Söyleşi II: Evrim Ağacı’nın Kurucusu Çağrı Mert Bakırcı ile Söyleşi
Çağlar Solak*
ÇS: Türkiye’de evrimle ilgili en çok içeriğe sahip olan dijital platform Evrim Ağacı. Bugün, özellikle gençler arasında evrime dair doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşmak demek Evrim Ağacı’ndaki pek çok yazıyı okumak ya da videoları izlemek demek. Evrim teorisine karşı bitmeyen bir saldırının olduğu Türkiye gibi bir ülkede bu noktaya gelmek sevindirici olduğu kadar şaşırtıcı da. Bu yüzden şu soruyla başlayalım: Evrim Ağacı’nı kurma fikri nasıl aklınıza geldi? Bu kadar ilgi göreceğini tahmin ediyor muydunuz?
ÇMB: Açıkçası hayır, başlangıçta işin buralara kadar geleceğini kestirmemiz mümkün değildi. Çünkü Evrim Ağacı ODTÜ’de bir topluluk olarak bile değil, bir topluluğun altındaki komitelerden biri olarak kuruldu. Dolayısıyla bir gün Türkiye’nin en çok ziyaret edilen popüler bilim sitesi olacağını kafaya koyarak falan girişilmiş bir iş değildi.
Ama şunu da söylemek gerek: Sanıyorum karakterim gereği, aidiyet duygum çok güçlü olabiliyor. Yani parçası olduğum grubun, o grup ne kadar küçük ve önemsiz olursa olsun, en iyi yere gelmesini sağlamak için elimden geleni ardıma koymayan bir yapım var. Kafaya takıyorum, araştırıyorum, daha iyisi nasıl olur diye sorguluyorum. Sabah gözümü açtığım andan, kafamı yastığa koyana kadar geçen sürede sürekli bunlara kafa yorabiliyorum ama en önemlisi, bunu severek, keyifle ve bir yük olarak görmeden yapıyorum. Dolayısıyla belki de böylesi bir işe koyulmuş olmanın, sekteye uğramaması hâlinde buralara kadar geleceğini öngörmek mümkün olabilirdi; fakat o zamanlarda bunu hayal bile etmiyordum.
Evrim Ağacı’nı kurduk, çünkü ihtiyaç vardı. İhtiyacı tespit edip ona yönelik çalışmalar yapmanın önemli olduğunu düşünenlerdenim; hele ki az önce bahsettiğim gibi, parçası olduğum grubun daha iyi yerlere gelmesini sağlayacak ihtiyaçlarsa bunlar… O dönemde, sonradan silahlı suç örgütü olduğu anlaşılan çeteler tarafından domine edilmiş bir evrim karşıtlığı vardı. Bunlar, durmaksızın halka yalan yanlış bilgiler pompalıyorlardı. Sırf bu evrim karşıtı kültlerin biz kurulduğumuzda 30 yılı bulan geçmişleri yüzünden halk arasında hâlen evrimin tanımı bile bilinmiyordu; “İnsan maymundan geliyor diyorlar.” ifadesinin ötesine geçemiyordu kimse. Biz bunu düzeltmek istedik ve bu nedenle küçük bir öğrenci grubu kurduk. Hem kendimizi eğitelim hem etrafımızdakilere sunumlar yapalım dedik. Çok iyi hatırlıyorum, hatta video kayıtları da var, ilk sunumumuzu 2011 yılında Hacettepe Üniversitesi’ndeki bir konferansta yapmıştık. Sahnede “Biz böyle bir grup kurduk, belli ilkeler belirledik, Türkiye’de evrimi doğru anlatmak istiyoruz.” diyorum. O günden beri bu çizgide hiçbir şey değişmedi.
ÇS: Evrim Ağacı yaklaşık 13 yıldır büyüyerek etkinliğini sürdürüyor. Bu, sosyal medya platformlarının görece kısa tarihini de düşünürsek oldukça uzun bir süre. Bize biraz Evrim Ağacı’nın tarihindeki kırılma noktalarından, krizlerden veya atılım anlarından bahsedebilir misiniz? Unutamadığınız bir anınız var mı mesela?
