Sosyal Dokunun İhmali


Nursel Avcı
Psikolog

Bu yazı Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği doktora tezi kapsamında Kadifekale’de tapu sahibi olan ve Uzundere TOKİ evlerinde ikamet etmeye başlayan 186 kişi ile yapılan yüz yüze görüşme sonucunda elde edilen verilerin içerik analizi ve görüşmeler esnasında yapılan gözlemlere dayanılarak hazırlanmıştır.

Genel Bilgiler

Kadifekale, çoğunlukla Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi, nispeten daha az olmak üzere İç Anadolu Bölgesi’nden göç almış, İzmir’in kent merkezine yakın bir mahallesidir. Mahalle 2006’da Afete Maruz Kalan Bölge ilan edilmiş ve Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında mahalledeki 1968 konutu içine alan 420 bin hektarlık alanın yıkılması kararı alınmıştır. 2007 Eylül ayında ilk yıkım gerçekleşmiş ve tüm binaların yıkımı 2013’te tamamlanmıştır. Kadifekale sakinleri 2010 yılında Uzundere semtindeki TOKİ evlerine yerleştirilmişlerdir. Bunun yanında TOKİ evlerindeki binalar on beş katlı olup her bir katında dörder daire bulunmaktadır.

Değişen Pratikler ve Sorunlar

Kadifekale kent merkezine 10 dakikalık mesafedeyken, Uzundere ile kent merkezi arasında yaklaşık 1 saatlik mesafe söz konusudur. Ayrıca halkın kente inmesi için yeterince ulaşım araçlarının sağlanamayışı bu süreyi daha da uzatmaktadır. TOKİ sakinlerinin Uzundere’nin kentten uzak olması ve ulaşım kısıtlılığını dile getirdiği söylemlerine bakıldığında, ‘hapishane’ ve ‘dağ başı’ kavramlarını kullandıkları görülmektedir. Hem yolun uzun sürmesi hem de ulaşım araçlarının kısıtlılığı nedeniyle zorunluluk hâlleri dışında kente inilmediği dile getirilmiştir. Kent içi hareketliliğin azalmasıyla halkın kent deneyimlerinin kısıtlanması, kendilerinde kentten ayrı düşme algısı oluşturduğu ve gettolaştırma duygusuna neden olduğu söylenebilir. Kadifekale’deki evlerin daha sıcak ilişkilere zemin hazırlayan yapısı, özgün mekân deneyimine karşın; Uzundere TOKİ evlerinin modern ve tek biçimli bir mimari yapıya sahip olduğu görülmektedir. İki yerleşim yeri arasındaki zıt mimarı yapı Kadifekale’deki ‘ev duygusunun’ yetirilmesine neden olmuştur. Mimarideki yapısal değişikliğin duyguların yanı sıra günlük yaşam pratiklerini de etkilediği de görülmektedir. Kadifekale’de kendi evinde istediği gibi davranan, evin giderlerini kendi kişisel imkânlarına göre karşılayan halk, artık apartmanda başkalarıyla yaşamanın vermiş olduğu sorumlulukla diğerlerini düşünerek davranmaya başlamıştır. Balkonda halı ya da sofra bezi silkmeme, gürültü yapmamaya daha fazla özen gösterme gibi davranışsal değişiklerle birlikte, apartman koridoru, merdiven ve asansör kullanma pratikleri de ortaya çıkmıştır. Evin giderlerini, aidat, kömür parası, su parası gibi apartmanın ortak giderlerine göre ayarlamaya başlamışlardır. Sosyal ilişkiler, mekân değişiminden etkilenen diğer bir boyuttur. Kadifekale’deki mekânsal düzen mahalle sakinlerinin birbirleri ile daha sıcak ilişkiler kurdukları, komşuluğun hissedildiği bir çevre deneyimi sağlarken, Uzundere’deki apartman hayatı komşuluk ilişkilerinin sürdürülmeyecek hâle gelmesini, bunun sonucunda mahalle duygusunun yetirilmesine neden olmuştur. Toplulukçu kültüre sahip olan mahalle sakinleri komşuluk duygusuyla önceleri kendi çevreleri ile maddi kaynak paylaşımında bulunurken, kültürel değerleri değişmemesine rağmen, mekânsal değişimin kaynakların paylaşımını engellemesi dile getirilen diğer bir olumsuzluk olmuştur. Önceden deneyimlenen sosyal bağların kopması, görüşmelerde dile getirilen komşuluk özlemi yeni yerleşim yerine aidiyet hissinin oluşmasını engellediği söylenebilir. Apartman yaşantısının yanı sıra daireler de Kadifekale’deki halkın sosyo-demografik, sosyo-kültürel özelliklerini ve konut deneyimleri dikkate almadan tasarlanmıştır. Özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden göç etmiş ailelerin nüfus olarak kalabalık olması, yapılan küçük dairelere sığmamaları sonucu önceden benimsenenden farklı bir ev deneyiminin oluşmasına neden olmuştur. Evlerdeki Amerikan tipi mutfak, alafranga tuvalet gibi halkın sosyokültürel kodlarına göreli olarak uyum göstermeyen mekân düzenlemesinin yapılması da ev deneyimini değiştiren diğer unsurlardandır. Sosyal dokunun göz ardı edilmesi, evlerin kültür odaklı yapılmaması ‘ev duygusunun’ yerleşmesine engel olduğu söylenebilir. Bir süredir Uzundere’de yaşamalarına rağmen hâlâ Kadifekale’deki evden söz ederken ‘evim’ kavramının kullanılması yeni yerleşim yerinin benimsenmediği düşüncesini akla getiren diğer bir sebeptir.

