Psikolojik Cinsiyet Farklarının Evrimi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliklerinin Açıklanmasındaki Rolü
Hasan G. Bahçekapılı *
Psikolojik cinsiyet farklarını günümüzde rahatça konuşmak kolay değil. Özellikle bu farkların farklı yetiştirme tarzları ve ayrımcılık gibi sosyal sebepler dışında sebepleri olabileceğini düşünüyorsanız işiniz hiç kolay değil. İki güncel örnek verelim.
Google’da çalışan mühendis James Damore Google’ın zorunlu şirket içi çoğulculuk eğitimine tepki olarak Ağustos 2017’de “Google’ın İdeolojik Yankı Odaları” adlı memorandumu çevrim içi olarak yayınladı. Burada Damore mühendislik mesleği içinde kadınlara yönelik bir ayrımcılık olmadığını, kadınların temsil oranının düşük olmasının biyolojik temelli ilgi ve yetenek farklarından kaynaklandığını savundu. Bunun üzerine Google, şirket içinde cinsiyetçilik, ayrımcılık ve rahatsız edici ortam yaratmak gerekçesiyle Damore’un işine son verdi.
Eylül 2018’de Pisa Üniversitesi’nde görevli olan fizikçi Alessandro Strumia CERN’deki bir çalışma grubunda kısa bir sunum yaptı. Sunumda fizik mesleğinde işe alım, yayın yapma ve referans vermede kadınlara yönelik ayrımcılık olmadığını, tam tersine erkeklere karşı ayrımcılık olduğunu iddia etti ve meslekteki temsil oranları farkının biyolojik temelli yetenek ve ilgi farkları olabileceğini söyledi. Bunun üzerine CERN, kurum içi ilişkilerde saygı ve çoğulculuğun önemine vurgu yaparak Strumia’nın “ziyaretçi profesör” statüsündeki işine son verdi.
Özel şirketlerin şirket içi kararlarının doğruluğunu sorgulamak belki bize düşmez. Fakat ilginç olan şey anlatılan durumlardaki iki kişinin de söylediklerinin bilimsel olarak desteklendiğini iddia etmeleriydi. Nitekim bu konularda uzman sayılabilecek olan sosyal psikolog Lee Jussim, nörobiyolog Debra Soh ve evrimsel psikologlar David Schmitt ve Geoffrey Miller açıklama yaparak Damore’un ve Strumia’nın iddialarının bilimsel açıdan savunulabilir olduğunu söylediler. Fakat havada uçuşan ayrımcılık ve cinsiyetçilik suçlamaları arasında bu destek çıkışları fazla yankı bulmadı.
Bu yazıda önce psikolojik cinsiyet farklarının iddia edilen biyolojik temellerinin ne olduğuna ve bunların bir şekilde Evrim Teorisi’ne bağlanıp bağlanamadığına bakacağız. Arkasından evrimsel temelli bu farkların mesleki temsil oranlarındaki farklar gibi toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ne ölçüde açıklayabileceği sorusunu ele alacağız. Varacağımız sonuçlar Damore ve Strumia’yı haklı çıkarır nitelikte olacak.
Psikolojik Cinsiyet Farklarının Evrimsel Temeli
Bu kısımda psikolojik cinsiyet farklarının evrimsel temeliyle ilgili literatürü üç soruya odaklanarak inceleyeceğiz:
1. Evrimsel mantık cinsiyet farkı bekler mi?
2. Cinsiyet farkı gerçekten var mı?
3. Farkların gerçekten evrimsel sebeplerle çıktığını düşünmek için sebep var mı?
Bu soruları cevaplamak için şu ölçütleri kullanacağız:
1. Evrimsel mantık derken kastettiğimiz teori Darwin'in Cinsel Seçilim Teorisi ve Trivers'ın Ebeveyn Yatırımı Teorisi olacak. Bu teoriler cinsiyetler arası (özellikle erkekler arası) mücadelenin, çocuk bakımının gerektirdiği sosyal becerilerin ve kadınların cinsellikle ilgili tercihlerinin cinsiyetler arasında psikolojik farkların evrimleşmesine neden olacağını öngörür.
2. “Cinsiyet farkı var mı?” sorusuna cevap verirken etki büyüklüğü denen istatistiksel ölçümü temel alacağız. Buna göre bulunan cinsiyet farklarını küçük, orta, büyük ve çok büyük olarak sınıflandıracağız.
