Sosyalizasyonda Ebeveyn Çatışmasının Rolü: Kişiler Arası İlişkilerde Çatışmaya Atfedilen Farklı Değerler İyi Oluşu Nasıl Etkiler?


Burcu İldeniz-Tan

Altınbaş Üniversitesi

Araş. Gör.

 

İlişkide olduğumuz insanlar ile duygularımızın en yoğun hâliyle etkileşime geçtiğimiz, belki de karşımızdakini en iyi şekilde tanımamızı sağlayacak ipuçlarına sahip olduğunu düşündüğümüz anlar çatışma anlarımızdır. Günlük tanışıklığa sahip olduğumuz ya da diğerlerine kıyasla daha değerli gördüğümüz kişilerle ilişkilerimizde pek çok nedenle, farklı şiddette ve sıklıkta çatışma yaşarız. Diğerleri ile ilişkilerimizde kullandığımız çatışma biçimleri kişiler arası ilişkilerimizi, sosyal etkileşimimizi ve nihayetinde psikolojik iyi oluşumuzu etkilemektedir. Benzer şekilde, çatışmanın yoğun olarak yaşandığı, ebeveynler arası gerginliğin yüksek olduğu evlerde büyümek de psikolojik iyi oluşumuz üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Yüksek lisans tez araştırmam kapsamında bireyin ebeveynleri arasında yaşanan çatışmalar ve kendi ilişkilerinde kullandığı çatışma pratikleri arasındaki ilişkinin yönüne ve tüm bunların ise bireyin iyi oluşu üzerinde hangi yollardan etkili olduğuna bir cevap aramak gayretindeydim.[1] Bu yazıda ilgili literatüre dayalı biçimde genel hatlar çizerek araştırma bulgularımı sunacağım.

Çatışma her iki taraftan beslenen, her iki tarafın algıları, mizacı, deneyimleri ile şekillenen dinamik bir süreçtir. Çatışmanın etkileşimli bir süreç olarak değerlendirilmesi, kişinin kendi içinde çatışma yaşamasının önünde engel değildir, çünkü birey en çok kendisi ile etkileşim içerisindedir.[2] Kişinin iç dünyası sürekli olarak dürtüsel, hazzı erteleyemeyen, her şeyi şimdi ve şu an isteyen id ile içselleştirilmiş toplumsal otoriteyi, kuralları, dış gerçekliğe uyumu simgeleyen süperego arasındaki çatışmalara sahne olur. Bu çatışmada denge sağlayıcı rol üstlenen ego ise iç ve dış gerçeklik arasındaki bağın sağlıklı şekilde korunması için uğraşır; kimi zaman tökezler, kimi zaman ise psikolojik iyi oluşu sağlayacak bir başarı gösterir.[3]

Kişiler arası ilişkilerde tarafların farklı ilgilere, amaçlara, değerlere ve inançlara sahip olması veya bunlar hakkında yanlış anlaşılmaların yaşanması olası çatışmalara kaynak sağlar. Aidiyet, güç kazanımı veya korunumu, özgürlük ve eğlence gibi temel psikolojik ihtiyaçlar, sınırlı kaynakların paylaşımı, inançlar, öncelikler ve ilkeler gibi değerlerin farklılaşması kişilerarasında çatışma yaşanmasına neden olmaktadır.[4] Çatışma taraflar arasındaki anlaşmazlıkları ve gerginliği arttırıcı etkiye sahip olabileceği gibi, tarafların ortak bir amaca yönelik, iki taraf için de karşılıklı hedef ve çıkarlara uygun çözüm yolları bulunma ve uygulanmaya da olanak sağlar.[5] Ve hatta çatışma olgusu, çatıştığımız kişiye bakış açımızdan daha çok çatışma kavramının kendisine atfettiğimiz anlamdan etkilenen bir olgudur. Çatışma kavramı doğası gereği olumsuz bir anlama sahip değildir. Çatışmayı içsel bir dinamik olarak değerlendiren Piaget, benzer gelişim dönemindeki çocuklar arasındaki çatışmayı benmerkezciliği azaltan, empati ve iş birliği yeteneğini geliştiren bir araç olarak görmüştür.[6] Erikson yaşamın farklı dönemlerinin temel çatışmalarını bireyin sosyal gelişimindeki ilerlemelerin vesilesi olarak görmektedir.[7]

