Teknoloji, Çevre, Örgüt, Birey, Eğitim ve Belirsizlik Denklemi


Murat Polat
Muş Alparslan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi

Günlük yaşamda denklemler genellikle matematiksel problemlerin çözümünde kolaylaştırıcı etkileriyle çözüme ulaşmayı sağlayan netlik araçları olarak karşımıza çıkarlar. Ancak en kusursuz denklemler bile belirsizlik karşısında matematikçileri kimi zaman çaresiz kılabilir. Peki ya sosyal bilimler açısından belirsizliğin gerçek anlamı nedir?

Aslında tarihin başlangıcından beri insanoğlu yaşadığı her türden belirsizliğin üstesinden gelmek adına belirsizlikleri belirli hâle getirme güdüsüne tutunur. Bu güdü için hayata geçirilen ilk eylem; “kural koymak”tır. Dini kurallar, hukuki kurallar, toplumsal kurallar, çevre kuralları, örgütsel kurallar, bireysel kurallar ve daha birçoğu bu durumun herkesçe bilinen örnekleridir. Başka bir deyişle, hayat, kurallar neticesinde nizama kavuşur. Bu kurallar bazen hayatları kolaylaştıran kurallar, bazen ise zorlaştırdığı düşünülen kurallardır. Kimi kurallar yazılı kimi kurallar ise sözlü olarak hemen her kültürde yerini bulur. Evrensel kurallar olduğu gibi yerel kurallar da düzen için gereklidir. Çünkü mutluluk, belirsizlik sevmez. İnsanoğlu ise özünde mutlu olmak ister ve bunun yolunun büyük oranda yaşadığı çevresel, örgütsel ve bireysel belirsizlikleri gidermek adına kural koymak olduğunu düşünür. Bu açıdan ele alındığında insanoğlu için belirsizlikle mücadelenin zaman içerisinde kendine has kuralları olan sosyal bir denkleme dönüştüğünü söylemek mümkündür.

Özellikle günümüzde bu sosyal belirsizlik denklemine bir de “teknoloji” olgusunun önemli bir değişken olarak eklemlendiği görülür. Elbette ki önceden hakkında uzun süre kafa yorulmuş bir denkleme teknolojinin yeni bir değişken olarak eklemlenmesi bu defada teknoloji kaynaklı bireysel, örgütsel ve çevresel belirsizlikleri beraberinde getirmektedir. Çünkü teknoloji hem çevresel hem de örgütsel ve bireysel öngörüleri alt üst eden birtakım kör noktalar doğurmuştur. 21. yüzyılın ilk çeyreği itibariyle henüz bu teknoloji kaynaklı kör noktalar/belirsizlikler için yeterli derecede herkesçe kabul gören evrensel veya yerel kurallar oluşturulamadığı düşünüldüğünde; ‘aslında teknoloji acaba bize gelecekte neler getirecek, bu getirdikleri insanlık için iyi mi yoksa kötü mü?’ türünden, birazda merakın körüklediği kaygı dolu sorular gündeme gelmektedir. Bu soruların yanıtlanmasında “’eğitim’ bir rol üstelenecek mi?” sorusu ise adet olduğu üzere her fırsatta çözümü eğitimde arayan kimi ana akım çevrelerce yanıt bulması gereken önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır.