Korunan Alışkanlık ve Değerler

Yeni yerleşim yerinde mekânsal değişimle birlikte bazı alışkanlıkların değişmesinin yanı sıra korunmaya çalışılan kültürel değerlerin de olması ve terk edilmeyen bazı alışkınlıkların yeni mekânsal alanda çatışmalara neden olması değinilmesi gereken bir diğer önemli konudur. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden göç etmiş kesimin ‘modern’ biçimde yapılan konutların mimari özelliklerine bakmaksızın kendi evlerini kültürel değerlerine göre döşedikleri görülmüştür. Birçok evin oturma odasında boydan boya halı serildiği, yer minderlerinin kullanıldığı ve bazı mutfakların duvarlarına kurutmak amacıyla sebzeler asıldığı gözlenmiştir. Ülkenin diğer bölgelerinde göç edenlerin evlerine bakıldığında ise oturma gruplarının yemek masalarının bulunduğu, tasarımın yeni mimari yapıya uygun yapıldığı görülmüştür. Bölge farkı gözetmeksizin bazı evlerde Amerikan tipi mutfak ile salon arasına duvar örülerek kadının yemek yaparken misafir tarafından izlenmesi engellenmeye çalışılarak içselleştirilmiş mahremiyet duygusu korunmaya çalışılmıştır. Her ne kadar çevrenin değişmesi bazı kültürel değerlerin devamını imkânsız kılmış olsa da özel alanda bazı kültürel değerler sürdürmeye çalışılmıştır. Yine sitenin içinde kümes hayvanlarına rastlanması, site dışındaki devlet arazisine bostan ekiminin yapılması hâlâ eski kültürel değerlerinin koruma isteğini göstermektedir. Tek katlı müstakil evlerle düzenlenmiş bir mahalle yaşamından, çok katlı apartmanlarla düzenlenmiş bir site yaşamına geçiş, birçok kişi açısından ilk defa yaşanan bir deneyim olmuştur. Kültürel arka plan düşünülmeden tasarlanan yeni mekânsal düzende insanların uyum içinde yaşaması için hiçbir bilgilendirmenin yapılmaması sonucunda apartman içerisinde, müstakil evde edinilen alışkanlıklar sürdürüldüğünde toplu yaşam koşullarında çatışmaların meydana gelmesine neden olduğu dile getirilmiştir.

Yazının başında da belirtildiği üzere Kadifekale sakinlerinin Uzundere’ye yerleştirmeleri onların ilk göç deneyimleri değildir. Mahalle sakinlerinin neredeyse hepsi çeşitli sebeplerle ülkenin farklı bölgelerinden İzmir’e göç etmiştir. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ikamet edenler siyasi nedenlerle, devlet zoruyla göç etmek zorunda kalırken, diğer bölgelerden göçler ekonomik nedenlerden olmuştur. Yapılan görüşmelerde göç tipinin farkı, gerek kültürel değerlerin korunmasında gerekse yeniden yer değiştirmenin oluşturduğu algıda farklılıklar göstermiştir. Özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden gelen yaşlıların, kendilerinden Kentsel Dönüşüm Projesinde yaşanan süreci anlatmaları istendiğinde o dönem yaşadıkları mağduriyeti dile getirirken İzmir’e göç ederken geçirdikleri süreci de anlatmaları, yaşlıların, özelde yaşlı kadınların, Türkçe bilmemesi sık karşılaşılan bir durum olmuştur. Kadifekale’yi ‘Küçük Mardin’ diye yeniden isimlendirmeleri de şehir merkezinin ortasında bir memleket kurduklarını ve orada kendi kültürlerini yaşatma çabası içerisinde olduklarını göstermektedir. Hem kendi kültürlerini yaşamak hem de yeni şehre uyum sağlamak için entegresyon ve segregasyon stratejisi arasında mekik dokurken daha, yeniden bir göçün yaşanması kendilerinde bir savrulma hissini oluşturduğu söylenebilir. Kendi tercihleri doğrultusunda göç edenlerin ilk göç ilgili bir şey dile getirmemeleri, fakat Kadifekale’den ayrılmak zorunda bırakılmaları nedeniyle hayıflanmaları göç tipinin yerleşim yerinin benimsenmesinin ve oraya uyum sağlamanın üzerindeki etkisini göstermektedir.

Uzundere’de güvenliğin yeterince sağlanmaması, halkın kendi günlük ihtiyaçlarını gidermeleri için yeterli imkânların oluşturulmaması, sosyal donatıların göz ardı edilmesi, proje sürecinde yeterince bilgilendirilmeme ve taşınma sonrasında kendileriyle ilgilenilmediği inancı TOKİ evlerinin benimsenmemesinin diğer nedenleri arasında sayılabilir. Diğer bir değişle olumsuz mekânsal düzenlemenin yanı sıra dışlanma ve ayrımcılık algısı yeni yerleşim yerinde aidiyet hissini etkilemiştir.

Not: İçerik analizinde katkılarından dolayı İrem Umuroğlu’na teşekkür ederim.

 

Kaynak

Özer Y. E, Yönten A., ve Yılmaz F. (b.t.). Afet Riski Taşıyan Bölgelerdeki Kentsel Dönüşüm Uygulamalarında Sosyo-Beşeri Faktörlerin İncelenmesi Üzerine Bir Çalışma: Uzundere TOKİ Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Örneği. İzmir.