Çatışma algısı, bireyin kişiler arası anlaşmazlıklarla ve onların ele alınış, çözümleniş biçimleri ile ilgili, deneyimlerle şekillenen sosyal-bilişsel bir değişkendir.[8] Kişilerin çatışmaya yükledikleri olumlu ya da olumsuz değer çatışma ihtimalinde, çatışma esnasında ve sonrasındaki düşünce ve tutumları şekillendirmektedir. Çatışmanın olumsuz ve yıkıcı olduğunu düşünen kişiler diğerleri ile çatışmaya girmekten olabildiğince kaçınır, çatışmanın yarattığı olumsuz duygulanım ile baş etmekte zorlanır ya da tehditleri olduğundan daha büyük algılayarak yıkıcı ve olumsuz davranışlar ile önlem almayı tercih eder. Çatışmayı gelişim ve değişim için bir fırsat, günlük hayatın ve ilişkilerin olağan bir parçası, gereksiz hatalardan kaçınma ve sorunları netleştirmek için bir fırsat olarak değerlendiren kişiler ise, çatışmalardan kaçmayan, karşısındakine duygularını ve düşüncelerini aktaran, yapıcı ve çözüm arayıcı tutumlar sergiler.

Çatışmanın günlük yaşamda kaçınılmaz olduğu hesaba katıldığında, çatışma çözümüne yönelik yapıcı stratejiler geliştirmenin önemi açığa çıkmaktadır. Çatışma stilleri biliş, kişilik, bilinç dışı, kültür, cinsiyet, empati yeteneği, roller gibi pek çok değişkene göre şekillenebilmektedir. Çatışmaya yaklaşma ya da çatışmadan kaçınma, kişinin duygularını karşı tarafa ifade etme ve düşüncelerini paylaşma, çatışma ortamı seçimi ve sorunlarla yüzleşme davranışlarının farklı birleşimleri kişilerin çatışma pratiklerini oluşturmaktadır.[9] Peki, kişilerin çatışma sırasında ortaya koyduğu bu farklılıklar neden kaynaklanmaktadır? Ailenin bu noktada rolü nedir? Sözgelimi, anne babanın kavga ettiği bir evde büyümüş bir çocuk ‘nasıl çatışması gerektiğini’ anne babasından öğrenir mi? Anne babanın çatışma stilleri çocuklarına aktarılır mı? Çatışma algısı ve maruz kalınan ebeveyn çatışması bireysel iyi oluş üzerinde hangi yollardan etkilidir?

Literatüre göre, ebeveynler arası çatışma çocuklar üzerinde doğrudan ve dolaylı olarak pek çok etkiye sahiptir. Anne-baba çatışma sırasında, çocuklarına, psikososyal problemleri ile başa çıkarken kullanacakları işlevsel, davranışsal ve duygusal modelleri hatalı bir şekilde aktarabilir, duygu düzenleme yeteneklerini,[10] duygusal güvenliklerini[11] ve başa çıkma biçimlerini[12] şekillendirebilir. Eşler arasındaki problemler ebeveyn-çocuk ilişkisine de sirayet edebileceği gibi, çocuk ile olan ilişki partner ile yaşanan olumsuz deneyimlerin telafi aracı olarak da kullanılabilir.[13] Sosyal öğrenme ve sosyalleşme pratikleri ebeveynlerin kullandıkları çatışma stillerinin çocuklara aktarımına olanak tanıyabilir. Duygusal güvenlik hipotezine göre,[14] ebeveynler arası çatışmalar çocukların duygusal güvenlik hislerini zedeleyerek duygu düzenleme becerilerini, olumsuz duygulanımlar ile başa çıkma kapasitelerini etkilemekte, düşmanca içsel temsiller geliştirmesine, çatışmaya yönelik olumsuz algıya sahip olmalarına neden olmaktadır. Bilişsel-bağlamsal teori ise,[15] ebeveyn çatışmasının nitelik, sıklık, şiddet ve çözüme ulaştırılma gibi özelliklerinin çocukların çatışma algısını, kendine yönelik tehdit hislerini, çatışmaya dair suçluluk duygularını ve baş etme davranışlarını şekillendirdiğini öne sürmektedir.

