Sosyal Psikoloji Bağlamında Bir Zihin Yapısı: Muhafazakârlık


Mehmet Karasu
Psikolog

Bu yazıda muhafazakârlığın baskın özelliklerini ve zihinsel arka planını sosyal psikoloji açısından anlamaya ve açıklamaya çalışacağım.

Muhafazakârlık, bireysel değişim ve gelişime dirençli; kolektif olanlarına uyumlu olmayı gerektiren bir zihinsel doku içerir. Bu doku bir yönüyle pragmatik bir içerikle harmanlanmıştır. Zira ‘yanlış’ı yapıp çoğunluk içerisinde kaybolmak, ‘doğru’yu yapıp yalnız kalmaktan çok daha kolaydır ve daha az bilişsel yük barındırır. Muhafazakârlık, güvenli ortamın temini adı altında kontrolü ve ahlaki teamüllerin devamlılığını öngörür. Bu açıdan muhafazakârlıkta ‘düzen’ kavramı başat roldedir. ‘Düzen’i korumak için düzene aykırı bireyler ‘şeytanlaştırılarak’ rahatlıkla feda edilebilir (bkz. Sivas Katliamı).

Muhafazakârlık bir yanıyla dinle ilişkili; diğer yanıyla dinden bağımsız olarak müstakil bir zihinsel yapıyı temsil eder. Bu açıdan dini inancı olmayan bir kimse de muhafazakâr bir zihne sahip olabilir. Muhafazakâr bir zihnin din sahasında diğer alanlara oranla daha belirgin görülmesinin birkaç sebebi var.

Bunlardan biri, dinin metafizik alanına ilişkin bilgilerin azlığıdır. Metafizik alana ilişkin duyusal bilgilerin azlığı, muhafazakâr zihnin din sahasında görünürlüğünü pekiştirir. Zira muhafazakâr bir zihinde, deneysel olarak bilinemeyene karşı, güvenlik algısının duyarlılığı diğer zihin yapılarına göre daha yüksek görünmektedir. Bu ihtiyatlı duruş, mevcut pozisyonu keskinleştirerek diğerinin algısındaki görünürlüğün tonunu artırmaktadır. Muhafazakârlıktaki değişime dirençli tutumlar ve kontrol algısına ilişkin bu yüksek duyarlılıklar, din gibi bir sahada sergilendiği için doğal bir süreçle din ve muhafazakârlık kavramları zihinlerde birleştirilmektedir. Bir sonraki aşamada, din denilince muhafazakârlık, muhafazakârlık denilince din kavramları çağrışım yoluyla zihinlerde belirmektedir.

Muhafazakâr bir zihnin din sahasında diğer alanlara oranla daha belirgin görülmesinin diğer sebebi, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında hâkim olan duygu hâlleriyle ilintilidir. Bu topraklarda belirsizliğin oluşturduğu kaygı ve güvensizlik algısı yüzyıllardır süregelen baskın duygulardır. Bu açıdan İslam dinindeki Ehli Sünnet yorumun bu topraklarda nispeten daha görünür olmasının güçlü bağlamsal nedenleri vardır. Zira Ehli Sünnet yorumunun içeriğinde ‘düzen’i muhafaza etme, kurallara riayet, güvenlik ve istikrarı sağlama, evrimsel dolayısıyla yavaş süreçleri tercih etme ve ‘yol’dan çıkanları cezalandırılma gibi ön kabullerin dinamikleri daha güçlüdür. Böylesi tutum ve davranış örüntüleri belirsizliği bertaraf etmek için araçsallaştırılarak kullanılmaktadır.

Her zihinsel yapının asli bir referans kaynağı vardır. Muhafazakârlık için bu kaynak, süre gelmiş olan kültürel kodlardır. Kültürel kodlar, kolektif bellekle nesilden nesile aktarılır. Süreç içerisinde bazıları fetişleşebilir; bazılarıysa tabulaşabilir. Erich Fromm’un tanımladığı ve insanın varoluşundan kaynaklandığını belirttiği beş temel ihtiyaçtan biri olan algı dayanağına ihtiyaç dürtüsü, muhafazakâr bir zihinsel dokuda kültürel kodlarla karşılanmaktadır. Bahsi geçen kültürel kodlar bireyin yaşadığı dünyayı tutarlı bir biçimde algılaması konusunda referans çerçevesi rolü üstlenmekle kalmaz, aynı zamanda bireylerin süreklilik duygusunu da tatmin eder.

Muhafazakâr zihin prototipi, belirli yaşam tarzındaki bireylerin ön plana çıkartılmasıyla idealize edilirse de her bireyin muhafaza ettiği ‘şey’ ve içeriği farklılaşabilir. Diğer bir deyişle, kendini sosyal demokrat veya liberal olarak konumlandıran bir bireyin, muhafazakâr diye tanımlanan bir bireyden farklı olarak, farklı olgu ve durumlarda muhafazakâr eğilimler göstermesi kuvvetle muhtemeldir. Bu noktadan referansla, bireyleri kategorilere indirgeyip kavramaya çalışmak her ne kadar zihnimizin bilişsel yükünü hafifletse de kendi içerisinde ciddi anlamda problematikler barındırıyor, diyebiliriz. İnsanların eşyayı ve hayatı kavrama ve yorumları biçimleri, farklı bağlamlarda farklı zihin yapılarının tercihiyle farklılaşabilmektedir. O hâlde üretilmiş hazır kategorilerle insanı anlamaya çalışmak ancak incelenen birey hakkında önbilgi vermesi ve çatı oluşturması açısından sembolik bir değere sahip görünüyor, diyebiliriz.

Carl Gustav Jung, ‘Kuramlarını iyi öğren, ama yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak!’ derken, kuramların, bir aşama daha ileri götürürsek, kuramları meydana getiren kategorilerin var olan süreçteki yaşanmışlıkları açıklarken kullanılmasındaki zorluklarına, belki de çıkmazlarına gönderme yapmıştır.

Kaynaklar

Erol, A. (Ed.). (2011). Anti-Homofobi Kitabı/3 – Heteroseksizme Karşı Gökkuşağı, (1.Baskı). Ankara: Ayrıntı Basımevi.

Geçtan, E. (2008). Psikanaliz ve Sonrası (13. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.