Publish or Perishanlaştırdıklarımızdan mısınız?


Gizem Dinç

Yüksek Lisans Öğrencisi

 

Psikolojide bilginin üretimi ve geçerliliği üzerine yapılan tartışmalar yeni değildir. Fakat son yıllarda ortaya çıkarılan akademik sahtecilik vakaları (en çok bilinen örneklerden biri sosyal psikoloji profesörü Diederik Stapel) ve geçmiş araştırma bulgularının yeni yapılan araştırmalarda yeniden elde edilememesi (detaylı bir inceleme için bkz., Ioannidis, 2005) yayınların ve bilginin doğruluğu hakkında endişeleri giderek artırmaktadır. Akademik bilginin pratik alandaki kullanımı yönlendirdiği bir disiplin olan psikolojide bilginin inanılırlığı ve güvenilirliği sorgulamaya açılmıştır. Bu sorgulama, bu yazıya özgü olarak, araştırmacıların, akademik dergilerin, eğitim ve araştırma kuruluşlarının yayın yapmaya verdikleri önceliğin psikolojideki bilgi üretimi sürecini nasıl etkilediği üzerinden yapılacaktır. Bu anlamda, genel olarak bilimdeki ve özel olarak psikoloji alanındaki yayın yapma önceliğinin beraberinde getirdiği bazı sorunlar ve bunların üstesinden gelmek üzere önerilen çözümlerden biri olan ‘Açık Bilim Sistemi’nden (Open Science Framework) bahsedilecektir.

Stapel’den Ne Öğrenebiliriz?

 

 

Diederik Stapel bilimsel değerlendirme sürecinden geçmiş, hakemli 50’den fazla makalesinde topladığı verileri anlamlı sonuçlar elde edecek şekilde kendisi oluşturmuştur. Doktora öğrencilerinden birinin bunu fark etmesi ve ihbar etmesi üzerine yaptığı sahtecilik ortaya çıkınca Stapel işinden ihraç edilmiştir. Daha sonra yazdığı “Bilimi Kandırmak: Akademik Sahtecilikte Gerçek bir Öykü” (2014) adlı otobiyografisinde şöyle yazmıştır:

“…hiç kimse ne okuduğumla ya da araştırma soruma nasıl ulaştığımla ilgilenmedi. Yayınlarım ısrarlı ve iyi inşa edilmiş argümanlara, lafı dolandırmadan ikna eden bir üsluba dayanmalıydı. Gerekli olan, bulgularıma nasıl ve ne zaman ulaştığım değil; bulmayı umduğumu ve bulduğumu anlamlı ve mantıklı bir şekilde açıklamaktı.”

Stapel’in otobiyografisini kendisini aklamak amacı ile yazmış olduğu yaygın olarak düşünülmektedir. Fakat, akademide yayın yapmanın norm hâline gelmesinin araştırmacıların bilim yapmaya yönelik güdülerini nasıl yönlendirebileceğini görmemiz adına önemli bir kaynaktır. Örneğin, araştırmacıların akademideki statülerini yükseltmek amacıyla yüksek akademik dergilerde yayın yapmaya verdikleri önceliklerin altını çizmektedir. Bu anlamda araştırmalarda güvenilir ve geçerli bir sonuca ulaşmaktan ziyade yapılan araştırma sayısına odaklanılmaktadır; zira akademik dünyada ödüllendirilen bariz şekilde yapılan araştırmaların sayısına odaklanmaktır.

Yayın Yapma ve Ödül İlişkisinin Bilimin Niteliği Üzerine Etkisi

 

 

Yayın yapıp ödül elde etme döngüsü akademik dünyadaki kurumsal düzeyden bireysel düzeye kadar ön plandadır. Enstitüler ve araştırmacılar için yüksek yayın sayısı çalıştıkları alanda büyük bir ünü beraberinde getirmektedir (Sovacool, 2008). Üniversite fonlarının birçoğu doktora öğrencileri tarafından yürütülen proje ve yapılan yayın sayısına bağlıdır (Stapel, 2014). Aynı zamanda, yayın yapmış veya yüksek yayın sayısına sahip kariyerine yeni başlayan bilim insanlarının işe alınma şansları daha fazladır (Martin, 1992). Dolayısıyla, yayın yapmak hem bilim dünyasına girebilmeyi hem de o dünyada kalabilmeyi sağlayan unsur hâline gelmektedir. Her ne kadar araştırmacılar inisiyatif sahibi olsalar da makro düzeydeki yayın yapma ve prestij kazanma normu, araştırma yapma ve öğrenme sürecini gölgeleyen, yalnızca yayınlanacak ‘anlamlı sonuçlara’ odaklanmanın ve bu uğurda esnek araştırma dizaynı ve metodolojisi izlemek (örneğin, post-hoc hipotez oluşturma, veri aşırma [data-picking], anlamsız sonuçları raporlamama) gibi davranışların önünü açmış olur.