Kişilerin diğerleri ile kurduğu ilişkilerde yaşadığı çatışmaları ele alış biçimleri ve problem çözme becerileri diğerleri ile olan sosyal ilişkileri şekillendirmekte, bireylerin stres yaşantılarını,[16] umutsuzluk, depresyon ve kaygı seviyelerini,[17] sosyal yetkinlik[18] ve benlik saygısı gelişimlerini[19] doğrudan etkilemektedir. Benzer şekilde ev ortamında ebeveynler arasında yaşanan çatışmaya maruz kalmanın da çocukların depresyon ve kaygı belirtilerini[20] yordadığı, yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkileri, davranış problemleri ve benlik saygısını,[21] heteroseksüel işlevselliklerini[22] şekillendirdiği bilinmektedir. Öyle ki çocuklar evden okul, iş gibi nedenler ile ayrılıp, ebeveynlerinden ayrı yaşamaya başladıklarında dahi anne babaları arasındaki olumsuz yaşantıların çocukların iyi oluşları üzerinde etkisinin sürdüğü görülmektedir.

Temel meseleye dönecek olursak, literatürde ebeveynler arasında yaşanan çatışmanın çocukların çatışma stillerini şekillendireceğine ilişkin çalışma sonuçları yoğunluktadır. Ancak çalışmamda gördüğüm üzere; kişilerin çatışmaya yükledikleri anlam ve sahip oldukları çatışma algısı, ebeveynler arasındaki çatışmanın işlenmesi ve anlamlandırılmasını etkilemekte ve bu yol üzerinden bireylerin psikolojik belirtilerini yordamaktadır. Kişiler arasında yaşanan her tür çatışma, bireyler için birer stres kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu stres kaynaklarının algılanış̧ biçimi kişinin sahip olduğu çatışma algısı ile yakından ilgilidir. Diğer çatışmalar gibi anne baba arası çatışmalar da çocuk için birer stres kaynağıdır ve çocuğun bu çatışmayı değerlendirmesi sahip olduğu çatışma algısı ile ilişkilidir.[23]

Çatışmaya girmekten kaçınan, çatışma esnasında ise karşı taraf ile duygularını paylaşmayan, duygu ve düşüncelerini geri planda tutan kişilerin ebeveynleri arasındaki çatışmayı daha tehdit edici olarak algıladıkları, kendilerini daha fazla suçladıkları ve bunun sonucunda daha fazla psikolojik sıkıntı yasadıkları görülmektedir. Çatışmayı, duygu ve düşünceleri karşı taraf ile paylaşma ve böylece ortak bir çözüme ulaşma fırsatı olarak değerlendirmek, ebeveynler arasındaki çatışmanın da bir fikir ve duygu alışverişi olarak değerlendirilmesini sağlayabilir. Bu değerlendirme, ebeveynler arası çatışmanın normal ve olağan görünmesini sağlayarak, tehdit edici özelliklerin ve suçluluk duygusunun daha az hissedilmesine olanak tanıyabileceği ve bu sayede, olası psikolojik belirtiler için koruyucu bir özellik göstereceği ihtimalini düşündürmektedir.

Tüm bu bilgiler ışığında, ebeveynler arasında yaşanan çatışma ve kişinin sahip olduğu çatışma algısı arasında karşılıklı ve süreğen bir ilişki olduğu yorumunu yapmak mümkün olacaktır. Çatışmaya atfedilen değer ve ebeveyn çatışmasına maruz kalmanın genel psikolojik iyi oluşun iki önemli belirleyicisi olduğu ve ebeveynler arası ilişki kalitesinin birey için koruyucu rol oynayabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Çatışma tüm kişiler arası ilişkiler için kaçınılmazdır; çatışmaların nasıl yönetildiği ise psikolojik iyilik hâline mal olabilmektedir.

 


[1] İldeniz, B. (2019). Üniversite öğrencilerinin çatışma stilleri, algıladıkları ebeveyn çatışması ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiler (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul Üniversitesi, İstanbul.

 

 

 

 

 

[2] Rahim, M. A. (1985). A strategy for managing conflict in complex organizations. Human Relations, 38(1), 81-89.

