‘Tekinsiz’ ve Psikanaliz Üzerine
Özgün Taktakoğlu
İstanbul Üniversitesi
Arş. Gör.
Bu yazıda Freud’un ‘Tekinsiz’ metninden yola çıkarak tekinsizin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, insanlık için nasıl bir evrensellik taşıdığı anlatılmaya çalışılacaktır. Ardından kısaca psikanalizin kendi içindeki tekinsizliğe ve bu tekinsiz ile ne yaptığına değinilecektir.
Freud’un 1919 yılında ‘Unheimlich’ başlığıyla kaleme aldığı metin, Türkçeye ‘Tekinsiz’ olarak çevrilmiştir (Freud, 1999). Kavramı ve gönderme yaptığı anlamları anlayabilmek için, öncelikle kavramın dil kökenine bakmak yerinde olacaktır. Almanca’da “Heim” ev, yuva, vatan anlamına gelmektedir. “Heimelich, heimelig”, ise eve ait olan, yabancı olmayan, bildik, evcil, candan, dostça anlamlarına gelir. Kelimenin başına gelen –un eki, kelimenin anlamını terse çevirir ve “eve ait olmayan, bildik olmayan, büyüsel, gizemli, korku verici” gibi anlamlara tekabül eder. “Heimlich” kelimesinin bir diğer anlamı ise gizli, başkalarının bilmemesi için gözden uzakta tutulan, başkalarından saklanandır. Bu anlamı baz alındığında ise “Unheimlich”, gizli kalması gerekirken açığa çıkmış olandır. Freud kavramsallaştırmasını unheimlich’in bu iki anlamı üzerine oturtur.
Freud’a göre tekinsiz, bir zamanlar tanıdık, bildik olanın bastırma (repression) yoluyla benliğe yabancılaştırılması, bir nevi bilinçdışına gizlenmesi sonucu oluşur. Bilinçdışında gizli kalması gereken bu malzeme, sonraki bir zamanda, hatırlatıcı bir durum ya da kişinin varlığında tekrar ortaya çıkabilir. Yeniden ortaya çıktığında artık ne o eski tanıdık hâldedir ne de tümüyle yeni ve yabancıdır. Bastırma sürecinin başkalaştırdığı, fakat ruhsal yaşam için öteden beri tanıdık olan şeydir, gizlenmiştir ve tekrar ortaya çıkmıştır. Hissedilen şey tuhaf bir tanıdıklık ve kaygıyla kardeş bir tekinsizlik duygusudur. Freud’a göre, ‘bastırılan geri döner’ ve geri döndüğünde hissedilen duygu, tekinsizliktir. Tekinsiz, tümüyle dehşet verici değildir, ancak tanıdık olanın verdiği güven hissinden de çok uzaktır.
Freud, tekinsiz kavramsallaştırmasının temeline bastırılan çocukluk dönemi kaygılarını koyar. Örneğin, Kum Adam öyküsü üzerinden küçük bir erkek çocuk olan Nathaniel’in iğdiş edilme (kastrasyon) kaygısının, hayatının sonraki dönemlerinde tekinsiz imgeler ve durumlar eşliğinde tekrar tekrar nasıl geri döndüğünü anlatır. Burada tekinsiz imgeler ile kastedilen ‘oyulmuş bir çift göz’ gibi iğdiş edilme kaygısını hatırlatan imgelerdir. Freud kesik veya kopuk uzuv görüntülerinin insanlarda yarattığı tekinsiz hisleri, iğdiş edilme kaygısını hatırlatması ile açıklar.
