Toplumsal Barışın Sağlanmasında Kelman’ın Öne Sürdüğü Beş Koşul
Ercan Şen
Arş. Gör.
«Evlerin pencerelerini tamamıyla açabilen
tek bir rüzgar biliyorum: Ortak keder.»
Max Horkheimer
Krizler ve kırılma anları, normal zamanlarda ortaya çıkma ihtimali düşük bazı davranışların ortaya çıkma ihtimalini yükseltmektedir. Örneğin; 2011 depremi sonrası Vanlı hemşerilerime taş ve bayrak gönderme inceliğinde bulunan insanlar bulunduğunu duyduğumda çok şaşırmış ve buna inanmak istememiştim. Roboski Katliamı sonrasında Ankara Konur Sokak’ta dağıttığımız el ilanını yüzüme çarpıp “Bu insanlar bunu hak etmişti. Çünkü onlar kaçakçıydı,” diyen eğitimli, orta sınıfa mensup ablanın sözlerine inanmak istemediğim gibi. Birkaç dakikalık farkla ölümden döndüğüm Ankara Katliamı sonrası yapılan protesto gösterilerine “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarıyla saldıran insanların gerçekten var olduğuna inanmamıştım, tıpkı milli maç sırasında yaşamını kaybedenler için yapılan saygı duruşunu “Ya Allah, bismillah, Allahu Ekber” nidalarıyla ıslıklayanların varlığına inanmadığım gibi. Normal zamanlarda görülme olasılığı düşük bu davranışların kırılma dönemlerinde daha rahat ortaya çıktığı görülmektedir. Yukarıda örneklerini verdiğim, bizzat deneyimleme veya gözlemleme imkânı bulduğum bu tepkilerin asıl nedeninin ne olduğuna daha detaylı olarak bakıldığında karşımıza tek bir neden çıkıyor: Kürt meselesi. Dolayısıyla, siyasi bir problem olarak ortaya çıkan Kürt meselesinin acılarda bile ortaklaşamayan farklı toplumsal grupların oluşmasına neden olduğu görülmektedir. Bu durum, başta Kürt meselesi olmak üzere farklı sosyal gruplar arasındaki toplumsal barışın sağlanmasının gerekliliğini bir daha gündeme getirmektedir. Buradan hareketle, bu yazıda, çatışma çözümü ve toplumsal barış alanındaki önemli çalışmalarıyla bilinen Harvard Üniversitesi Sosyal Psikoloji profesörü Herbert C. Kelman’ın toplumsal barışın sağlanmasında gerekli gördüğü beş aşamanın kısaca özetlenmesi amaçlanmaktadır.
Kelman’a (2008) göre, çatışma halindeki taraflar arasında toplumsal barışın sağlanması ancak aşağıda sayılan beş koşulun sağlanmasıyla mevcut olabilir. Dayatma, tehdit veya güç kullanımıyla tarafları barıştırmanın uzun vadeli ve kalıcı barışı sağlayamayacağını ifade eden Kelman, toplumsal barışın sağlanmasının en temel koşulunun da tarafların barış için hazır oluşu ve istekliliği olduğunu ifade etmektedir. Kelman’ın toplumsal barışın sağlanması için gerekli gördüğü beş koşul şunlardır:[1]
1. Tarafların Diğer Tarafın Milliyetini (Kimliğini) ve İnsanlığını Kabul Etmesi
Toplumsal barışın sağlanmasının temel koşullarından ilki, tarafların birbirlerinin varlığını toplumsal olarak kabul etmesi ve buna saygı göstermesidir. Çünkü taraf olarak kabul edilmeyen bir yapıyla barışın sağlanması mümkün değildir. Bu sayede, insanlıktan çıkarılmış (dehümanizasyon) karşı tarafın meşru bir grup olarak görülüp ortak kimliğin bir parçası haline dönüştürülmesi amaçlanır. Karşı tarafın politik olarak tanınması, yerleşik olduğu topraklar üzerindeki tarihsel bağlarının kabul edilmesi ve self determinasyon (kendi kaderini belirleme) hakkı da dahil olmak üzere milli haklarının tanınması karşı tarafa duyulan saygının içeriğini belirlemektedir. Bununla birlikte, karşı tarafın onuruna ve değerlerine saygı da karşı tarafın kabul edilmesinin önkoşullarını oluşturmaktadır. Kısacası, tüm tarafların aidiyetleri ve kimlikleri meşru olarak kabul edilmeli ve tanınmalıdır.