3. Bulunan cinsiyet farkının evrimsel sebeplerle ortaya çıkıp çıkmadığına karar verebilmek için birkaç tür veriyi göz önüne alacağız. Farkın diğer memeli türlerinde de görülüyor olması, değişik kültürlerde görülüyor olması, gelişimsel süreçte erken bir dönemde ortaya çıkıyor olması, cinsiyet hormonlarından etkileniyor olması ve adaptif özellikler gösteriyor (yani üreme başarısını arttırıyor) olması evrimsel bir temele sahip olduğu iddiasının gerekçesi olacak.
Şimdi sırasıyla erkekler arası mücadeleye dayalı farklara, sosyal beceriye dayalı farklara ve kadınların cinsel tercihleriyle ilgili farklara bakalım.
Erkekler Arası Mücadeleye Dayalı Farklar
Trivers’ın Ebeveyn Yatırımı Teorisi’ne göre yavruya daha fazla yatırım yapan cinsiyet eş tercihinde daha seçici olur, daha az bakım yapan cinsiyet ise kendi arasında daha mücadeleci olur. İnsanlarda yavruya daha az yatırım yapan cinsiyet erkek olduğu için bunun erkek psikolojisini daha mücadeleci olacak şekilde biçimlendirmiş olmasını bekleriz. Birkaç başlık altında bunun gerçekten böyle olup olmadığına bakalım.
1. Cinsiyet içi saldırganlık, şiddet ve baskınlık
Yukarıda bahsettiğimiz gibi evrimsel mantık daha fazla mücadeleci olmanın bir sonucu olarak erkeklerin daha saldırgan olmasını bekler. Erkeklerdeki durumun tersine, kadının sağlığının yavrunun hayatta kalma şansı açısından kritik öneme sahip olması yüzünden evrimsel mantık kadınların fiziksel saldırganlık gibi riskli davranışlara daha seyrek girmesini bekler.
Araştırmalar saldırganlığın sebebi olan öfke hissi bakımından ve fiziksel olmayan saldırganlık bakımından kadınlarla erkekler arasında önemli bir fark olmadığını gösteriyor. Fiziksel saldırganlık bakımından orta düzeyde fark; silahlı saldırganlık, şiddet içeren bilgisayar oyunları oynama ve intikam alma bakımından büyük fark; cinayet işleme oranı bakımından ise arada çok büyük fark var. Yani evrimsel mantığın beklediği farkların var olduğunu görüyoruz.
Peki bu farkların evrimsel sebeplerle ortaya çıktığını düşünmek için ne gerekçe var? Öncelikle tamamen tek eşli olmayan üreme tarzına sahip birçok primat türünde benzer cinsiyet farkları görülüyor. Mesela erkek şempanzeler dişi şempanzelerden çok daha saldırgan. Testosteron seviyesiyle saldırganlık arasında pozitif korelasyon hem erkeklerde hem kadınlarda görülüyor. Korelasyonel verilerin yanında deneysel araştırmalar da bu ilişkiyi destekliyor. Mesela dışarıdan testosteron verilen kadınlar, kontrol grubundaki kadınlarla karşılaştırıldığında, öfkeli ifadeye sahip (yani tehdit içeren) suratlara daha uzun süre bakıyorlar. Son olarak, fiziksel saldırganlıkta cinsiyet farkının en büyük olduğu dönem geç ergenlik. Bunun eş bulma ve üreme girişimlerinin başladığı dönem olduğunu göz önüne alacak olursak erkek saldırganlığının gerçekten adaptif bir amaca hizmet ettiği, yani evrimsel bir temele sahip olduğu tezi oldukça ikna edici hâle gelir.[1]
2. Dürtüsellik ve risk alma
Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde evrimsel teori eş bulabilmek amacıyla erkeklerin psikolojisinin daha dürtüsel ve risk almaya daha eğilimli olacak şekilde evrimleşmiş olmasını bekler. Hem ölçek araştırmaları hem de davranışsal araştırmalar bu beklentiyi doğruluyor: Erkeklerde dürtüsellik daha yüksek, kadınlarda davranış kontrolü daha yüksek ve farklar büyük.