 

 

 

 

 

[3] Freud, S. (2016). Psikanalize giriş dersleri (S. Budak, Çev.). Ankara: Öteki yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1917).

 

 

 

 

 

[4] Crawford, D. ve Bodine, R. (1996). Conflict resolution education: A guide to implementing programs in schools, Youth-Serving Organizations, and Community and Juvenile Justice Setting, Program Report. US Department of Justice, Office of Justice Programs, Office of Juvenile Justice and Delinquency Prevention. Washington, DC.

 

 

 

 

 

[5] Deutsch, M. ve Coleman, P. T. (Ed.). (2000). Handbook of conflict resolution: Theory and practice. San Francisco: Jossey-Bass Publishers.

 

 

 

 

 

[6] Piaget, J. (1932). The moral judgment of the child. London: Routledge and Kegan Paul.

 

 

 

 

 

[7] Erikson, E. H. (1959). Identity and life cycle: Psychological issues. New York: International Universities Press.

 

 

 

 

 

[8] Jones, T. S. ve Brinkman, H. (1994). Teach your children well: Recommendations for peer mediation programs. J. Folger ve T. Jones (Ed.), New directions in mediation: Communication research and perspectives içinde (ss. 159-174). Thousand Oaks, CA: Sage Publications.

 

 

 

 

 

 

[9] Goldstein, S. B. (1999). Construction and validation of conflict communication scale. Journal of Applied Social Psychology, 29(9), 1803-1832.

 

 

 

 

 

[10] Katz, L. F. ve Gottman, J. (1996). Spillover effects of marital conflict: In search of parenting and coparenting mechanisms. New Directions for Child Development, 74, 57-76.

 

 

 

 

 

[11] Cummings, E. M., Davies, P. T., Simpson, K. (1994). Marital conflict, gender and children’s appraisals and coping efficacy as mediators of child adjustment. Journal of Family Psychology, 8, 141-149.

 

 

 

 

 

[12] Grych, J. H. ve Fincham, F. D. (1990). Marital conflict and children’s adjustment: A cognitive contextual framework. Psychological Bulletin, 108(2), 267-290.

 

 

 

 

 

[13] Erel, O. ve Burman, B (1995). Interrelatedness of marital relations and parent-child relations: A meta-analytic review, Psychological Bulletin, 118(1), 108-132.

 

 

 

 

 

[14] Cummings, E. M. ve diğerleri, a.g.e.

 

 

 

 

 

[15] Grych, J. H. ve diğerleri, a.g.e.

 

 

 

 

 

[16] D’zurilla, T. J. ve Sheedy, C. F. (1991). Relation between social problem-solving ability and subsequent level of psychological stress in college students. Journal of Personality and Social Psychology, 61(5), 841-846.

 

 

 

 

 

[17] D’zurilla, T. J., Chang, E. C., Nottingham, E. J. ve Faccini, L. (1998). Social problem-solving deficits and hopelessness, depression and suicidal risk in college students and psychiatric inpatients. Journal of Clinical Psychology, 54(8), 1091-1107.

 

 

 

 

 

[18] Güneş, F. (2011). Üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme düzeylerinin sosyal yetkinlik ve bazı değişkenler açısından incelenmesi (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Selçuk Üniversitesi, Konya.

 

 

 

 

 

[19] D’zurilla, T. J., Chang, E. C. ve Sanna, L. J. (2003). Self-esteem and social problem-solving as predictors of aggression in college students. Journal of Social and Clinical Psychology, 22(4), 424-440.

 

 

 

 

 

[20] Keeports, C. R. ve Pittman, L. D. (2015). I wish my parents would stop arguing! the impact of interparental conflict on young adults. Journal of Family Issues, 38(6), 1-19.

 

 

 

 

 

[21] Şirvanlı-Özen, D. (2004). Effects of marital conflict on adolescent children. Journal of Divorce and Remarriage, 41(1-2), 137-157.

 

 

 

 

 

[22] Kunt, H. K. (2004). The impact of parental divorce and interparental conflict in intact families on heterosexual functioning of young Turkish women (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul.

 

 

 

 

 

[23] İldeniz, B., a.g.e.