Psikososyal Bakıştan Bir Olgu: Aşiret
Nursel Avcı
Psikolog
Kavram Üzerine
Kavramların anlamlarının hayatımızdaki öneminin bilinciyle, aşiret kavramının kökenine değinerek yazıya başlamanın daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Aşiret kavramının kökenine bakıldığında, Arapça dilinin aşira sözcüğünden Türkçeye geçtiği söylenmektedir. Bu yönüyle bakıldığında sözcük, ‘göçebe veya yarı göçebe hayatı yaşayan’ anlamı taşımaktadır. Antropolojik çalışmalar ise kavramı; kandaşlık esasına dayanan, baba soyu izlenen, grubun en saygın erkeğinin –genellikle babadan oğla geçer- Mir (ağa) olarak kabul edildiği kabile olarak açıklar. Toplumumuzdaki aşiret yapılanmasına bakıldığında, kavramın her iki tanımı da karşıladığı görülmektedir. Otoritenin kaynağının gelenekler tarafından oluşturulduğu, liderliğin miras yoluyla devralındığı bu yapılanma Weber’in ideal sınıflandırma biçimlerinden geleneksel otorite kategorisine dâhil edilebilir. Yazılı bir kanun varlığı söz konusu değildir. Ve uygulamalar koşullara göre yani keyfi olarak değişiklik gösterebilir.
Doğu ve Güneydoğu’daki aşiret yapılanması, akrabalık temelli olmanın yanı sıra kan bağını zorunlu görmeyen, genellikle toprak bütünlüğü olan, sosyo-politik yapıya sahip sistematik bir örgüttür. Kavramın içeriğinden de anlaşılacağı üzere her yapılanmada olduğu gibi aşiret sistemi de içinde bulunduğu toplumsal, kültürel, ekonomik, coğrafi ve siyasi koşullar tarafından inşa edilmiştir. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunda bu yapılanmanın daha etkin olmasının nedenlerini, içinde bulunduğu bağlamda incelediğimizde; geçim kaynağı daha çok tarım ve hayvancılık olan bu bölgelerde insanların birbirine ihtiyaç duyduğu bir ekonomik anlayışın söz konusu olduğunu görebiliyoruz. Son yıllarda iş makinelerindeki üretimin artmasıyla birlikte insanlar arasındaki bağın zayıflaması, bu ilişkinin ekonomik yanını bize bir daha gözler önüne sermektedir. Söz konusu yapılanmayı coğrafi açıdan ele aldığımızda da kırsal kesimdeki nüfusun kent nüfusuna nispeten daha fazla olması topluluk hâlinde yaşamayı gerektiren bir diğer sebeptir. Kürtlerin Cumhuriyet öncesi kültürel yapısının aşiret tipi örgütlenmeye uygun olmasıyla birlikte yeni rejime aidiyet duygusunun da oluşmaması bu yapılanmayı daha da tetiklemiş olabilir. Ayrıca devletin, ülkenin batısında gerçekleştirdiği gerek hukuki gerek sosyal uygulamaları ülkenin doğusunda sağlamaması, bölgedeki halkın karşılaştığı olay veya durumları kendi ilke ve yöntemleri ile bir çözüme kavuşturma arayışına girmeleri söz konusu feodal yapılanmanın pekiştirilmesine zemin hazırlaması nedenler dâhilinde olabilir.