2. Barış İçin Ortak Bir Ahlaki Zeminin Geliştirilmesi
Toplumsal barış için koşulların oluşturulması, barışın pragmatist bir düşünceden çıkarılıp ahlaki temeller üzerine oturtulmasını zorunlu kılmaktadır. Nazizm ve Apartheid rejimleri sonrasında toplumsal barışın sağlanması süreçlerinde görüldüğü gibi, barış görüşmelerinin başlangıcında bu yönde bir ahlaki yaklaşımın ortaya çıkması başarının elde edilmesini kolaylaştırmaktadır. Bir başka deyişle, barış ilkesel bir durum haline getirilmelidir. Barışın bizatihi kendisi siyasal çıkarların ötesinde, ortak bir ahlaki duruş olarak kabul görmeli ve şiddet ise ahlak dışı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, tarafların ahlaki olarak barışta ısrarcı olmaları, barış görüşmelerini kolaylaştırıcı bir zeminin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
3. Tarihle Yüzleşme
Tarihle yüzleşme, toplumsal barışın sağlanması için gerekli koşulların en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Tarihle yüzleşme aşaması temel olarak çatışma sürecinde yaşananların tarafsız bir şekilde ortaya konulmasını gerektirmektedir. Çatışma döneminde yaşananlar gruplar tarafından farklı şekilde algılanır ve yorumlanır. Bu yüzden, her kesimin ayrı bir gerçekliği ve yorumu vardır. Dolayısıyla, ortak bir tarih yazmak mümkün olmayabilir. Bu süreçteki temel amaç, gerçeklerin ortaya çıkarılmasının sağlanması ve her grubun kendi yanlı ve sınırlı bakış açısına diğer grubun yaşadıklarını da dahil etmesidir. Buna rağmen, tüm taraflar yaptıklarının objektif olarak ortaya çıkarılıp bilinir hale getirilmesine hazır olmalıdır. Çünkü gerçek barış ancak hakikatlerin ortaya çıkarılması ile mümkün olur.
4. Sorumluluğun Kabulü
Toplumsal barış taraflardan birinin diğerine yaptığı yanlışın sorumluluğunu kabul etmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sorumluluk özür dileme gibi sembolik bir şekilde de olabilir; mağdurların zararlarının karşılanması, yani tazminat ödenmesi şeklinde de gerçekleşebilir. Kelman’a göre, sorumluluğun kabul edilmesi neticesinde hem özür dilenmesi hem de maddi tazminatın ödenmesi toplumsal barışın ortaya çıkma sürecini kolaylaştırmaktadır. Bununla birlikte, tarafların intikamcı yöntemler kullanmadan barışı inşa etmeye çalışması, barış girişimlerinin olumlu sonuçlanmasını kolaylaştırmaktadır.
5. İşbirliği Mekanizmaları için Kurumsal Altyapının Oluşturulması
Siyasi uzlaşmalar yoluyla oluşturulmayan mekanizmalar olmadan sadece ekonomik, eğitsel, kültürel veya sağlık mekanizmalarla toplumsal barışın sağlanabilmesi mümkün değildir. Buna karşın, bu tür girişimler siyasi çözümün ilerlemesini ve gelişmesini sağlayabilir. Kesişen bağlar, ortak çıkarlar, kişisel ilişkiler ve işbirliğine yönelik aktivitelerle sağlam ve güçlü bir barış temininin önü açılabilir. Bu tür mekanizmalar aracılığıyla, anlaşmazlıkların şiddet yolu yerine yapıcı bir yolla çözülmesi sağlanır. Problem çözme çalıştayları barış girişimlerinin sonuca ulaşması için uygun çerçeveler ortaya koyabilir.
Özetle; yukarıda sayılan beş koşulun tamamı, çatışan gruplar arasında toplumsal barışın sağlanmasının önünü açmaktadır. “Dış grubun” kendi kolektif kimliği üzerindeki olumsuz etkilerinden ancak bu koşulların yerine getirilmesi yoluyla kurtulabilinir. 2013 Diyarbakır Newroz’unda Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve Temmuz 2015’de buzdolabına kaldırılan “Barış Süreci”nin nihai çözüme kavuşmaması yeniden bir çatışma ortamının oluşmasına ve maalesef ölüm haberlerinin sıklaşıp sıradanlaşmasına neden olmuştur.
Sonuç olarak, yeni bir ulus–devlet yaratma fikriyle Kürt kimliğini bastırma ve Kürtleri asimile etme girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ulus–devletin bekası için yapıldığı iddia edilen bu uygulamaların işlemediği, günümüz gerçekliğiyle uyuşmadığı aşikârdır. Bu yüzden, devlet politikalarında temel bir paradigma değişikliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Aslında barış süreci olarak adlandırılan girişimin temelinde de varolan resmi paradigmamın iflası üzerinden girilen bir girişimin izlerini görmek mümkündür. Fakat iki yılı aşkın bir süre boyunca devam eden barış sürecinde Kelman’ın (2008) öne sürdüğü önkoşulların neredeyse tamamının ihmal edildiği veya tamamıyla görmezden gelindiği de bir vakıa olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, sadece silahların ortadan kalktığı bir barışa değil, toplumun bütün kesimlerine hitap eden bir barışa ihtiyacımız vardır. Ortak bir kadere sahip olmanın yolu, ortak bir kederi paylaşmaktan geçer. Benimle aynı kederi yaşamayan insanlarla kaderimin aynı olması mümkün mü?
[1] Yazı boyunca, istifade edilen yayının künyesi: Kelman, H. C. (2008). Reconciliation from a social-psychological perspective. Nadler A., Malloy, T.E. ve Fisher, J.D. (Ed).The social psychology of intergroup reconciliation içinde (s 15-32). New York: Oxford University Press.