Zeynep Büyükkeser
Psikoloji Bölümü Öğrencisi
Lumière Üniversitesi Lyon 2
Narsisizm kelimesi günlük hayatımızda negatif bir karşılık bulur. Kişinin kendini ön plana koyması ve kendine hayranlık duyması gibi genelde eleştirel karşıladığımız anlamlar taşır. Britannica Ansiklopedisi’nin (2019) açıklamasına göre, narsisizm kökenlerini Yunan mitolojisinde kendi görüntüsüne âşık olan ve bu aşkı yüzünden ölüme mahkûm olan Narcissus’un mitinden almıştır. Antik çağlarda, göz alıcı bir yakışıklılığı olan Narcisuss’un kendi yansımasını görmesi Tanrılar tarafından yasaklanmıştır. Kendisini hiç görememiş olan Narcissus neye benzediğini bilmiyordur. Bir gün nehir kenarında yürürken nehirde akan suda kendi yansımasını gören ama bunun farkında olmayan Narcissus, bu güzelliğe âşık oluverir. Bu yansımaya her dokunmaya çalıştığında suyun yüzeyinde kaybolan bu görüntüye bir türlü ulaşamaz. Âşık olduğu sevgilisine ulaşamamanın verdiği ıstırapla günden güne eriyip hayata veda eder. Ölümünden sonra ise vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. Psikanalitik bağlamda Narcissus kendi benliğini ve nasıl gözüktüğünü algılama şansını asla yakalayamamış bir bireydir. Tanrıların yasağı dolayısıyla kendisini etrafındaki nesnelerin gözünden görememiş olan Narcissus, kendi narsisizmini geliştirmek için muhtaç olduğu bu nesnelerin bakışlarından yoksun kalmıştır. Bu sebeple kendisini ilk defa gördüğünde yaşadığı büyülenmeyle kendisine dokunmaya, kendisiyle iletişim kurmaya çalışırken artık çok geç kalmıştır. Nesneyle iletişim kuramayan, nesne tarafından dokunulamamış ve hissedilememiş olan Narcissus yok olmaya mahkûmdur.
Psikolojide narsisizmin bu bağlamda ilk tanımı Alfred Binet tarafından “kişinin kendisini bir cinsel nesne olarak tanımlamasına bağlı bir fetişizm” olarak yapılmıştır (Binet, 2011). Bu andan sonra “narsisizm” kelimesi birkaç yazarın daha kitabında geçmiş olsa da günümüzdeki popülerliğini Freud’un libido üzerine yaptığı çalışmalarına narsisizm kavramını eklemesi ve bunun üzerine bir makale yazmasına borçluyuz. Freud (1905) psikanalitik bağlamda bu kavramı ilk defa ele aldığı “Cinsellik Üzerine Üç Deneme” kitabında eşcinsellerin aynı cinsiyetten bir partner seçmesiyle narsisizm arasında yakın bağlantılar olduğunu savunmuş ancak psikanalitik çevrelerde kavramın yaygınlaşması ve pek çok tartışmaya yol açmasıyla beraber anlamı ve kullanımı zaman içinde değişimlere uğramıştır.