Araştırmacılar hangi konunun, deneyin ve sonuçların yayınlanma ihtimalinin yüksek olduğunu bilmek zorundadırlar (Nosek, Spies ve Motyl, 2012). Buna akademik dergilerin genellikle özgün bulguları yayınlandığını (Schmidth, 2009) eklersek, bilimin odağı var olan teori ve metodolojiyi test etmek değil, özgün bilgileri biriktirme hâlini alır (Nosek ve ark., 2012). Bu sebeple ‘sıfır hipotezine’ yönelik bir önyargı oluşmakta (Greenwald, 1975) ve edindiğimiz bilgi birikimi sadece ‘anlamlı sonuçlar’ üzerine inşa edilmektedir. Ve dolayısıyla yanlıdır.

Özetle, ödül kazanımı için yayın yapmak nitelikli bilgi üretimi ve biriktirme için bir engel oluşturabilmektedir. Bununla birlikte yayın yapma endişesi araştırma sorusu bulmak ve hipotez oluşturmaktan başlayıp, veri toplama ve analizine, hatta elde edilen sonuçların raporlanmasına kadar bütün araştırma basamaklarında yanlı davranışlara sebep olabilmektedir. Şu anki bilimsel modeli değiştirmek ve geliştirmek için, teknik zorluklardan ziyade alandaki sosyal normların değişmesi gerekmektedir (Nosek ve ark., 2012). ‘Açık Bilim Sistemi’ ve ‘Ön Baskı Yayınlama’ (Preprint Posting) gibi internet ortamındaki platform ve uygulamalar bu değişime ön ayak olabilir.

Çözüm Önerisi: Açık Bilim Sistemi ve Ön Baskı Yayınlama

 

 

Nosek ve arkadaşları (2012) psikolojide yapılan araştırmaları yeniden üretebilmek, bilimsel araştırmada bütünlük sağlamak ve araştırmacılar arasındaki iletişimi güçlendirmek amacıyla Açık Bilim Sistemi (The Center for Open Science: Açık Bilim Merkezi veya Open Science Software: Açık Bilim Yazılımı isimleri ile de anılmaktadır) adında bir internet platformu oluşturmuşlardır. Bu platform 2013 yılından beri kullanıma açık olup araştırmacıların yaptıkları çalışmalarda kullandıkları materyalleri, araçları, topladıkları verileri ve istatiksel analiz için hazırladıkları ve kullandıkları sintaks (syntax) veya kodları paylaşmalarına olanak sağlar (ön baskıyı yayınlama). Bilginin şeffaf bir şekilde paylaşılmasının yanında araştırmacılar arasındaki iletişim akışına da katkıda bulunur (Nosek ve Bar-Anan, 2012). Peki, bilimi şeffaf bir platforma taşımak bilimsel çalışmalarda ne gibi değişiklikleri tetikler?

Değişikliklerden bahsetmeden önce, şeffaf bilim ve bilgi akışının önemini vurgulayan bir araştırmadan bahsetmek yerinde olacaktır. Wicherts ve arkadaşları (2011), iki üst düzey psikoloji dergisinde yayınlanan 49 makalenin yazarlarından çalışmalarının veri setlerini istemişlerdir. Yazarlar, dergilerin kuralları gereği, talepte bulunulduğu takdirde çalışmalarının verilerini paylaşmayı kabul etmiş olsalar da yalnızca 21 makalenin yazarı Wicherts ve arkadaşlarına geri dönüş yapmıştır. Verileri paylaşılan ve paylaşılmayan çalışmaların analiz ve sonuçlarını karşılaştıran Wicherts ve arkadaşları, verileri paylaşmayan çalışmalarda sıfır hipotezine karşı zayıf delil veya daha fazla istatiksel hata raporlandığını bulmuşlardır. O hâlde şeffaf bilim yapmaya isteksiz olmak ilginç bir şekilde hatalı ve yanlı raporlama ile ilişkili olmaktadır. Aynı şekilde, yayın yapma arzusunun nitelikli çalışmalar yürütmenin önüne geçtiğini de söyleyebiliriz.

