gibi modern hayatın her alanına nüfuz eden bir olgu ile başa çıkmak için yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
Kaynaklar
Akçalı, İ. (2020, 17 Şubat). Polivagal teori. Sinirbilim. Erişim Adresi: https://sinirbilim.org/polivagal-teori/
Levine, P. A. (2018). Dile gelmeyen bir sesle: Beden nasıl travmadan kurtularak iyileşir? (1. Baskı). Butik Yayıncılık, 132-140. (Orijinal çalışma basım tarihi 2010).
Taybaş, Ç. (2016, 29 Şubat). Otonom sinir sistemi. Sinirbilim. Erişim Adresi: https://sinirbilim.org/otonom-sinir-sistemi/
Van der Kolk, B. A. (2019). Beden kayıt tutar: Travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden. Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 2014).