Tarihsel sürecini kısaca özetlediğimiz bu kavramın literatürde kendine sağlam bir yer edinmesi Freud’un 1914’te “Narsisizm Üzerine” adlı makalesinin yayınlanması ile olur ve narsisizm kuramının temelleri böylece atılır. Freud, bu makalesinde “narsistik libido” kavramını ortaya atar. Libidoyu benliğin yaşam enerjisi olarak tanımlayan Freud, bu yaşam enerjisine kişinin yaşama tutunma ihtiyacı adına kendisine odaklanması sebebiyle narsistik libido adını verir. Freud’a göre normal narsisizm, bireyin kendisi, yakın çevresi ve çevresindeki diğer bireylerle uyumu ve çevresinin beklentilerini karşılayabileceği duygusunu yaşantılamasıdır (akt., Rozenblatt, 2002). Freud narsistik libido ve nesne libidosu kuramını açıklarken değindiği gibi, aslında kişinin narsistik bir yapılanmaya sahip olmaması için o kişinin gelişim döneminde narsistik ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Aksi takdirde başarısız veya eksik geçen bir narsisizm dönemi kişinin ileride patolojiler geliştirmesine sebep olabilir. Bu kısmı biraz açmak gerekirse, Freud kişinin kendini sevme tarzıyla başka insanları sevme tarzının birbiri ile bağlantılı olmasıyla beraber temelde farklı olduğunu ifade eder. Kişinin kendini sevme serüveni çevresinin ona sevilebilir ve değerli olduğunu hissettirebilmesiyle başlar. Yani bir bakıma, sevildiğimiz ve değer verildiğimiz kadar başkalarını sevebilir ve değer verebiliriz. Bu sebeple narsisizmden bahsederken narsistik libido, yani kişinin kendisi ile olan iletişimi ve nesne libidosu, yani kişinin nesne ile olan yakın ilişkisinden bahsederiz (Freud, 2013).
Psikanalizin kurucularından birçok önemli isim için bu kuram bir dönüm noktası olmuştur. Ferenczi makalesinde yeni doğmuş bebeğin dış dünyayı kendi benliğinden bağımsız ve farklılaşmış bir şekilde değil, kendisi ve egosu ile içkin bir hâlde algıladığını ifade eder (akt., de Parseval, 2007).
Melanie Klein, bebeğin dış dünyanın farkındalığını kendi egosunun anneye yansıtılması üzerinden inşa ettiğini ifade eder ve dış dünyanın gerçekliğine bu şekilde ulaştığının altını çizer. Öte yandan Melanie Klein kendi kuramında bu monist (tekçi/birci) anlayışı reddeder ve bebeğin, egosu ile dış dünyanın ayrıksılığını fark eder bir pozisyonda olduğunu iddia eder (akt., Segal, 2000). Çağdaş psikanalistlerden Roussillon (2005) ise, “özdüşünümsellik prensibi” (principe de réflexivité) ile iki kuram arasında bir orta bir yol bulur. Roussilon’a göre (2005) kişinin narsisizm inşasında narsistik libido ve nesne libidosunu birbirine bağlayan üç boyut vardır: Görülmek, duyulmak ve hissetmek. Özdüşünümsellik prensibi, kişinin kendi iç dünyasını karşısındaki nesnenin iç dünyası aracılığıyla inşa etmesi fikrinden yola çıkar. Bu da demektir ki, bebek kendi iç dünyasını ve dolayısıyla psişizmini inşa ederken bunu ancak ve ancak bakım vereni, yani nesnesi aracılığıyla yapabilir. Anne, bebek için bir bakıma kendi varlığının uzantısıdır ve kendisinden tamamen farklı değildir (Penot, 2009). Bebek anneye bakarken kendinin bir yansımasını, kendine dair olanı arar, ancak anneyle tam bir kaynaşım hâlinde olmadığının da farkındadır. Karşısındakinin kendisinden ayrı bir birey olduğunun farkındadır ve annenin psişesi üzerinden bebek kendininkini inşa edecektir. Bu sebeple Roussillon’a göre, anne bebekten ne tamamen ayrışmıştır ne de bütün bir kaynaşım hâlindedir. Yazar anne ve bebek arasındaki bu sıra dışı ilişkinin bu üç prensibe uygun olarak gelişmesinin kişinin “sağlıklı” bir narsisizm geliştirebilmesi için gerekli olduğunu ifade eder (Roussillon, 2005).