Kritik sorumuz gene aynı: Bu farkların evrimsel sebeplerle ortaya çıktığını düşünmek için ne gerekçe var? BBC’nin sponsor olduğu 53 kültürlü bir araştırma bütün kültürlerde erkeklerin daha fazla risk aldığını gösteriyor. 76 ülkeyi içeren daha yeni bir araştırmaya göre ülkede toplumsal cinsiyet eşitliği arttıkça kadınlarla erkekler arasındaki risk alma istekliliği farkı büyüyor. Yani toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin azalması psikolojik cinsiyet farklarını küçültmüyor, tam tersine büyütüyor. Buna ek olarak hem korelasyonel hem deneysel çalışmalar laboratuvarda oynanan ekonomik oyunlardaki risk alma davranışıyla testosteron düzeyi arasında pozitif ilişki olduğunu gösteriyor. Bunun bir muhtemel sebebi testosteron verilen kadınların cezaya duyarlılıklarının azalması. Son olarak, erkekler laboratuvarda bir kadınla yalnız kaldıklarında daha fazla risk alıyorlar; kadınlara bir bebek resmi gösterildiğinde ise daha az risk alıyorlar. Bütün bu bulgular risk almadaki cinsiyet farklarının da adaptif bir amaca hizmet ettiğini düşündürüyor.
3. Görsel-mekânsal yetenek ve nesne yeri hafızası
İnsan cinsi evrimsel tarihinin çok büyük bir kısmını avcı-toplayıcı gruplar hâlinde geçirmiştir. Ağırlıklı olarak erkekler avcılık, kadınlar toplayıcılık yapmıştır. Hem avcılığın gerektirdiği beceriler hem de erkeklerin eş bulabilmek için daha büyük alanlarda dolaşmasının gerekmesi nedeniyle erkeklerin çoğu mekânsal ve yer-yön becerileri bakımından kadınlardan daha iyi olmasını bekleyebiliriz. Benzer şekilde, toplayıcılığın daha küçük bir alandaki durağan nesnelerin yerlerini hatırlamayı gerektirmesi yüzünden kadınların nesne yeri hafızasının daha iyi olmasını bekleyebiliriz.
Mekânsal beceri testlerinin çoğunda erkeklerin daha iyi performans gösterdiği uzun zamandır biliniyor. Mesela zihinde döndürme testinde (mental rotation test) katılımcıya ekranda üç boyutlu bir cisim gösterilir bu cismin aşağıda verilen diğer cisimlerden hangileriyle aynı olduğu sorulur. Soruya cevap verebilmek için ilk verilen cismi zihinde döndürüp diğer cisimlerle örtüşüp örtüşmediğine bakmak gerekir. Bu testte erkekler lehine büyük bir cinsiyet farkı vardır. Testteki performansın gerçek hayattaki yol bulma becerisiyle pozitif korelasyon gösterdiği bilinmektedir. Nesne yeri hafızası testinde ise katılımcılara önce günlük hayattan aşina oldukları 20-30 nesne içeren bir ekran gösterilir ve bunu incelemeleri istenir. Birkaç dakika sonra aynı nesneler tekrar gösterilir fakat bu sefer bazılarının yeri değişmiştir. Katılımcıdan istenen hangi nesnelerin yerlerinin değiştiğini söylemesidir. Bu testte kadınlar lehine orta büyüklükte bir cinsiyet farkı vardır.
Son olarak bu farkların evrimsel bir temeli olduğunu düşünmemizi sağlayan bulgulara bakalım. Öncelikle erkeklerin mekânsal becerilerin çoğunda daha iyi performans sergilemesi diğer birçok memelide de görülüyor. Memeli türlerinde çok eşli üreme tarzı, geniş alanda dolaşma ve mekânsal beceriler arasında ilişki var. Ayrıca bugünün avcı-toplayıcı topluluklarında da erkekler lehine farklar var. Fakat nesne yeri hafızası farkı bütün kültürlerde görülmüyor. Zihinde döndürme testindeki cinsiyet farkları henüz bir yaşını doldurmamış bebeklerde de görülüyor. Yetişkinlerde bu fark testosteron düzeyiyle pozitif, östrojen düzeyiyle negatif korelasyon gösteriyor. Ayrıca çift-kör deneysel araştırmalar dışarıdan verilen testosteronun kadınlarda görsel-mekânsal beceriyi arttırdığını gösteriyor. Bütün bu bulgular cinsiyet farklarının evrimsel temelli olduğunu destekler nitelikte.