Oysaki eğitim örgütleri açık sistemlerdir. Yani başta öğrenci, veli, sivil toplum kuruluşları, bürokrasi çevreleri, politik çevreler olmak üzere çok sayıda etki unsurunun müdahalelerine göğüs germektedirler. Okul yöneticileri ve öğretmenler ise, bu sürecin başat aktörleri olarak hâlihazırda üstesinden gelmeleri gereken kendi bireysel belirsizlikler bir yana, yaşadıkları çevresel ve örgütsel belirsizlikleri de algılamak, çözmek ve yeni çözüm yolları üretmekle sorumludurlar. Bu sorumlulukları yerine getirme sürecinde her ne kadar gerek öğretmenler gerek okul yöneticileri için yardımcı başvuru kaynakları olarak “yönetmelikler, müfredat, mevzuat, vb.” gibi birtakım yazılı kurallar olduğu, konuya yabancı çevrelerce düşünülse de bu kaynakların okul örgütlerindeki her belirsizliğe çare olamadığı da bir gerçektir. Örneğin, artık çoğunlukla dijital yerliler olarak anılan günümüz öğrencilerinin yeni öğrenme alışkanlıklarına uygun bir “sınıf yönetimi” nasıl olacaktır? Yani bir eğitim profesyoneli olarak öğretmen için bireysel ve çevresel belirsizlik mesleki açıdan bir bakıma sınıf yönetimiyle başlamaktadır. Peki ya okul yöneticileri, okul sınırları içindeki hem dijital göçmen (öğretmenler, idari personel, hizmetli çalışanlar, veliler, vb.) davranışları hem de dijital yerli öğrenci davranışları arasındaki dengeyi aşırı kuralcılığa kaçmadan kurmak adına etkili okul yönetimini kendi yönetsel kimlikleriyle nasıl harmanlaya bileceklerdir? Doğrusu zaman giderek bu türden soruların artış gösterdiği ve bir yanıt bulması gereken kaotik bir evrene doğru sürüklenmektedir.

Diğer yandan 21. yüzyıl temel yaşam becerileri arasında bulunan “etkili iletişim” ve “iş birliği” becerilerinin belirsizlik denkleminin olası çözümünde nirengi noktaları olabileceği öngörülebilir. Her iki becerinin de özellikle bireysel, örgütsel ve çevresel belirsizliklerle baş etme de ve bir araç olarak teknoloji ile bütünleşme açısından önemli uyumlama enstrümanları olarak göz ardı edilmemesi gerektiği aşikardır. Örneğin, iş birliği becerisi, bir öğretmen için kolektif bakış açısıyla ele alınması gereken bir beceridir. Zira öğretmenler hem kendi zümreleriyle hem de diğer akran grupları, öğrenciler, veliler ve yöneticilerle bu beceri sayesinde başarılı ilişkiler kurabilirler. Kurulan bu ilişkiler ağı etkili iletişim becerileri ve teknoloji ile sürdürülebilirlik kazanır ve böylece gerek öğrenci gerekse de okul başarısı açısından elzem görülen “paydaşların etkin katılımı” miti de doğal olarak yerine getirilmiş olur. Öğretmenler bu süreçte Whatsapp, Snapchat vb. teknolojileri de kullanarak süreci daha aktif kılmayı başarabilirler. Benzer şekilde okul yöneticileri de bu türden bir kolektif yaklaşımı benimsemeleri hâlinde en azından okul içi süreçlerde yaşanan karar alma/etkin karar verme belirsizliğinin üstesinden kolaylıkla gelebilirler. Bu koşullar sağlandığında en azından teorik açıdan sınıf ve okul yönetimi alanlarında yaşanan bireysel ve örgütsel belirsizliklerin tolere edilme eşiği yükselebilir. Peki algılanan çevresel belirsizlikler karşısında aynı strateji etkin kullanılabilir mi? Etkin kullanılırsa ne olur?

Algılanan Çevresel Belirsizlik

Bireysel ve örgütsel belirsizlik kavramlarının yakın çevredeki bilginin edinilmesi, edinilen bilgilerin hangisinin hem bireysel hem de örgütsel anlamda yararlı olabileceğinin önceden tahmin edilebilir olma durumuyla yakından ilgili olduğu söylenebilir. Bu noktada karşımıza algılanan çevresel belirsizlik kavramı çıkmaktadır. Dolayısıyla algılanan çevresel belirsizlik tıpkı bireysel ve örgütsel belirsizlik kavramlarında olduğu gibi bir örgüt için olası örgütsel paydaşlardan ve çevreden gelen bilgiler arasında hangilerinin örgüt için kullanılabilir olup olmadığını öngörebilme becerisi olarak tanımlanabilir. Büyük oranda işletme yönetimi alanına mal olmuş bir kavramdır. Buna karşın günümüz kamu örgütlerinin etkin yönetiminde de algılanan çevresel belirsizlik algısının göz ardı edilmeyecek bir olguya dönüştüğü öne sürülebilir.

