Süregelen Notlar – 2


Önder Aydemir
Sinek

Yaşayamıyorum

Gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum. İşin komiği ‘gerektiği kadar iyi’ nasıl yaşanır, onu da pek bilmiyorum. Devamsızlığım çok hayatta… Bir yıl düş’e dokunur gibi hiçbir şey yaşamıyorum, sonra, ertesi yıl bir gömülüyorum hayata ve aşk’a, kaldırabilene aşk olsun. Nerede, nasıl, ne zaman, kiminle, ne kadar daha fazla mutlu olunur, bilmiyorum. Olmadığım yerleri, yapmadığım şeyleri düşlüyorum bazen. Bazen diyorum, cinsim başka olsaydı daha mı mutlu olurdum acaba? Sallıyorum günleri, bugünün ne içerdiğine bakmadan, ertesi gün’e geçiyorum hemen. Yaşayacaklarımı hep son ana bırakıyorum. Kendimi çoğunlukla yaşayamayacak kadar yorgun hissediyorum. Ne yaşarsam yaşayayım, gözüm hep öteki hayatlar’da kalıyor bazen. Yaşamaya iyi konsantre olamıyorum. Bence hayat, cinselliğin önemli bir parçası. Bazıları çalıp–çırpıyor her şeyi, öteki hayatlar’da otluyor hep bazıları. Sevişince acıkıyorum. Her sabah bir gün eksik uyanıyorum ömrümden. Kafamdaki insan olamıyorum kendi ömrümdeymiş gibi rahat yaşayamıyorum. Herkes ağzına kadar başkası dolu. İçimde hiç kötülük yok. Bu çok kötü… Ömrüm bir dönem çok açık kaldı, hayatıma kaç insan girdi hatırlamıyorum. Aslında ileride çok mutlu olunacak sote yerler biliyorum. Bazı sabahlar dünya, çok zor alışıyor bana. Orijinal birkaç insan arıyorum. Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir yük gibi geliyor bazen hayat. Hayatta bir ağırlığım olsun diye şişmanlamak istiyorum, o da olmuyor. Üçün biri’ni seçerken bile ikilem’e düşüyorum. Yaşamak için sonsuz ideal bir yer var mı? Ben bulamıyorum. Yaşamam gereken birçok şey ve yaş, başka birçok şey ve yaşları düşünürken geçip gidiyor. Bazen çok geriden yaşıyorum. Ömrüm son bulduğunda neleri yaşamış olayım. Neleri yaşamış olmalıyım. Bilmiyorum. Bu benim ilk tecrübem dünyada. Bütün güzel kızları, iyi oğlanları kapmışlar. Bütün şahane mevzuları çok önceden konuşmuşlar. Bütün güzel pozisyonlarda biz yokken sevişmişler. İyi bir ömür, hangi iyi bir ömürle kıyaslanabilir ki? Kim olarak öleceğimi, ne olarak kalacağımı bilmiyorum. Hayat, benden zevk alıyor mu acaba? Bilmiyorum.. Tanrı veya doğa, beni böyle kullanarak ne yapmak istiyorlar, anlamıyorum.

Ancak yine de “ömrümden geleni” yapıyorum.

* * *

İnsanlar ve Köpekler

Parası olmadığı için fırının önünde durup gelip geçene “Bana bir ekmek alabilir misin evladım” diyen teyze, torunları için garsonluk yapmak zorunda kalan ve çocuğu yaşındaki insanlara “efendim” diyen dede, markette bizim elimiz kolumuz doluyken parası yetmediği için çocuk bezini geri bırakan baba, annesi babası olmadığı için oynarken düştüğünde ağlamak yerine kalkıp yarasını temizleyen çocuklar, parkta çocuğunu sallayan bir anneye çocuğunun sorduğu “Anne şu anda etrafta ne var? Park nasıl bir yer?” sorusu ve o annenin görmeyen yavrusuna göz oluşu, herkes evine koşarken yağmurun altında kalem satmaya çalışan adam, hastaneye verecek bir günlük daha parası olmadığı için bitkisel hayattaki çocuğunun fişini çektirmek zorunda kalan baba, sattıkları midyenin tadını bilmeyen çocuklar, hiç çilek yememiş yavrusuna “Ya severse ben ona nasıl alırım bir daha” diye ikram edilen çileği tattırmayan anne, açlıktan fırının camındaki buharı yalayan ve ben onu sevmeye kalktığımda yediği dayaklar yüzünden korkup kaçan köpek… İnsanlar neden köpekleri döver? İnsanlar neden insanlara bunları yapar?