Bireyci-Toplulukçu Kültür Açısından Aşiret
Hem kültürel değerler arasındaki farklılaşmayı hem de farklı kültürlerin kıyaslanması açısından çok büyük önem taşıyan bireycilik-toplulukçuluk kavramlarıyla aşiret sistemini anlamaya çalıştığımızda, burada bireyci kültüre nispeten toplulukçu kültürün değerlerinin daha çok ön plana çıktığını görebiliyoruz. Aşiret üyeleri birbirlerine sıkı bağlarla bağlıdırlar. Üyeler arasında çatışma hoş görülmez. Kişisel nedenlerden dolayı kendi aralarında bir kırgınlık ya da küslük olsa bile başka bir aşiretin herhangi olumsuz bir tutum ya da davranışı karşısında kişisel meseleler unutulup dışa karşı ‘biz duygusuyla’ bir kenetlenme gerçekleşir. Aşiretin önde gelenlerine karşı güçlü bir saygı ve itaat söz konusudur. Bu saygı ve itaat kişiye duyulmakla birlikte aynı zamanda aşiret liderinin de bağlı olduğu geçmişten gelen değerlerine karşıdır. İtaate ve uyuma dayalı bir sosyalleşme ve sosyal destek söz konusudur. Kolektif bir bilinçle oluşturan aşiret yapılanmasının değinilmesi gereken değerlerinden birisi de paylaşım ve yardımlaşmadır. Örneğin, aşiret üyelerinden bir kimse maddi açıdan sıkıntı yaşadığında, aşiretin önde gelenleri bir araya gelerek öncelikle bir durum değerlendirmesi yaparlar. Değerlendirme sonucunda kişinin ihtiyaç duyduğu yardım doğrultusunda aşiretin diğer üyelerine duyuru yapılır ve belirlenen süre içerisinde herkes yapabileceği kadar yardımda bulunur –Reci – . Sosyal desteğin en bariz olduğu diğer iki örnek ise düğün ve taziyelerdir. Çekirdek aile, kendi çocuğunu evlendirmeye karar verdiğinde öncelikle aşiret büyüğünün onayını ister. Sürecin sonunda aşiretten biri evlendiğinde davetliler, aşiretteki statüsüne ve maddi gelirine göre düğün sahibine maddi destekte bulunur. Bu davranışın temeline indiğimizde bir yardımlaşmanın yanı sıra kişinin kendi çocuğunun düğünü için bir birikim yaptığını da rahatlıkla görebiliyoruz. Taziyelerde ise durum daha farklı şekilde gerçekleşir. Taziyeler en az on beş gün sürer. Her köyde -daha çok taziyelerde kullanılan- bir köy odası ya da köy çadırı vardır. Dışarıdan taziyeye katılan kişilere yemek verilmek üzere aşiret üyeleri tarafından listeler yapılır ve bu çadır ya da köy odasında misafirler ağırlanır. Bunu yanı sıra cenaze yakınlarına ayrı bir özen gösterilir; aylarca maddi ve manevi destek verilir.
Kişiler kendilerini mensup oldukları aşiretin norm ve değerlerine göre tanımlarlar. Kendi kişilikleri ile ilgili bir söylemde bulunduklarında bile genellikle bunu kendi aşiretlerine atfederler. Tersini söylemek de mümkün, aşiret üyeleri kendi aşiretlerine atfedilmiş özellikleri içselleştirip, kendi kimliklerini bu bağlamda sunabilmektedirler. Burada değinilmesi elzem olan diğer bir kavram ise yer kimliğidir. Bunu daha da özelleştirirsek kolektif bir yer kimliğinin varlığından söz edilebilir. Neredeyse her aşiretin üzerinde yaşadığı bir toprak bütünlüğünün olması nedeniyle kişiler yaşadıkları köy ya da kasabaları belirterek de kendi aşiret kimliklerini ifade etmektedirler. Kişinin nereli olduğu kim olduğuna eşdeğerdir, denilebilir. Bununla birlikte kişiler dış grup tarafından da ait oldukları aşiretin imajıyla değerlendirilir. Kız alıp verme, işe alım, ticari ilişkiler gibi durumlarda muhatabın ait olduğu aşirete atfedilmiş stereotiplerin belirgin bir rolü vardır. Bu gibi durumlarda bireyin kişisel özellikleri aşiretin özelliklerine kıyasla daha az göz önünde bulundurulur. En azından kişinin kendisinden önce ait olduğu aşiret soruşturulur. Stereotiplerin diğer bir işlevi de, aşiretlere atfedilmiş belirli karakteristik özelliklere göre (yardımsever, belalı, dürüst, güvenilir, kavgacı, dindar vs.), aşiretlerin birbirleriyle olan ilişkisini belirlemektir. Diğer bir deyişle aşiretler kendi değer ve normlarına göre kategorilere ayrılırlar ve bu kategoriler doğrultusunda bazı aşiretler arasında aşiret kardeşliği diyebileceğimiz yeni sosyal ilişkiler doğar, bazı aşiretler ise birbirini tamamen rakip görür ve olabildiğince birbirlerinden uzak durmaya çalışırlar. Birbirlerine yakın olan aşiretler arasında ilişkiyi pekiştirmek adına evlilik yoluyla yeni akrabalıklar kurulur. Aşiretlerin arasındaki ilişkiyi belirleyen diğer bir etken ise geçmişteki deneyimlerdir. İki aşiret arasında önceden yaşanmış olumlu ya da olumuz bir deneyim karşılıklı bir etkileşim halinde gelecekteki ilişkiyi belirler.