4. Nesne odaklı olma
Fiziksel sistemlerin nasıl çalıştığıyla ilgilenme ve fiziksel doğayı manipüle etme becerisi; alet yapımı, avcılık becerisi ve topluluk içinde statü kazanmayla ilişkilidir. Statü kazanmak ise bir erkeğin erkekler arası mücadelede öne çıkıp eş bulmasını ve üreme başarısını arttırmasını sağlar. Buna göre evrimsel mantık erkeklerin kadınlara göre daha nesne odaklı olmasını bekler diyebiliriz.
Bulgular bu beklentilerle büyük ölçüde örtüşüyor. Erkekler sistem kurmaya eğilim ölçeğinde kadınlardan daha yüksek puan alıyorlar. Mühendislik gibi nesne odaklı olan (insan odaklı olmayan) mesleklere erkekler daha çok yöneliyorlar. Bu alanlardaki farklar büyük.
Farkların evrimsel sebepler yüzünden ortaya çıktığı fikrini güçlendiren bulguları şu şekilde sıralayabiliriz: Erkeklerin nesne odaklı olması diğer primatlarda da görülüyor. Mesela erkek Afrika yeşil maymunları erkek çocuk oyuncaklarıyla, dişi maymunlar ise kız çocuk oyuncaklarıyla oynamayı tercih ediyorlar. Daha önce bahsettiğimiz 53 kültürlü araştırma erkeklerin her kültürde daha nesne odaklı olduğunu gösteriyor. 12 aylık erkek bebekler (kız bebeklerden farklı olarak) hareket eden bir yüze değil arabaya daha uzun süre bakıyorlar. Nesne odaklı olmanın derecesi çocukluk dönemindeki testosteron oranıyla korelasyon gösteriyor. Bu kızlar için de geçerli: Doğum öncesinde normalden fazla testosterona maruz kalmış konjenital adrenal hiperplazi hastalığından mustarip kızlar daha nesne odaklı oluyorlar.
Buraya kadar anlatılanlardan hareketle erkekler arası mücadeleye bağlı seçilim baskısının doğrudan veya dolaylı olarak birçok psikolojik cinsiyet farklılığının ortaya çıkmasına sebep olduğu sonucuna varabiliriz. Şimdi bir başka seçilim baskısının yol açtığı düşünülen cinsiyet farklarına bakalım.
Sosyal Beceriye Dayalı Farklar
1. Sosyal ilgi ve ilişkilerle ilgili farklar
Erkeklerin daha nesne odaklı olmasına paralel şekilde evrimsel mantık kadınların daha empatik ve insan odaklı olmasını bekler. Bunun sebebi erkeklerin daha büyük gruplarda daha kişisel olmayan ilişkiler kurmaları ve bu yüzden statü kazanmaya ve güç ilişkilerine ihtiyaç duymaları, kadınların ise daha az sayıda insanla daha yakın ilişki kurmaları ve bu yüzden empatiye ve dilsel olmayan ipuçlarını çözmeye ihtiyaç duymalarıdır.
Araştırmalar sosyal ilişkilere ilgi duyma bakımından kadınlar lehine büyük fark olduğunu gösteriyor. Yüzden duygu tanıma testi ve duygusal zekâ testi gibi sosyal beceri farkı ölçümlerde yine kadınlar lehine orta büyüklükte farklar çıkıyor. Grup içi liderlik becerisi farkları ise genellikle küçük: Grubun çözmesi gereken özel bir görev/problem olduğunda erkekler, yapılandırılmış bir görev olmadığında ise kadınlar daha iyi liderlik becerisi sergiliyorlar.
Son olarak evrimsel temel iddiasını destekleyen verilere bakalım. 12 aylık kız ve erkek çocuklarda ortaya çıkan yüz ve araba tercihi farkından yukarıda bahsetmiştik. Duygusal zekâ farkları da ergenlikten önce, 6-9 yaşlarında ortaya çıkıyor. Ayrıca duygusal zekâ testi ve gözlerden duygu okuma testindeki performans çocuklukta maruz kalınan testosteronla negatif korelasyon gösteriyor. Oyuncak tercihleri de (mesela kızlarda bebek, erkeklerde tren) iki cinsiyette de testosteron düzeyiyle ilişkili: Testosteron düzeyi ortalamanın üstünde olan kızlar daha erkeksi oyuncak tercihi gösteriyorlar.
