Sophie’nin Seçimi
Bağlan Keskin
Psikolog
Sophie’s Choice (1982), İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini iki insanın aşkı üzerinden, bu iki insanı da ilişkilerinin üçüncü kişisi, genç müstabakbel yazar Stingo bakışından anlatır. Stingo yazar olma hayalleri ile yola çıkmış bir taşralıdır. Annesini küçük yaşta kaybetmesine rağmen ölüm konusunda kendisini tecrübesiz olduğunu düşünüyordur. Aynı zamanda aşk konusunda da… Aşk ve ölüm deneyimsizliği, kitabına rahat rahat yoğunlaşmak için taşındığı apartta Nathan ve Sophie ile tanışmasıyla, tahmin ettiğinden de zor bir şekilde bitecektir.
Nathan ve Sophie ile onların sürekli kendisini yenileyen hırpalayıcı kavgalarından birinde tanışır. Kısa sürede yakınlık kurar ama bu yakınlık içine kapanık Stingo tarafından değil, Nathan ve Sophie’nin girişkenliği sayesinde olur. Aslında Stingo, erken kaybettiği annesi yüzünden Nathan ve Sophie’yi bir yerde ebeveynleri yerine koyar. Ölüm konusunda tecrübesiz olduğunu hissetmesi bu erken kayba rağmen abes gözüküyor olabilir ama Stingo filmin en önemli cümlelerinden birisiyle neden tecrübesiz olduğunu açıklar. Yazdığı roman, 12 yaşında annesini kaybeden bir çocukla ilgilidir. Sophie hemen bunun aslında Stingo’nun başına geldiğini anlar ve Stingo 12 yaşında kaybettiği annesini yeterince sevmemiş olduğunu söyler. Sophie’ye karşı film boyunca büyüttüğü ilgi aslında geçmişteki açığını kapatmak içindir ama Stingo bunun hiç farkında değildir. Sadece tek taraflı bir durum değildir bu. Sophie de bu genç çocuğu, babası ve Stingo’nun geceleri daktilo yazmasıyla babasına benzetir. Bunu açık açık söylemekten de çekinmez. Sophie’nin babasıyla ilişkisini uydurulma bir idealizasyonla anlatır. Nathan Yahudi’dir ve Sophie babasının Katolik olmasına rağmen onun Nazi karşıtı bir profesör olduğunu söylemiştir. Nathan egzantirik bir kişiliktir. Sophie ile birlikte kılık değiştirip kendi kendilerine mizansenler sergilerler, kısa süre içerisinde bu oyunlara Stingo da katılmıştır. Stingo, Nathan’a karşı her anlamda büyük bir yakınlık hisseder. Stingo’nun yazar olmak gibi entelektüel bir isteği vardır ve daha önce Nathan gibi donanımlı birisi olmamıştır. Nathan bilgiye çok hakim gözükmektedir, her konuda fikri vardır ama biraz havadadır bütün bunlar. Stingo da bunu farkedemeyecek kadar genç ve ‘modern’ özentisidir. Üç kişilik ilişkileri Nathan ve Sophie’nin Stingo’nun önünde kurlaşmaları, öpüşmelerine kadar gider ve bu durum Stingo’nun dengesini bozar. Stingo hem Nathan gibi olmak istemektedir hem de Sophie’yi cinsel olarak arzulamaktadır. Kendi anne-babasıyla yaşadığı ama içeride kalan Oidipus Kompleksini çıkarır. Nathan’a yazdığı romanını okutmak istemesinin sebebi de budur. Yazdıklarını, Nathan okuyup beğendiğini söylediğinde bu, Stingo’nun gerçekten özgüvenli olduğu tek anıdır hayatında.
Stingo, Sophie ve Nathan’ın aynı ilk tanıştıkları zamandaki gibi ateşli kavga zamanlarında, atışma nesnesi olur. Her zaman Nathan, romanının kötülüğünden vurmaya çalışır; Sophie’yi ahlaksızlıkla ve Stingo ile onu aldatmakla suçlar. Nathan ve Sophie’nin ilişkisinde çok büyük bir güvensizlik vardır. Bu güvensizlik Sophie Almanya’dan döndüğünde, toplama kamplarından feci bir hâlde dönüp Nathan ile tanışmasına rağmen vardır. Nathan, Sophie’ye o zor günlerinde destek olmuş ve hayata geri dönmesini sağlamıştır ama bu bir aşk ilişkisi için yeterince güven sağmamıştır. Aşkın kafada dönüp duran şüpheleri, yıpratıcı etkisi ikisi için de tepe noktasındadır. Nathan’ın güvensizliğini Sophie’nin sürekli alttan alması aslında Nathan’ın hayatıyla ilgili çok büyük bir yalan söylemesinden ve Sophie’nin de kendi yalanlarına rağmen Nathan’ın çok dürüst olduğunu sanmasından kaynaklanır. İkisinin de apartı terk ettikleri bir kavga sonrasında, Nathan’ın kendisine nefretini kustuğu her seferdeki gibi Stingo, Sophie’nin peşine düşer ve Polonyalı, Sophie ve ailesini tanıyan bir adamdan gerçekleri öğrenir. Sophie’nin babası aslında Nazi taraftarıdır. Sophie, belki Nathan’ın sevgisini kazanmak belki de babasının yaptıklarının utancından yalan söylemiştir. Stingo koşulsuz güvendiği Sophie yüzünden büyük bir yıkım yaşar. İkinci yıkımı Sophie ve Nathan geri döndüğüde, üçlü ilişkileri tekrar başladığında Nathan’ın ağabeyinden alır. Nathan onlara anlattığı gibi dahi bir biyolog değildir, Nathan çok küçük yaşta paranoid şizofren tanısı almıştır ve aynı zamanda madde bağımlısıdır.