Online platformların sağlayacağı değişimlere geçecek olursak; Kriegeskorte (2016), ‘Açık Bilim Sistemi’ kapsamında ön baskıları paylaşılan çalışmaların yanlış bulguları yayınlamayı engelleyeceğini, çalışmalardaki hataların daha erken tespit edilebileceğini ve çalışmaların sonuçlarının uzun süre diğer araştırmacılara ve halka açık olacağını söyler. Bu şekilde, araştırmacılar arasında daha kolay bir bilgi alışverişi sağlanmış olmakla birlikte yayın yapma güdüsü ile yanlı sonuçların raporlanmasının da önüne geçilmiş olur. Ek olarak materyallerin ya da kullanılan istatiksel kodlamaların da arşivlenmesi sağlandığından araştırmalar tekrar analiz edilebilirler.

Şeffaf bilim yapma düşüncesinin endişe uyandıran noktaları da vardır: Örneğin, bazı araştırmacılar çalışmalarının yayınlanmadan önce başka araştırmacılar tarafından kopyalanmasından kaygılanmaktadır. Fakat, çalışmanın ön baskısının Açık Bilim (Open Science) yazılımına yüklenmesi ve çalışmanın makalesinin akademik dergiye gönderilmesi eş zamanlı yapılabilir. Böylece çalışmanın kopyalanması veya çalınması ortadan kalktığı gibi Açık Bilim yazılımının getirdiği avantajlar da devam edecektir (Kriegeskorte, 2016).[1]

Başta da söylediğimiz gibi bilimdeki hâkim normu değiştirmemiz teknik zorluklardan ziyade sosyal zorlukları aşmamız ile mümkün olacaktır. Açık Bilim platformu teknik olarak birçok kolaylıklar sağlamakta, sosyal normların değişimine de temel oluşturmaktadır. Bu sosyal normların değişimi akademik hayatın başka süreçlerinde sürdürülmelidir. Örneğin, kariyerine yeni başlayan araştırmacılar arasında yayın sayısı çok olanların işe daha kolayalındığı konusunda çeşitli kalıpyargılar vardır. Bu yargıların ne kadar doğru olduğu bilinmese de işe alım sürecinde yayın sayısının temel kriter olarak alınmaması garanti altına alınmalıdır. Son olarak, Nosek ve arkadaşları (2012) radikal diyebileceğimiz bir çözümden bahsederler: Yazarlara göre akademik dergiler gönderilen çalışmaların çoğunluğunu yayınlarlarsa, bilim dünyasında yerleşmiş olan ‘hedef olarak yayın yapmak’ eylemi ‘anlamlı bir amaç için yayın yapmak’ eylemine dönüşebilir. Anlamlı bir amaç ise, kariyer ve prestij uğruna bilim yapmak değil, insan hayatına ve dünyaya dair bilgi dünyamıza katkı sağlamak olmalıdır.

Kaynaklar

 

 

Greenwald, A. G. (1975). Consequences of prejudice against the null hypothesis. Psychological Bulletin82, 1-20.

Ioannidis, J. P. (2005). Why most published research findings are false. PLoS Med2, e124.

Kriegeskorte, N. (13 Mart 2016). The selfish scientist’s guide to preprint posting. Erişim tarihi: 15 Aralık 2016, https://nikokriegeskorte.org/2016/03/13/the-selfish-scientists-guide-to-preprint-posting/

Martin, B. (1992). Scientific fraud and the power structure of science. Prometheus10, 83-98.

Nosek, B. A., ve Bar-Anan, Y. (2012). Scientific utopia: I. Opening scientific communication Psychological Inquiry23, 217-243.

Nosek, B. A., Spies, J. R. ve Motyl, M. (2012). Scientific utopia II. Restructuring incentives and practices to promote truth over publishability. Perspectives on Psychological Science7, 615-631.

Schmidt, S. (2009). Shall we really do it again? The powerful concept of replication is neglected in the social sciences. Review of General Psychology13, 90-100.

Sovacool, B. K. (2008). Exploring scientific misconduct: Isolated individuals, impure institutions, or an inevitable idiom of modern science? Journal of Bioethical Inquiry5, 271-282.

Stapel, D. (2014). Faking science: A true story of academic fraud (N. J. L. Brown, Çev.). (Orijinal çalışma basım tarihi 2014). https://errorstatistics.files.wordpress.com/2014/12/fakingscience-20141214.pdf

Wicherts, J. M., Bakker, M. ve Molenaar, D. (2011). Willingness to share research data is related to the strength of the evidence and the quality of reporting of statistical results. PloS One6, e26828.

 


[1] Bu kaygıları taşıyanlar şu link üzerinden daha çok bilgiye ulaşabilirler: https://goo.gl/OGDIBE