ÇMB: Tabii. Benim kuzenlerimden biri Harvard Üniversitesi mezunu ve bir gün onunla telefonda konuşurken “Bizim okuldaki öğrencilerden biri bir site kurmuştu The Facebook diye, şimdi onu diğer okullara da açacakmış, bir bak istersen.” demişti. Ben o sıralarda, ODTÜ’deki hoccam.com (sonradan “Hocam.com”) diye bir sitede vakit geçiriyordum, sonradan moderatörlerinden de oldum o sitenin. Orada da mesela, parçası olduğum bir grup olarak çok güzel fikirlerimiz, hayallerimiz vardı. İnsanları birbirine daha etkili bir şekilde nasıl bağlarız, sürekli bunu düşünüyordum ama sitenin yönetiminde olmadığım için bunları yöneticilere yaptırmak çok zor oluyordu. Onların da başka uğraşları ve odakları vardı, o nedenle o site öyle kaldı, sonradan da kapanmış zaten. Orada yeterince hızlı organize olabilseydik, Facebook’un Türkiye’deki o dönemki hakimiyetine paralel bir iş çıkarabilirdik diye düşünüyorum. Ama kaldı öyle…
2010-2011’de Evrim Ağacı’nın Facebook’taki ilk hesabını açtım ve kısa sürede binlerce takipçiye ulaştık –ki o dönemde “binlerce takipçi,” bugünkü belki “yüz binlerce takipçi”ye eşitti. Şunu hatırlıyorum: Popüler bilimin sosyal medyadaki yükselişinin önemli ayaklarından biri olan I Fucking Love Science (IFLS) 60 bin takipçiye sahipken biz 20-30 bindeydik. Hatta ortak bir şeyler yapabilir miyiz acaba diye birkaç kez konuşmuştum da Elise Andrews ile o dönem. Sonra tabii onlar İngilizce konuşulan dünyanın devasalığından faydalanarak uçtular gittiler, Evrim Ağacı görece küçük kaldı. Ama kısa sürede tüm Dünya’daki evrim odaklı sosyal medya hesapları arasında en büyük olma unvanına eriştik ve uzunca bir süre öyle de kaldık, onu da hatırlıyorum.
Arada bir kez evrim karşıtlarınca hacklendik, hesaplarımız çalındı, geri alamadık falan. Sonra bizi savunan bir başka hacker grubu bizi hackleyenleri hackledi. İlginç zamanlardı. Sıfırdan başlamamız gerekti ama o noktada zaten yeterince iyi tanındığımız için, eski sayılara kısa sürede ulaşabildik, çok bir sıkıntı olmadı ama burada şunu söyleyebilirim: Bize bu popülerliğimizi kazandıran şey, karşımızdaki insanları “insan” yerine koymamız oldu. Sorularını cevaplıyorduk ama ne cevaplama! Paragraflar dolusu anlatım yapıyorduk; sordukları şeyin ıncığını cıncığını anlamalarını sağlıyorduk. Bu benim hobimdi ve keyifle yapıyordum.
2016 yılı gibi Facebook işleri biraz fazla para odaklı hâle getirmeye başladı ve bu sayfa erişimlerini müthiş olumsuz etkiledi. Paylaştığımız içerikler, eskiden takipçilerimizin %80-90’larına ulaşırken, birden %0,2 gibi oranlara ulaşmaya başladı. Facebook, daha fazlasına ulaşmak istiyorsak para ödememizi bekliyordu. Gelir elde etmeyen bir oluşum olarak bu durum bizi çok zorladı ve o dönem yavaş yavaş Twitter, YouTube, Instagram gibi diğer sosyal medyalara yayılmaya başladık. Ayrıca şunu da vurgulamak istiyorum: Böyle Facebook üzerinden anlatıyorum, çünkü o dönemde Facebook’un attığı adımlar, bütün sosyal medyanın yapısını etkiliyordu. Günümüzde o etkisi neredeyse tamamen ortadan kalktı, iyi de oldu.
O sırada bizim de bir web sitemiz vardı zaten. Onun doğumu da yine Facebook’un kararlarına bağlı olarak oldu: Hem sayfaların erişimini kısması hem de bizim uzun yazılarımızı paylaştığımız “Notlar” özelliğini ikinci ve hatta üçüncü plana atması, kendi sitemizin önemini gösterdi bize. Bu notlar da aslında insanların paylaştıklarımızın altına yazdıkları soruların cevaplarından oluşuyordu. Aynı sorular (mesela “Madem insanlar maymundan geliyor, şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?” gibi şeyler) tekrar tekrar sorulduğu için, bunları merkezi bir veri tabanında tutmanın faydalı olacağına kanaat getirerek nota çevirmeye başladık. O notlar, eskiden beri Evrim Ağacı’nı takip edenlerin bileceği ve sitemizde hâlen bulunan “Makale Arşivi”ni oluşturdu. O arşiv de Evrim Ağacı dediğimiz yapının belkemiği oldu. Şimdi bu arşiv etrafına EA Akademi diye daha kapsamlı bir yapı inşa ettik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Amacımız, okullara ek olarak insanların kendilerini geliştirebilecekleri, kendi hızlarında ilerleyebilecekleri, güvenilir bir bilim veri tabanı yaratmak. 2010’dan beri yaptığımız şey bu aslında.