Sophie ile Stingo’nun gerçeklerden sonra bir araya gelişlerinde, Stingo hikayeyi Sophie’nin ağzından dinler. Her Nathan-Sophie ayrılığında Stingo, ister istemez peşinde koştuğu Sophie’nin gerçek hayat hikayesini öğrenir. Nathan ortalıklardayken Sophie’nin asıl hayatının ve Stingo’nun Sophie’yi elde etme çabasının olmaması, çok fazla Oidipus Kompleksi belirtisidir. Ne zaman Nathan, ruhsal hastalığı yüzünden ataklara düşse, Stingo’nun Sophie’ye ilgisini dile getirir. Çocukluğunda dahi kabul edilen Nathan’ın paranoyaklıktan mı yoksa gerçekten hissettiği için mi bunu söylediğini asla kestiremeyiz. Sophie’nin hikayesinde ise aslında Stingo’yu koyduğu yer açık açık bellidir. Babasına tutku derecesinde hayran olan Sophie, Nazilerin Yahudiler’i katlettiğini fark ettiğinde, Yahudi yerleşkelerine gitmiş ve onlarla empati kurmuştur. Bu yüzden babasını ve onun destekçisi olan kocasını terk eder. Sophie’nin daha önce dile gelmemiş bir sırrı da ortaya çıkar. Sophie’nin bir kızı ve oğlu da vardır o zamanlar. Babası ve kocasından ayrı olduğu dönemde, beraber olduğu erkeğin komünist bağlantıları vardır. Bu yüzden Sophie, Katolik olmasına rağmen toplama kampına götürülür. Stingo’ya burada kızını katlettiklerini ve oğlunu da çalıştırılmak üzere çocuk kamplarına götürdüklerini anlatır. Nathan ve Sophie birbirlerine karşı çok yalan söylemişlerdir. İkisinin yalanlarını da bir tek Stingo biliyordur ancak kesinlikle açık etmiyordur. Stingo’nun Nathan’ın paranoyalarına teslim olduğu zamanlarda ona fiziksel olarak zarar verme çabalarını da hep Sophie engellemiştir. Nathan ve Sophie’nin araları bozukken Nathan’ın Stingo’ya zarar vermek istemesi ama Sophie’nin ise içini dökmesi Stingo’nun hayatındaki ideal anne-baba figürüdür aslında. Sophie’ye olan tutkusu, anne özlemi ve cinsel istek arasında gidip gelmektedir. Bu çelişki Nathan’ın bir atak döneminde Sophie ve Stingo’yu silahla tehdit etmesiyle giderilir. Sophie ve Stingo kaçarlar ve Sophie, Stingo’nun aklındaki ve isteğindeki anne profilini yerle bir eder. Stingo, Sophie’ye aşkını Nathan yokken rahat rahat döker, bir yanılgıyla Nathan’ın hayatlarından tamamen çıktığını düşünür. Sophie de ‘söylediği o kadar çok yalandan zar zor hatırladığı gerçeği’ söyler: Toplama kampında Sophie’ye çocukları arasında bir seçim yapması gerektiği söylenmiştir ve Sophie, tamamen babasına olan tutkusunun geçişi yüzünden oğlunu seçmiş, kızını katletmelerine neden olmuştur. Ama bu işe yaramamış, oğlunu da asla bulamamıştır ve bir süre sonra onun da öldüğünü duymuştur. Stingo için hayalindeki ideal anne Sophie değişmiştir. Stingo ve Sophie, o gece sabaha karşı beraber olurlar. Stingo, Sophie’nin sevişmesini ‘İçindeki ölümü yok etmeye çalışır gibi’ diye tanımlar. Freud’un ölüm-yaşam içgüdüsü çatışmasındaki yaşam içgüdüsünün cinsellik tanımına vurgu yapar.
Sophie’nin bir kadın olarak sürekli Nathan, Stingo, toplama kampındaki Naziler ve daha başka erkekler tarafından sürekli cinsel bir sembol olarak görülmesi ile anne rolü film boyunca çatışır. Bu genel gibi gözüken çelişki aslında Stingo’nun Oidipus Kompleksidir. Bir anne olarak Sophie’nin yanlış kararları Stingo’nun bunu aşmasını sağlar. Stingo ile beraber olduktan sonra Sophie bir kez daha annelik içgüdüsünü kaybettiğini düşünür ve Nathan ile beraber intihar ederler. Aynı Hitler ve Eva Braun gibi. Stingo’nun annesiyle olan karmaşası, Sophie’nin gerçek hayat hikayesi ile çözülür; Sophie’nin yalan hikayesi ise Nathan’ın paranoyasını hem iyi hem kötü şekilde besler. Film boyunca kadınlığı annelik ve seksle sınırlanan Sophie aslında her düğümün çözümü olmuştur. Stingo da böylece ölümle ve aşkla tanışmış olur.