2. Dil becerisiyle ilgili farklar
Dil insana özgü bir iletişim ve sosyal iletişim kurma biçimi olduğu için dil becerisi farklarını sosyal beceri farklarının uzantısı olarak görebiliriz. Bu açıdan okuma ve yazmadaki farklar da bunun yeni zamanlardaki uzantısı olarak görülebilir. Okuma ve yazma becerisindeki farklar kızlar lehine ve orta büyüklükte.
Dil becerisindeki farklar birçok değişik değişik kültürde okul çağındaki çocuklarda bulunuyor. Bu farkların testosteron düzeyiyle ilişkili olduğunu gösteren çeşitli bulgular var. Mesela bebeğin (cinsiyetinden bağımsız olarak) 3 aylıkken maruz kaldığı testosteron miktarı aynı bebeğin 30 aylıkken sahip olduğu kelime haznesiyle negatif yönde ilişkili. Dışarıdan testosteron almakta olan kadından-erkeğe transseksüellerde dil becerisinde azalma görülüyor. Tam tersine, klinik bir grupta testosteron düzeyi azaltılan kadınlarda dil becerisinde artma gözleniyor. Bütün bu bulgular evrimsel hipotezi kesin olarak desteklemese de en azından dil becerisi farklarının kısmen cinsiyet hormonlarından kaynaklandığını gösteriyor.
Bu kısa literatür taramasından hareketle vardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:
1. İnsanlarda psikolojik cinsiyet farkları var.
2. Bu farklar kısmen yetiştirme tarzı farklılıkları, cinsiyet rolleri stereotipleri gibi sosyal sebeplerden kaynaklanıyor olsa bile farkların oluşmasında biyolojik faktörlerin de katkısı var.
3. Biyolojik farkların evrimsel seçilim baskısından kaynaklandığını düşünmek için iyi sebepler var.
Yazının geri kalanında toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin açıklanmasında, özellikle de fen bilimlerindeki temsil oranlarının eşitsiz olmasının açıklanmasında, bu psikolojik farkların herhangi bir rol oynayıp oynamadığı meselesini ele alacağız.
Mesleki Cinsiyet Eşitsizlikleri ve Evrim
Kadınların ve erkeklerin meslek tercihleri arasında önemli farklar var. Erkekler fen bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM; Science, Technology, Engineering, Mathematics) alanlarında çok daha yüksek oranda temsil edilirken kadınlar sağlık, erken dönem eğitim (okul öncesi ve ilkokul) ve evden çalışma (HEED; Health Care, Elementary Education, and the Domestic Sphere) alanlarında çok daha yüksek oranda temsil ediliyorlar. Üstelik bu sıradan bir ayrışma değil. STEM alanlarındaki meslekler daha prestijli ve daha yüksek gelir sağlıyor. Bu yüzden bu ayrışmanın sebebi üzerinde uzun zamandır kafa yoruluyor. Geleneksel olarak akademik çevrelerde sosyal faktörleri öne çıkaran açıklama hâkim olmuş durumda. Buna göre kadınlar hem çocukluk dönemi boyunca STEM alanlarının kendilerine göre olmadığı yönündeki telkin yüzünden, hem de yetişkinlikte bu alanlara giriş sürecinde uğradıkları ayrımcılık yüzünden bu alanlarda kariyer yapmaktan vazgeçmek zorunda kalıyorlar. Fakat son yıllarda bu geleneksel açıklamanın yetersiz olduğuna işaret eden önemli bir literatür oluştu.
Bir alternatif açıklama kişisel tercihlerle ilgili: Kadınlar ve erkekler herhangi bir ayrımcılık yüzünden değil, hayat tercihleri farklı olduğu için STEM ve HEED alanlarına farklı oranlarda yöneliyor olabilirler. Yukarıda değindiğimiz gibi erkeler daha çok fiziksel nesnelere ve sistemlere, kadınlar ise daha çok insan ilişkilerine ilgi duyuyorlar. Bu ilgi farkı meslek alanlarındaki farklı temsil oranlarını doğrudan açıklama potansiyeline sahip. Yine yukarıda belirttiğimiz gibi bu ilgi alanı farklarının tamamen farklı yetiştirme tarzlarından kaynaklandığını düşünmek doğru değil. İlgi alanı farkları en azından kısmen evrimsel süreç tarafından şekillenmiş biyolojik bir temele dayanıyor.