Freud tekinsizlik yaratan durumları incelerken bunları yalnızca bastırılmış ilkel çocukluk karmaşalarının açığa çıkması ile sınırlamaz. İnsanoğlunun ‘aşmış olduğu’ ilkel inanışlarını yeniden canlandıran durumlar da tekinsizlik yaratırlar. Örneğin, cansız nesnelere canlılık atfetmek yani animizm, büyücülük, sihir, düşünce gücüyle bir şeyin gerçekleştiğinin düşünüldüğü durumlar -örneğin kemgöz gibi. Freud (1999) şöyle der; “Biz -ya da ilkel atalarımız- bir zamanlar bu olasılıkların gerçek olduğuna inandık ve gerçekten yaşandığına emindik. Bugünlerde artık bunlara inanmıyoruz, bu düşünce biçimini aştık; ama yeni inançlarımızdan çok da emin değiliz ve eski inançlarımız herhangi bir doğrulama yakalamaya hazır biçimde hâlâ içimizde yaşıyor. Yaşamımızda eski ve artık bir kenara bırakılmış inançları doğrular gibi görünen bir şey gerçekten meydana geldiğinde bir tekinsizlik duygusu ediniriz.”
Ancak Freud hemen arkasından ilkel inançların da çocukluk dönemi kaygılarıyla yakından ilişkili olduğunu, bu ilkel inançların kaynağını insan canlısının yaşamının ilk yıllarındaki -Psikanaliz terminolojisinde bu ilk yıllara ilkel, arkaik dönem denmektedir- karmaşalardan aldığını söyler. Örneğin, bir bebek, kendi muhtaçlık ve çaresizlik hisleri ile başa çıkmanın bir yolu olarak, kendini tüm güçlü (omnipotant) olarak görmektedir. Birincil narsisizm denilen bu evrede bebek kendisine verilen memeyi, sırf kendi istediği, hayal ettiği için, kendi düşünce yoluyla elde ettiğine inanır. Bu birincil tüm güçlülük yanılsaması, erken dönemde işlevsel ve sağlıklıdır. Bebek zamanla tüm güçlülük yanılsamasını bırakmak zorunda kalır ve giderek gerçeklik ilkesine yaklaşır. Arkaik dönemde düşüncenin tüm güçlülüğü sonucu ortaya çıkan sihirsel düşünceler (magical thinking) dediğimiz bu olgu, insanoğlu tarafından dış dünyaya büyücülük, sihir gibi şekillerde yansıtılmıştır. Tekinsizliği aşikârdır…
Düşüncenin tüm güçlülüğünden yola çıkarak bir başka ilkel inanışa gönderme yapar Freud: “O hâlde ölüler de yaşamayı sürdürür ve eski etkinliklerinin sahnesinde yeniden ortaya çıkarlar!” Canlanan nesneler, hortlaklar, ruhlar aleminden gelip gidenler, perili evler… Yine çocuksu sihirsel düşüncenin etrafında, ölüme karşı yaşam dürtüsünün, gerçeklik ilkesine karşı haz ilkesinin galip geldiği, insanlığın ortak tekinsizleri…
Bir ölü niçin hortlar? Niçin bir ev perilidir? “Evin Bilinçdışı” isimli kitapta (Eiguer, 2004) perili ev mitinden bahsedilir. Pek çok filme, öyküye, efsaneye konu olmuş perili ev hikâyelerinde, hayaletler, o evi terk edememiş ölülerdir. Çünkü ya zamansız ya da şüpheli biçimlerde ölmüşlerdir veyahut arkalarında haksızlığa uğradıkları ya da utanç duydukları bir hikâye vardır. Kapanmamış bir hesap, geri dönülerek hâlledilmesi gereken bir mesele kalmıştır. Evlerini terk etmeyen hayaletler istedikleri onarım gerçekleşene kadar tekrar tekrar geri gelirler ve ev halkını rahatsız ederler. ‘Gömülen’ yani ‘bastırılan’ yaşantıların, tekrar tekrar geri döndüğü ve kişiyi rahat bırakmadığı durumlarda olduğu gibi…
Psikanaliz ve Tekinsiz
Bastırılanın geri dönüş yollarından biri, semptomdur. Psikanalizin ortaya çıkışı, semptomları yüzünden acı çeken histerik hastaların zamanında bastırdıkları -gerçek ya da düşlemsel- yaşantılarının, Freud’la yaptıkları konuşma seansları (talking cure) sırasında ortaya çıkarılmasına dayanır. Dolayısıyla, psikanaliz, en başından beri “gizli kalan”ın ortaya çıkarılması üzerinden çalışır. Bu bağlamda düşünüldüğünde, psikanalitik sürecin kendisini başlı başına tekinsizlik duygularının eşlik ettiği bir süreç olarak görmek çok da yanlış olmasa gerek.