Facebook’tan kopmaya başlamamızın bir getirisi, YouTube üzerine kafa yormaya başlamamız oldu. O dönemde ben hâlâ video nasıl çekilir, nasıl düzenlenir (“editlenir”) bilmiyordum. Biraz biraz ayağımızı suya alıştırmaya çalıştık –ki o girişimler, bugün YouTube’da 2 milyonu aşan Evrim Ağacı ailesinin temelini atmaya başladı.
Burada yaptığımız en önemli bir diğer şey de 2018 yılında eşimle birlikte “Biz bu işi meslek edineceğiz.” diyerek risk almamız oldu. İkimiz de doktorasını almış insanlarız, istediğimiz her yerde çalışabilecek potansiyele sahiptik o dönem. Biz, Evrim Ağacı’nı seçtik. Hani “Tutkunun peşinden git.” denen şeyi canlı kanlı yaşadık –ve biz 2018’de bu işten hâlâ para kazanmıyorduk. Giderlerimiz hâlen gelirlerimizden yüksekti ama yapabileceğimize inandık ve bunu seçtik. Seçmeseydik, Evrim Ağacı o noktada ölmüş olacaktı mesela. Bunlar, insanın hayatını değiştiren kararlar.
Arada başka bir dolu şey yaşandı elbette ama sosyal medya perspektifinden sorduğunuz için böyle özetleyebilirim. Şimdi tüm sosyal medyaları kendine uygun biçimlerde kullanmaya çalışıyoruz. Mesela Instagram’da ilgimizi çeken viral videoların arkasındaki bilimi anlatmaya çalışıyoruz. Twitter duyuru ve yazı paylaşımı yaptığımız yer. Facebook’u artık kullanmıyoruz, otomatik olarak yazı atılıyor oraya ama tamamen koptuk diyebilirim oradan, takip ettiğimiz bir yer değil. Facebook, en azından bizim için kendi kendini öldürdü diyebilirim.
ÇS: Başta belirttiğim gibi, ülkemizde evrim konusu hep tartışmalı, hep gündemde. Son olarak, örneğin, Covid-19 virüsünün mutasyona uğradığını neredeyse herkes biliyorken bunu açıklamanın ancak evrim olgusunu kabul etmekle mümkün olduğunun farkında mıyız emin değilim. Sizce Türkiye’de evrim neden şiddetli bir çatışma konusu olageldi? Gelecekte bunun ne yönde değişeceğini düşünüyorsunuz?
ÇMB: Bunun sebebi, bizden önceki tarafların (evet, iki tarafın da) evrimi hep “bilim vs. din” perspektifinden ele alması oldu. Evrimsel biyolog Richard Dawkins’in dine karşı “Yeni Ateizm” bayrağını açmasının bunda büyük bir etkisi var. Evrimle ilgilenen herkes ateist olmak zorundaymış gibi bir algı oluştu. Karşı tarafın 30 senedir sürdürdüğü dinci ve evrim karşıtı propaganda da buna hiç yardımcı olmadı tabii. Bu nedenle evrimi kabul edenler “dinsiz,” evrimi reddedenler “dindar” gibi bir portre oluştu. Elbette bu vakumda olmadı, dediğim gibi, Dawkins veya Christopher Hitchens gibi yazar, düşünür ve bilim insanlarının etkisiyle tüm dünyada bu şekilde görüldü.
Ben evrimi bu bağlamda öğrenmedim. Küçüklüğümden beri okuduğum bilim kitaplarında evrim hep sıradan bir olgu olarak geçiyordu. Hiç de din veya yaratılışla ilgili bir “karşı-açı” olarak sunulmuyordu. Hatta çok iyi hatırlıyorum, ben evrimin “ayıp” bir şey olduğunu ODTÜ’ye ilk girdiğimde öğrendim. Benim için hep sıradan bir doğa yasası olmuştu o noktaya kadar.