Bir başka tercih farkı hayattaki önceliklerle ilgili. Kadınlar ailelerine ve arkadaşlarına daha çok vakit ayırabilecekleri meslekleri tercih ederken erkekler zamanlarının çok büyük kısmını alacak ve ailelerini ihmal etmelerine yol açabilecek kariyer tercihleri yapmakta daha istekli davranıyorlar.[2] Erkeklerin uzun dönemli ilişkilerde tercih edilen bir eş adayı olabilmelerinin şartlarından birinin başarılı bir kariyere sahip olmak olduğunu düşündüğümüzde bu tür bir hayat tercihi farkının da evrimsel bir temele sahip olabileceğini görebiliriz: Erkekler prestijli ve yüksek gelirli bir kariyere sahip olmanın gerektirdiği fedakârlıkları yapmakta daha istekli olacak şekilde evrimleştiler.
Elbette bilişsel yeteneklerdeki cinsiyet farkları da meslek dağılımı oranlarında rol oynuyor olabilir. Ortalama yetenekler arasındaki fark küçük olsa bile normal dağılımın uçlarına doğru gittiğimizde kadın-erkek farkı (istatistiksel bir zorunluluk olarak) büyüyecektir. Bu durum en uç düzeyde uzamsal yetenek gerektiren STEM alanlarında erkeklerin neden beklenenden çok daha yüksek oranda temsil edildiğini açıklayabilir. Benzer şekilde kadınların üstün empati yetenekleri neden insan ilişkilerinde başarılı olmayı gerektiren mesleklerde yoğunlaştıklarını açıklayabilir. Yine de belirtmek gerekir ki bu alandaki birçok araştırmacı ortalama yetenek farklarının toplumsal eşitsizliklerin açıklanmasında çok önemli bir rolünün olamayacağını düşünüyor. Daha önemli rolü oynayan muhtemelen meslek ve hayat tarzı tercihi farkları.
Son olarak, cinsiyet farklarını sadece ortalama puanlarda değil değişkenlik (ortalamadan sapma) puanlarında da görüyoruz. Erkek hayvanların hem fiziksel hem davranışsal özellikler bakımından daha fazla değişkenlik göstermesi Darwin’den beri biyologların vurguladıkları çok genel bir gözlem. Bunun muhtemel evrimsel sebebi (insanlar dâhil olmak üzere) birçok hayvan türünde dişilerin eş tercihlerinde erkeklerden daha seçici olması ve seçici olan cinsiyetin yüksek değişkenlik göstermesinin adaptif olmamasıdır. Bu genel gözlemi daha özel olarak STEM ile ilişkili yetenek puanlarında da görüyoruz. Mesela ortalama matematik yeteneği bakımından önemli bir kadın-erkek farkı olmamasına rağmen matematikte hem en yüksek hem de en düşük puanlar erkeklere ait oluyor. STEM alanları söz konusu olduğunda bizi ilgilendiren en yüksek puanlar olduğu için bu istatistiksel dağılım farkı mesleki dağılım farklarını kısmen açıklayabilir.
Mesleki Cinsiyet Eşitsizlikleri ve Ayrımcılık
Şu ana kadar mesleki cinsiyet eşitsizliklerinin açıklanmasında evrimsel temelli biyolojik farkların zannedilenden daha önemli bir rolü olabileceğini gördük. Peki bu eşitsizliklerin geleneksel açıklaması olan önyargı ve ayrımcılık, zannedilenden daha önemsiz bir rol oynuyor olabilir mi?
Geleneksel olarak kadın akademisyenler, kendileriyle aşağı yukarı aynı özelliklere sahip erkek akademisyenlere kıyasla, daha zor iş buluyor, daha zor terfi ediyor, daha az yayın yapabiliyor, daha az atıf alıyor ve daha az proje bursu kazanıyorlardı. Fakat kadınların temsil edilme oranının hukuk ve tıp gibi birçok prestijli akademik alanda erkeklere yetişmesi ve hatta geçmesi, sadece STEM alanlarında erkeklerin egemenliklerini korumaları, ayrımcılık açıklamasının tek başına yeterli olamayacağını gösteriyor.