Bebeğin narsisizm döneminde hareketlerinin, jest ve mimiklerinin görülmesi ve bunlara tepki verilmesi bebeğin görüldüğünü hissetmesinde önem taşır. Örneğin, görünmez olduğunu hisseden bebeğin yaşadığı narsistik acı, ileride sürekli ön plana çıkmak ve sürekli varlığını baskın kılmak ile ilgili endişelere dönüşebilir. Aynı şekilde sözleri dinlenmeyen, ağlaması duyulmayan çocuğun ileride sözlerinin dinlenmesiyle ilgili bir patolojisi ortaya çıkabilir. Bunun için söylediklerinin duyulduğundan emin olmak için sürekli cümleleri tekrar etme takıntısı ortaya çıkabilir. Günümüzde, Freud’un libido teorisinin alanını genişleterek ergenliğe de kapı açan Rousillon, narsistik libido ve nesne libidosu arasındaki bağlantıyı ergenlikte de görmenin mümkün olduğunu açıklamıştır. Rousillon’a (2010) göre, bu dönemde iki libido arasında bir çatışma ortaya çıkar. Şu ana kadar narsisizmi için nesneden beslenen kişi, bu dönemde nesneye, yani ebeveynlerine sırtı dönük biçimde kendi narsisizmini tekrar inşa etme arayışına girecektir. Şu ana kadar idealize edilen ve kahramanlaştırılan aile bireylerinin de yanlışlar yaptığını, idealize edildikleri kadar kusursuz olmadığının farkına varan birey araya bir mesafe koyarak veya aile bireylerini gözünde değersizleştirerek karşılık verebilir.
Ergenlik döneminde yadsınamaz bir değeri olan bu çatışmanın temelinde aslında kişinin şu ana kadar kişiliğini oluşturmak için beslendiği ailevi bağlara olan derin ihtiyacı ile başkalarından sıyrılma ve kendi özgün kimliğini oluşturma çabası yatar. Kişi etrafındakiler ile bağ kurmaya ve yakınlaşmaya oldukça ihtiyaç duyarken aynı zamanda bu bağlantılar kişinin özgün ve bağımsız karakterini etkilemeye yatkındır. Rousillon’a (2005) göre, ergenlikteki madde bağımlılığı narsisizm ile yakından ilişkilidir. Uyuşturucu madde kişiyi rahatlatma veya mutlu etme görevi görürken karşılığında hiçbir şey talep etmez. Öte yandan insanlarla olan ilişkiler bir karşılıklılık temelinde gerçekleşir. İki tarafın da karşılıklı olarak yerine getirmesi gereken sosyal ve ahlaki sorumluluklar vardır. İlişkinin devamlılığı iki kişi arasında bu sorumlulukların yerine getirilmesine bağlıdır. Kişi ergenlik döneminde bunu özerkliğine bir saldırı olarak yorumlayabilir. Narsisizmle bağlantılı olarak ergenlikte ortaya çıkan patolojilerden birini de duygusal ilişkiler merceğinde inceleyebiliriz. Yine Freud’un libido teorisinden yola çıkarak ergenlik dönemindeki duygusal ilişkilere yoğunlaşan Rousillon, 2010 yılında yayınladığı “Ergenlikte Kişilik Hassasiyetleri” adlı makalesinde bireyin bu dönemde kendi narsisizmini inşa ederken ebeveynleri için yarattığı imajın aslında gerçeği yansıtmadığını fark eder. Ergen kişi, yarattığı yanılsamanın kırılmasıyla beraber ilk nesnesinden uzaklaşır. Sonucunda, ilk defa başka bir aşk objesiyle, ilk sevgilisiyle tanışır. Kişi bu dönemde ihtiyaç duyduğu aidiyet duygusu ve bağlanma ihtiyacının tümünü bu nesne ile karşılamak ister. Bu sebeple ergenlikteki ilk aşk karşı tarafa tamamıyla bir bağımlılık içerebilir ve bağın kopması ihtimaline karşılık olağanüstü bir hassasiyet baş gösterebilir. Aileden sonra ilk defa bu kadar yatırım yaptığı ve idealize ettiği nesne ile ayrılık ise, yatırımın ve duyguların yoğunluğu sebebiyle kişide büyük bir narsistik “yara”ya sebep olabilir. Bu narsistik yaranın kişi üzerindeki etkisi çok büyük olacaktır. Acıyla baş etmek için intihar girişimi veya madde kullanımına başvurulması bile olasıdır. Ebeveynden sonra karşılaşılan ilk aşk nesnesini idealize etmek, varlığını ona dayandırmak ve onda anlam bulmak kişiyi savunmasız hissettiği bir pozisyona sokabilir. Karşılaşılan aşk nesnesine yüklenen semboller, onunla anlamlanan imgelerin hepsi ayrılıkla beraber kaybolmaya başlar. Bütün bu yoğun sürecin sağlıklı bir şekilde sindirilmesi ve anlamlandırılması kişinin karakter gelişiminde kilit bir rol oynar, ancak şu da söylenebilir ki aşkın her türlü şeklinde bir bütünleyicilik bulunabilir. İnsan kendisinde olmayanı başkasında bulmak isteyen bir varlıktır. Bu sebeple kişi karşısındaki nesneye yatırım yaparken aslında kendi narsisizmine de yatırım yapar diyebiliriz. Böylece kendisinde olmayanı diğerinde bularak kendisini de bütünler.