Psikanaliz odası, analizanın ruhsal dünyasına ev sahipliği yapar. Ev ve evde olmak da her zaman tekin değildir. Herkesin ruhsallığında, kilitli dolaplarda gizli kalmış, çekmecelerde saklı duran anılar, duygular ve düşlemler, önceki kuşaklardan miras kalan sandıklarda bulunmayı bekleyenler vardır. Açılan her dolap, aralanan her sandıkla birlikte tekinsizlik ve yanı sıra merak duyguları da eve yayılır. Tuhaf tanıdıklık hissi psikanaliz yolculuğunda analizanın yanı başındadır ve kendini serbest çağrışım, duygulanımlar, sahnelemeler ve rüyalarda açık eder: ‘rüyamda aslında bildiğim bir yerdeyim, daha önce bulunmuşum, ama yolları hatırlamıyorum’. Bilinçdışına giden yollar tekinsizdir, ancak bir o kadar da merak uyandırıcı ve dinamiktir.
Psikanaliz en nihayetinde o güne dek ‘tekinsiz’ oldukları için şeytanlaştırılan, deli, akıl hastası denen kişilerin söyledikleri ve yaptıklarıyla neyi kastettiklerine yöneltilen bir meraktan doğmuştur (Erdem, 2019). Freud şöyle der: “Sara ve deliliğin tekinsiz etkisi de aynı köklere sahiptir. Alan dışı bir insan bu rahatsızlıklara baktığında…gizli güçlerin işlediğini görür ama aynı zamanda bulanık bir biçimde, kendi benliğinin uzak köşelerinde onların varlığından haberdardır.” Burada Freud her insanda yaşamının arkaik dönemlerinden aşina olduğu bir ‘psikotik çekirdek’ bulunduğunu ima etmektedir. Deliler, hepimizin zaman zaman varlığını sezdiğimiz, içeride bir yerde gömülü bu çekirdeği hatırlatırlar, bu yüzden tekinsizdirler. Ve şöyle devam eder, “Aslında bu gizli güçleri açıklamakla ilgilenen psikanalizin tam da bu nedenle pek çok insana tekinsiz geldiğini işitmek beni şaşırtmaz.”
Somay (2003), adına ister bilim, ister din, ister mitoloji, istersek de hurafe ya da felsefe diyelim, insanlığın anlamlandırmaya yönelik tüm sistemli ya da yarı sistemli çabalarının tekinsiz ile başa çıkma, onu evcilleştirme ve tanıdıklaştırma gayreti olduğunu söylemiştir. Psikanaliz, bu karanlıkta kalmış gizli güçleri ve tekinsiz olanı söz ve simgeleştirme ile aydınlatmaya çalışır. Psikanaliz çerçevesi, hatırlanamayan, adlandırılamayan, henüz bilinmeyen veya korkuttuğu, acı verdiği için söze dökülemeyen yaşantıları kapsayabilecek, bu malzemenin emanet edilebileceği güvenilir bir alan oluşturur (Erdem, 2019). Tekinsizi odaya davet eder, onu tanımaya ve tanıdık yapmaya çalışır.
Kaynaklar
Eiguer, A. (2004). Evin bilinçdışı (N. T. Demiryontan, Çev.). İstanbul: Bağlam.
Erdem, N. (2019). İnsanın karanlığı ve Freud, 13 Nisan 2019, http://bit.ly/2JlQWE1
Freud, S. (1999). Sanat ve edebiyat (E. Kapkın ve A. T. Kapkın, Çev.). İstanbul: Payel.
Somay, B. (2003). Tarihin bilinçdışı. İstanbul: Metis.