Ayrıca son yıllarda Batı'da yapılan araştırmalar bu tür yanlılıkların önemli ölçüde kaybolduğunu gösteriyor. Kadınlar aleyhine ayrımcılığın devam ettiğini gösteren çalışmalar olduğu gibi herhangi bir ayrımcılığa rastlamayan, hatta erkekler aleyhine ayrımcılık bulan araştırmalar da var. Özellikle son yıllarda biriken bu bulgular yine kadınlar aleyhine ayrımcılığın temsil oranlarının farklılaşmasındaki ana sebep olamayacağını gösteriyor. Ana sebepler muhtemelen kadınlar ve erkekler arasındaki yazı boyunca bahsettiğimiz evrimsel temelli farklar. Yani nesne odaklı olmak gibi bilişsel tarz ve aileye öncelik vermek gibi hayat tercihi farkları.
Toplumsal Politikalar
Durum buysa yapılması gereken nedir? “Evrim kadını ve erkeği böyle yarattı.” deyip müdahale etmeye değmeyeceğini kabul etmek mi? Tabii ki hayır. Bilime ilgisi ve yeteneği olan kadın öğrencileri normal şartlarda düşünmeyecekleri STEM alanlarına girmeye teşvik etmek yapılabilecek şeylerden biri. Tabii aynı mantıkla, ilgisi olan erkek öğrencileri tipik erkek alanları dışında kalan alanlara girmeye teşvik etmek de yapılabilecek şeylerden biri. Burada önemli olan şey, erkeklerin de kadınların da geleneksel beklentilerden bağımsız olarak, gerçekten ilgilendikleri alanlara yönelmelerini mümkün kılacak, fırsat eşitliğini sağlayacak toplumsal politikaları oluşturmak. Temsil oranlarındaki cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmak asıl hedefimiz olamaz.
Son yıllarda Batı’da kurum içinde ayrımcılık karşıtı, çoğulculuk yanlısı zorunlu eğitimler vermek popüler hâle geldi. Fakat araştırmalar bu tür eğitimlerin fazla işe yaramadığını, hatta genellikle radikal ideolojik bir yön içerdiği için tepkiye neden olduğunu gösteriyor. Zaten cinsiyet ayrımcılığının Batı’da büyük ölçüde ortadan kalktığına dair bulgular güvenilirse, eşitsizliğin ortadan kaldırılması amacıyla ayrımcılığı hedef almak isabetli bir politika olmayacaktır.
Belki söylemeye bile gerek yok ama STEM alanlarındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla kadınlar lehine bilinçli ayrımcılık yapılması, kota koyulması da söz konusu edilmemesi gereken bir politika. Daha önce kadınlar aleyhinde ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle şu anda bir kadın birey lehine ve bir erkek birey aleyhine ayrımcılık yapmak, insanları ait oldukları gruba göre değil özerk bir birey olarak değerlendirmek gerektiğine dair liberal ahlak anlayışına ters düşer. Ayrıca geçmişteki haksızlıkların tersini yapmak geçmişteki haksızlıkları yok etmez; sadece dünyadaki toplam haksızlık sayısını arttırmış olur. Dahası, meslek alanlarına kadınlar için kotalar koymak, alana giren kadınların bulunduğu yeri gerçekten hak etmemiş bireyler olarak görülmelerine yol açabilir. Amaç kadınların bilim alanında erkekler kadar başarılı olamayacağı şeklindeki yanlış ve zararlı stereotipi yıkmaksa, kota koymak bu amacın tam tersi sonuçlara yol açabilir.
Son yıllarda cinsiyet farkları konusunda elde edilen en ilginç bulgulardan biri şu: Toplumsal düzeydeki cinsiyet eşitliği ve refah arttıkça psikolojik cinsiyet farkları azalmak yerine daha da büyüyor. Bunun sebepleri hâlen tartışılıyor olsa da şöyle bir açıklama getirmeye çalışabiliriz: Bireyler geniş olanaklarla dolu, istedikleri yönde gelişmelerine izin veren ortamlarda yetiştikleri zaman, birey düzeyinde ve cinsiyet düzeyinde en başta potansiyel olarak var olan farklar bilfiil ortaya çıkmaya ve büyümeye fırsat buluyorlar. Bu tür ortamların bireysel gelişim açısından sağlıklı olduğunu kabul edecek olursak cinsiyetler arası psikolojik ve toplumsal farkların varlığı toplumsal sağlık göstergesi olarak bile görülebilir.