Bu yazıda bebeğin dış dünya ile olan ilişkisini ilk nesnesi aracılığıyla nasıl inşa ettiğini, bu ilişki üzerine çağdaş psikanalistlerin pozisyonlarını kısaca ifade etmeye çalıştım. Bu konuyla ilgili kavramları açıkladıktan sonra, bu ilişkinin bebeğin dünyasında nasıl bir yankı uyandırdığını ve kişinin erişkin ve yetişkin döneminde yol açabileceği patolojileri kısaca açıklayarak kuramın önemine değindim. Psikanalitik kuramın en temel ögesi olan özne-nesne ilişkisinin kişinin yaşamının ilerideki safhalarında nasıl bir etkisi olabileceğini ifade ederek aslında bu ilişkinin önemini bir kez daha vurgulamak ve bu ilişkinin kişinin geleceğiyle ilgili yakın temasına dikkat çekmek istedim.
Kaynaklar
Binet, A. (2011). Le fétichisme dans l’amour (nouvelle édition de l’article paru originellement dans 2 numéros de la Revue philosophique, 1887, p. 143-167 et 252-274), A. Béjin. Payot, coll. Petite Bibliothèque Payot.
de Parseval, C. (2007). De Ferenczi à Winnicott: le « nourrisson savant » et le faux self. Coq-héron, 2(2), 122-141.
Encyclopedia Britannica. (2019). “Narcissus”. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Narcissus-Greek-mythology (Erişim Tarihi: 2 Ağustos 2021).
Freud S. (1905). Trois essais sur la théorie sexuelle, trad. franç., Gallimard.
Freud, S. (1914). On Narcissism: An Introduction. J. Strachey et al. (Çev.), The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud (14) içinde (ss. 67-102). Hogarth Press.
Freud, S. (2013). XXVIe Leçon. La théorie de la libido et le narcissisme. Leçons d'introduction à la psychanalyse. Paris cedex 14, Presses Universitaires de France içinde (ss. 427-445).
Freud, S., Strachey, J. ve Richards, A. (1977). On sexuality: Three essays on the theory of sexuality and other works. Penguin Books.
Lapsley, D. ve Stey, C. (2012). Adolescent Narcissism. University of Notre Dame.
Penot, B. (2009). De l'idée freudienne de narcissisme primaire à celle de subjectivation, deux approches complémentaires en psychanalyse. Revue Française De Psychanalyse, 2(2), 487-503.
Roussillon, R. (2005, 12 Şubat). La Pensée Et La Réflexivité. https://reneroussillon.com/paradoxes/pensee-et-reflexivite-2005/
Roussillon, R. (2010). Précarité et vulnérabilité identitaires à l'adolescence. Adolescence, 282, 241-252.
Rozenblatt, S. (2002). In defence of self: The relationship of self- esteem and narcissism to aggressive behavior. (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Long Island: Long Island Üniversitesi.
Segal, H. (2000). Melanie Klein: développement d’une pensée (2. Basım). Presses Universitaires de France.