Sanıyorum bu perspektif farkı da Evrim Ağacı’nın tonunu ve halkın bize bakış açısını etkiledi. Bizim için, bilimsel gerçekleri kabul ettiğiniz ve başkasının yaşam alanına müdahale etmediğiniz müddetçe neye inandığınızın hiçbir önemi yok. Hatta kendi dünyanızda yanlış olduğunu bildiğimiz şeylere de inanabilirsiniz (atıyorum, “uzaylıların aramızda yaşadığı” ya da “detoks içeceklerinin insanları iyi edebileceği” gibi şeylere). Bunları bilimsel olarak güçlü hipotezlermiş gibi halka pazarlamaya çalışmadığınız sürece ve daha önemlisi kamu yönetiminin bir parçası hâline getirmediğiniz sürece neye inanırsanız inanın. Tabii sahte bilimler nadiren kendi alanlarında kalıyorlar. Bunların var olmasının tek yolu propaganda ve ana akım bilime sataşma olduğu için, bu ideal dünyaya ulaşamıyoruz.
Ben kısa vadeli değil ama uzun vadeli geleceğin pozitif olduğuna inananlardanım. Kısa vadede her türlü şarlatanlığı ve şaklabanlığı göreceğiz, görüyoruz da… Ama ortalamada insanların gerçeğe olan sadakatinin yükselmeye meyilli olduğuna inanıyorum. Hele ki dünyanın her bir yanından, var olan sistemleri (örneğin sosyal medya teknolojileri gibi şeyleri) şu anda olduğundan daha iyi noktaya getirmeye çalışan, geniş ufuklara sahip vizyonerler çıktıkça insanlık emekleye emekleye daha doğru bir noktaya gelecek diye ümit ediyorum.
Bunu ümit etmek zorundayım da bir yerde… En nihayetinde beni iten şey, buna erişebileceğimize yönelik inanç ama oturduğumuz yerden buna erişemeyeceğimizi bildiğim için, o sürece katkı sağlamak istiyorum. Evrim Ağacı bu yüzden var.
ÇS: Evrim Ağacı, yalnızca evrim konusunda ve biyoloji alanında değil, bilim ve felsefenin farklı dallarından içerikler üretiyor. Özellikle İngilizce konuşan ülkelerle kıyasladığınızda Evrim Ağacı’na benzer oluşumlar ülkemizdeki kadar takipçiye ulaşıyor mu? Bu yoğun ilgiyi, eğitim sistemimizin bilimi anlaşılır ve merak uyandıran bir tarzda öğretmek konusunda oldukça yetersiz kaldığının işareti sayabilir miyiz?
ÇMB: Bu çok ilginç bir nokta: İlk sorunuzun cevabı “hayır.” Geçenlerde MIT tarafından desteklenen bir popüler bilim sitesinin dijital bir etkinliğine katıldım. Neredeyse kimsenin uğramadığı bir siteye üniversite on binlerce dolar ayırıyor, aklım çıktı. Doğrudan Nature dergisinin bir yayını olan Scientific American gibi köklü bilim kurumlarının siteleri bile Evrim Ağacı’ndan sadece 2 kat fazla okunuyor. Dünya’da İngilizce konuşan 1,5 milyar insan var, Türkçe konuşan taş çatlasa 120 milyon insan… Biz Türkiye’de sıra dışı bir şeyi yapıyoruz ve bizim yabancı siteler gibi destekçimiz veya maddi kaynağımız yok. Bu, tamamen azmin ve kararlılığın bir ürünü.
Beni yanlış anlamayın: Elbette YouTube’da bizden kat kat büyük bilim oluşumları var. Twitter’da yabancı bilim sayfalarının bizden çok erişimi olabilir. İşte TikTok’ta daha çok takip edilen bilim insanları elbette var. Ama ortalamada, bu kadar farklı platformda, bu kadar çok sayıda insanın takip ettiği çok az oluşum veya kişi var. Hele ki dillerin konuşulma sıklığına göre normalize edilmiş hâliyle düşünüldüğünde… Bunu şuradan da biliyorum: Doğrudan bu tür bilim anlatıcıları ile çalışan insanlarla konuşup da yaptıklarımızı anlattığımda akılları çıkıyor, hatta inanmıyorlar. “Türkiye’den böyle bir şey nasıl çıkabilir?” diyorlar. Çünkü bu kadar çok yönlü bir yapıyı popüler bilimde hiç görmemişler. Onlarda bu oluşumlar ya sadece dergi çıkarıyorlar ya sadece YouTube videosu çekiyorlar ya da sadece internet sitesi yapıyorlar. Hepsini ve daha fazlasını yapan, üstelik bunu bizim yaptığımız gibi, bir yazılım projesi olarak kurgulayan, sosyal medyanın problemlerini çözmeye yönelik bir araca dönüştüren, bilimseverler ve bilim insanları için bir platform olarak geliştiren kimse yok. Dolayısıyla olduğumuz yerden memnunum ve bunu yurtdışına da taşımak istiyorum.