Sonuç: Cinsiyetçilik Üzerine
Yazının başında bahsettiğimiz gibi cinsiyet farkları konusunu rahatça konuşmak genellikle kolay olmuyor çünkü bu farkların var olduğunu, özellikle de biyolojik bir temele dayandığını söylemek çoğu zaman cinsiyetçilik suçlamasıyla karşılaşıyor. Bu son kısımda bu suçlamanın neden yersiz olduğunu açıklayacağız.
Cinsiyetçilik ayrımcılığın bir türüdür. Cinsiyet ayrımcılığı bir kişiye veya gruba sırf cinsiyetinden dolayı farklı değer vermek, farklı davranmak anlamına gelir. Biyolojik temelli cinsiyet farklarının var olduğunu söylemek ise ayrımcılık değildir. Bu ancak doğru veya yanlış olabilecek bilimsel bir iddiadır. Bu ayrımın çok açık olduğunu, söylemeye bile değmeyeceğini düşünen okuyucuya cevap olarak son zamanlarda popüler olan bir “nöroseksizm” tanımını verelim:
Nöroseksizm: Beyindeki herhangi bir cinsiyet farklılığının yeteneklerimiz, kişiliğimiz veya davranışlarımızda farklılık yarattığı fikri ve bu farkları araştırma çabası.
Bu tür bir cinsiyetçilik tanımı kabul edilebilir bir tanım değildir. Zira beyindeki farklar pekâlâ cinsiyetler arası yetenek farklarına yol açıyor olabilir. Olgular ve değerler beraberce toplumsal politikalara yol açarlar. Olgular cinsiyetçi olamaz. Ancak değerler cinsiyetçi olabilir. Cinsiyet farklarıyla ilgili olgular cinsiyetçi olmayan değerlerle birleştiğinde cinsiyetçi olmayan politikalara yol açarlar. Amacımız bu tür politikalar geliştirmek olmalıdır.
Bu yazı boyunca psikolojik cinsiyet farklarının oluşumunda evrimsel temelli faktörlerin önemini vurguladık. Fakat kabul etmek gerekir ki bu farkların neden ortaya çıktığını kesin olarak bilmiyoruz. Benzer şekilde STEM alanlarında gördüğümüz cinsiyet eşitsizliklerinin de kesin sebeplerini bilmiyoruz. Bu yazıda ayrımcılık yanında yetenek, ilgi ve hayat tercihi farklılıklarının da önemli rol oynuyor olabileceğini vurguladık. Bu tabii ki ayrımcılığın tamamen bittiği ve ayrımcılık konusunda bir şey yapmaya gerek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, ayrımcılığın var olduğu gösterildiğinde bunu yüksek sesle ifade etmek gerekir. Ama benzer şekilde ayrımcılığın var olmadığı gösterildiğinde de bunu yüksek sesle ifade etmek gerekir. Zira ayrımcılık olmadığı hâlde sürekli ayrımcılığa vurgu yapmak bilime ilgi duyan kadınları bu alandan kaçırabilir. Oysa bilimde erkekler kadar kadınlara da ihtiyacımız var.
Kaynaklar
Archer, J. (2019). The reality and evolutionary significance of human psychological sex differences. Biological Reviews, 94, 1381–1415.
Geary, D. C. (2020). Male, female: The evolution of human sex differences. APA Press.
Halpern, D. F. (2012). Sex differences in cognitive abilities. Psychology Press.
Stewart-Williams, S. ve Halsey, L. G. (2021). Men, women and STEM: Why the differences and what should be done? European Journal of Personality, 35, 3–39.
* İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi
[1] Burada adaptif derken söz konusu davranışın doğal seçilimin ürünü olduğunun kastedildiği, saldırganlığın ahlaken meşru olup olmadığıyla ilgili herhangi bir normatif iddia içermediği gözden kaçırılmamalı.
[2] Bkz. Stewart-Williams ve Halsey (2021)