Aşiret yapılanmasının, tamamen olmasa bile önemli bir ölçüde belirleyici olduğu diğer bir mekanizma ise siyasi partiler tercihleridir. Genellikle parti adayları aşiretin üst kesimlerinde olur. Aşiret mensubu için aday olduğu partinin niteliği kadar bağlı olduğu aşiret de önemlidir. Burada da değerlendirme-karar verme süreci yukarıda değinilen diğer konular gibi işler. Adayın siyasi parti tercihinin yanı sıra aşiretlerin oy kullanma durumu da adayın mensup olduğu aşirete bağlı olarak gerçekleşir. Hele ki aday bir aşirete mensup olduğunda söz konusu aşiret üyelerinin neredeyse hepsi partinin ideolojisine bakmaksızın oylarını kendi adaylarına verirler. Oy kullanmada belirleyici olan şey akrabalık ve şandır. Aşiret üyeleri bağlı oldukları aşiretin mağlup olmaması için kolektivist bir tutum sergilerler.
Ataerkillik ve Güvenlik Mekanizması
Ataerkillik ve güvenlik mekanizmasının arasındaki dinamizm, ikisini aynı başlık altında ele alınmasını gerekli kıldı benim için. Aşiret sisteminde ataerkil bir yapının etkinliği açık bir şekilde görülmektedir. Bir aşiretin gücünü belirleyen en önemli iki etken; ekonomi ve erkek nüfusudur. Özelikle aşiretlerin sahip oldukları erkek nüfusu, kendilerini güçlü ve güvende hissetmeleri üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Farklı aşiretlere mensup olan iki kişi arasında çıkan kişisel bir çatışma kısa bir sürede aşiretler arası bir probleme dönüşebilmektedir.
Toplulukçu değerlerin kendini koruduğu güvenlik mekanizması, çatışmaların hem sayısını hem şiddetini hem de sürecini arttırmaktadır. Burada aşiret, tek bir kişi olarak algılanır. Bu açıdan kan davası anlayışı olayla hiç ilgisi olmayan insanlara da bedel ödetebilme ihtimalini meydana getirir. Kan davalarını durdurmanın yollarına bakıldığında, başka aşiret büyüklerinin araya girmesiyle barış sağlanmaya çalışılır. Sayı olarak daha fazla can kaybeden taraf diğer tarafla barışma koşulu olarak kız, silah ve altın ister. Karşı aşirete verilen kızın düğünü ile birlikte iki aşiret arasında barış sağlanır. Bu barışma uzun süre, bir kaynaşmadan ziyade, sadece çatışmanın sona ermesi şeklinde olur. Güvenlik ve güç nedeniyle aşirette en çok erkek çocuk sahibi olan kadının yeri farklıdır. Ayrıca aşiretin önde gelenleriyle evli olan kadınların üstünlüğü ve namus bilinciyle aşiret tarafından kadına yüklenen yük, ataerkil egemen ideolojinin diğer örnekleridir. Verilen tüm örneklerde görüldüğü üzere kadına atfedilen önem erkeğe bağlı olarak gerçekleşmektedir.
21. yüzyılda dünya üzerindeki tüm gelişmeleri etkileyen teknolojik ilerleme ve küreselleşme aşiret yapılanmasını da etkilemiştir. Özellikle kentleşme ile birlikte bireyci değerler daha fazla ön plana çıkmakta ve aşiretteki grup bağlılığı yavaş yavaş önemini kaybetmeye başlamaktadır.
Not: Bu yazının yazılmasında, sohbetiyle katkı sağlayan Bekiryanlılar Aşiretinin önde gelenlerinden Muzaffer Keserci’ye teşekkür ederim.
Kaynaklar
Çetintaş, A. (2002). Aşiretlerin Sosyal Yapısı Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme (İzollu Aşireti Malatya Örneği). Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta.
Uluç, V.A. (2010). Kürtler’de Sosyal ve Siyasal Örgütlenme: Aşiret. Mukaddime, Sayı 2.