Türkiye’deki bu olağanüstü ilginin ana nedeni, bizim insanlarımızın meraklı kişiler olması. Bakmayın sürüler hâlinde olduğumuzda saçma sapan şeyler yaptığımıza, tekil olarak insanlar çok meraklılar, çok ilgililer. Ve evet, okullar bu ilgiyi tatmin edemiyorlar, çünkü her şey sınavlar üzerine kurulu. Sınav, öğrenmeyi ölçme ve dolayısıyla öğrenmeye zorlama için iyi bir araç olabilir fakat öğrenmenin keyfine vardırma konusunda berbat bir araç. Biz bu eksiği kapatıyoruz. İnsanların sorduğu büyük küçük her soruya birlikte cevaplar arıyoruz. Böylece o merakın peşinden doğru bir şekilde gitmenin yolunu göstermeye çalışıyoruz.
ÇS: Evrimsel bakış açısının davranış bilimlerinde dikkate alınması ve ağırlık kazanması, doğa bilimlerine kıyasla yeni sayılabilir. Evrimsel bakış açısının uzak gelecekte bilimsel ve teknolojik gelişmelere nasıl etki edeceğini düşünüyorsunuz? Mesela yapay zekânın geleceği konusunda?
ÇMB: Açıkçası ben evrimsel biyolojinin insanın arzuladığı birçok teknoloji ve gelişimin kalbinde yer alacağını düşünüyorum. Makine öğrenmesi veya yapay öğrenme alanındaki çalışmalar sayesinde bilgisayarlara bir şeyler öğretebileceğimizi gördük. Bunu yapmak için bugüne kadar insan beyninin aşırı basitleştirilmiş ve bilgisayar ortamında modifiye edilmiş bir modelini bilgisayarlarda tanımlamaya çalıştık. Bu bizi müthiş yerlere götürdü ancak sadece bu algoritmalarla insan zekâsına benzer bir zekâyı yaratamayacağımız çok açık. Sırf o nedenle yapay zekânın günümüzdeki konumu, tüm başarılarına rağmen “gerçekleşmemiş devrim” olarak görülüyor.
Bence bunun nedeni açık: İnsan beynini biz nörobiyolojide bile tam olarak anlayabilmiş değiliz, kaldı ki organik olmayan bir ortamda modelleyebilelim ve modelleyebilsek bile birebir aynı türden bir zekâ oluşabilsin. Bilgisayar, bilinç için yepyeni bir ortam. Dolayısıyla bu yepyeni ortamda yeşerebileceği araçlara sahip olmalı. Bir sistemin kademeli olarak bulunduğu ortama uyum sağlamasını sağlayan şey, evrim. Dolayısıyla bana kalırsa gerçek anlamda insan zekâsını yapay olarak taklit etmenin tek yolu, bilgisayarlara “bir şeyler öğretmek” değil, “öğrenmeyi öğretmek.” Yani bilgisayar ortamında “öğrenme” dediğimiz şeyi mümkün kılacak kombinasyonlar her neyse, bunu insan mühendisler tasarlamamalı, çünkü muhtemelen bunu tasarlayacak teorilerden ve modellerden yoksunuz. Bunun yerine işi evrim yasasına bırakarak bilgisayarların kendilerinin (yazılımın ve hatta ileride donanımın) evrimleşmesini sağlamak.
Evrimsel algoritmalar sahasının bize gösterdiği üzere evrim; ısrarcı, azimli ve sistematik deneme-yanılma yöntemi sayesinde mühendisler olarak bizim asla öngöremeyeceğimiz çözümleri buluyor ve bulacaktır da. O zaman bebek-benzeri bir yapay zekâ evrimleşebilir ve bu yapıda evrimleşen öğrenme mimarisini tıpkı bir bebek gibi eğiterek gerçek anlamıyla yapay genel zekâya ulaşabiliriz. Evrim, her bilim dalında devrim yarattığı gibi yapay zekâ alanında da devrim yaratacak. Benim öngörüm bu yönde.
ÇS: Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ÇMB: Beni burada ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Okurlarınız arasından Evrim Ağacı okuru ve/veya izleyicisi olanlara da özel bir selam göndermek isterim.
* Manisa Celal Bayar Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi
Çağrı Mert Bakırcı, Evrim Ağacı’nın kurucusu ve idari sorumlusu, Dr.