Algılanan çevresel belirsizlik tandansının yüksek olması, örgütlerde istenmeyen bir durumken düşük olması beklenen bir durumdur. Zira varsa çevresel fırsatların ve tehditlerin önceden öngörülmesi ve bu doğrultuda “etken” bilgi akışı ağının kurulması başta örgüt liderleri, yöneticileri olmak üzere tüm paydaşlar açısından bir tür avantaj unsuru olarak kabul edilmektedir. Belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelen ve kolektif başarıyı hedefleyen örgütlerde çalışanlar gerçek insanlardır. Ve gerçek insanların olduğu her türden özel ya da kamusal yapıda kaotik bir ortamın her an oluşma ihtimali gün içerisinde bile çevresel açıdan oldukça muhtemeldir. Bu koşul içerisinde önceden kuralları belirleyerek çalışanları bu kurallar çerçevesinde tıpkı Newtoncu bir kavrayışla birer “makine” olarak görmek ise algılanan çevresel belirsizlik teorisi açısından yöneticilerin yapacakları önemli bir hata olacaktır.

Unutulmamalıdır ki bugün örgütlerin kaotik örgütsel yapıları gerçek insan psikolojisini de merkeze alan ve karmaşayı en aza indirmek için esnek kuralları çalışanlarıyla birlikte oluşturmaya çaba harcayan, algılanan çevresel belirsizlikleri bu doğrultuda önemseyen, tüm örgüt alt yapısının birçok açıdan başarıya ulaşmayı hedefledikleri, karmaşık bir organik sisteme doğru evrilmektedir. Örgütlerdeki bu karmaşık sistem sürecine, teknolojik yeniliklerde hem bireysel hem de çevresel açıdan nüfuz etmeye başlamıştır. Bu nedenle “sosyal ağlar” başta olmak üzere çevresel belirsizlik kaynağı olabileceği düşünülen her türden bilgi sağlayıcı teknoloji temelli uygulamanın gerek örgüt politikasını belirleyiciler gerekse uygulayıcılar açısından etkin takibinin yapılacağı bir teknolojik ağın kolektif bir planla hayata geçirilmesinin önemi büyüktür. Bu bağlamda örneğin Twiter, Facebook, Linkedin, gibi sosyal ağları benimseyen örgütlerin bu ağları örgütün ideal amaçları doğrultusunda nasıl kullanabilecekleri üzerine kafa yormaları gerekmektedir. Çünkü gerçek hayat matematiksel denklemlerle kesin çözümlere ulaşacağınız ve karşılaşılacak tüm belirsizlikler için bir cevap anahtarının önceden hazır olduğu bir çalışma yaprağı değildir. Bu noktada sürdürülebilirlik hayati bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir deyişle tüm örgütler (kamu, özel teşebbüs, vs.) algılanan çevresel belirsizlikleri azaltmak adına kuracakları etken bilgi ağlarının sürdürülebilirliğini nasıl sağlayacaklardır?

Eğitim ve Belirsizlik Denklemi

En başta eğitim örgütleri olmak üzere günümüz örgütsel yapıları yaşadıkları çevresel belirsizlikler karşısında personel güçlendirmeyi temel alan, sosyal ağların gücünü görmezden gelmeyen ve hesapverebilirlik yaklaşımını benimseyen bir tutum içerisinde olabilmelidirler. Bunun için teknoloji, birey, örgüt ve çevre dengesini güçlü bir şekilde yeniden inşa etmeleri ve denge kontrolü gerekebilir. Yani algılanan çevresel belirsizlikleri avantaja çevirmenin yolu dengeyi kurmaktan geçmektedir. Bu denge için örneğin sosyal ağ temelli bir liderlik türü olan açık liderlik fenomeninden nispeten kalıcı ve pozitif bir denge iklimin kurulmasını sağlamada yararlanılabilir. Bu konuda hem politika yapıcıların hem de uygulayıcıların farkındalık düzeylerinin artırılması yararlı olacaktır.

Nitekim örgütlerde açık liderliğin, sosyal ağların etkin kullanımı, çalışan merakını destekleme ve hesapverebilirlik ve gücün kabulü ile sürekli paylaşım esasına dayanan alt bileşenleri, örgütsel belirsizliklerin giderilmesinde bir katalizör rolü üstlenebilir. Böylece tüm örgütsel paydaşlar için belirsizlik denkleminin çözümüne bir alternatif strateji de geliştirilmiş olur. Fakat bu ciddiye alınması gereken uzun bir süreçtir.

Tüm bu uzun süreçte ise örgütler en büyük gider paylarından birini eğitimlere ayırmaları gerektiğini bilmedirler. Çünkü bireyin hayat boyu gelişimi devam ediyor ve kolektif mesleki gelişimde bunun önemli bir parçasıdır. Çalışanlar, ki bu çalışanlara eğitim örgütlerindeki yönetici ve öğretmenlerde dahil olmak üzere, devam eden hayat boyu öğrenme süreçlerine katkısı olmayacak bir örgüt ikliminde çalışmayı artık ilgi çekici bulmamaktadırlar. Bu durumun birtakım olumsuz çıktılarının başında sinik, mutsuz ve örgütte dahil olduğu her sürece gönülsüz katılım gösteren bir çalışan güruhuyla karşı karşıya kalınacağı ifade edilebilir. Çünkü örgütler sadece lüzumu görülen rutin işler için oluşturulan makine çarkları değillerdir. Aksine gerçek ve birbirinden farklı özellikleri olan insan gruplarının bir arada olduğu herkesin alanıyla/uzmanlığıyla ilgili bir bütünün önemli parçası olduğu hissiyatını duymaya önem verdiği yapılardır. Örgütlerde etken bilgi ağları ancak bu yapının politika yapıcılar ve uygulayıcılar tarafından iyi özümsenmesi ve güçlendirici bir eğitim anlayışı ile sürdürülebilirlik kazanır. Bunun neticesinde beklenen ise örgütlerin yakın ve uzak çevrelerindeki belirsizlikleri azaltabilmiş bir geri besleme mekanizmasını kurabilmiş olmalarıdır.

Sonuç

Teknoloji, çevre, örgüt, birey, eğitim ve belirsizlik olguları arasındaki ilişkilere dair temel düzeyde dikkat çekmeyi amaçlayan bu çalışma sonunda bilinmelidir ki; insan için belirsizlik gerek psikolojik gerekse sosyolojik açıdan hayatın önemli bir gerçeğidir. Özelliklede yaşanan bireysel, örgütsel ve çevresel belirsizlikler bilgi çağının bir açmazı olarak stres, kaygı, yılgınlık vb. daha pek çok negatif psikolojiyi insanda kolaylıkla tetikleyebilmektedir. Dolayısıyla algılanan bu belirsizliklerin “farkında” olunması önemli bir yaşam becerisi hâlini almaktadır. Birey bu farkındalık için kendi eğitiminin sorumluluğunu mutlaka almalıdır. Bu açıdan iş birliğine yatkın, etkin iletişim becerileri olan ve teknolojik olay örgüsünü nihai bir amaç olarak görmek yerine araç olarak kullanmayı iyi kavramış politika yapıcılar ve uygulayıcılara her zaman olduğundan çok daha fazla ihtiyaç olduğu açıktır. Bu ihtiyacın karşılanmasında ise bireysel, örgütsel ve çevresel açıdan eğitim, her zaman olduğu gibi yine, en önemli çözüm ortağı olarak görülebilir.

İleri Okumalar İçin Kaynaklar

Arabacı, İ. B. ve Polat, M. (2013). Dijital yerliler, dijital göçmenler ve sınıf yönetimi. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 12(47), 11-20.

Arabacı, İ. B. ve Polat, M. (2017). Dijital kültür ve eğitim denklemi. Ebabil Dergisi, 2, 22-23.

Polat, M. (2016). Yükseköğretimde örgütsel belirsizlik, sosyal ağları benimseme ve açık liderlik. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Polat, M. ve Arabacı, İ. B. (2014). Eğitimde açık liderlik ve sosyal ağlar. Zeitschrift für die Welt der Türken Journal of World of Turks, 6(1), 257-275.

Polat, M. ve Arabacı, İ. B. (2015). Enformasyon kuramı bağlamında sosyal ağlar, örgütsel belirsizlik ve eğitim: Kavramsal bir analiz. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8(37), 797-809.

Polat, M. ve Arabacı, İ. B. (2015). Liderliğin kısa tarihi ve açık liderlik. Route Educational and Social Science Journal, 2(1), 207-232.

Polat, M. ve Arabacı, İ. B. (2016). Açık liderlik ölçeğinin geliştirilmesi. Kastamonu Eğitim Dergisi, 24(1), 79-96.