Tüketim Kültüründe İdeal Beden Algısı ve Bozulan Yeme Davranışları


Ece Cerrahoğlu

Sosyolog

 

Beden, sanayi toplumunda üretimin aracıyken, sanayi sonrası toplumlarda ya da Baudrillard’ın ifade ettiği biçimiyle tüketim toplumunda tüketimin nesnesidir. Beden, bugün sanayi dönemindeki mantıkta olduğu gibi emek gücü olan bir değerden ziyade narsistik öğeleri barındıran bir imaj olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tüketim faaliyetleri bir yönüyle gruba uyumlanma, bir yönüyle gruptaki ötekilerden farklı olma gayesi taşımaktadır. Bir diğer deyişle, tüketim, aynı anda hem aidiyet geliştirmenin hem de ayrışmanın bir aracı niteliğindedir. Bocock’a (1997) göre, tüketiciler kim oldukları konusunda oluşturdukları duyguyu stil, giyim, beden görünümü ve doğru imajla elde etmektedir. Bu türden bir tüketim ise, gerçek yaşam üzerine öylesine kondurulmuş önemsiz bir detay değil, arzuların gömülü olduğu ve önemli anlamların belirlendiği bir süreçtir (s. 107). Bu yönüyle beden, tüketicilerin kimliklerini inşa etme sürecinde tüketilen bir nesne konumunda; arzunun, hazzın ve seçkinliğin simgesi niteliğindedir.

Baudrillard (1997) ise, “tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli ve daha eşsiz ve daha fazla yan anlamlarla yüklü bir nesne” olarak nitelendirir bedeni. Bugünün postmodern dünyasında, bedenin yeniden keşfi söz konusudur. Sağlık, perhiz, tedavi kültü, gençlik, zariflik, erillik/dişillik, bedenin bakımı, diyetler, fedakârca uygulamalar, beden üzerinden geliştirilen arzu söyleni bunların tümü bedenin bir kurtuluş nesnesine dönüştüğüne işaret eder (s. 163). Modaya uygun giyinme, süslenme, egzersiz yapma, zayıflama, “doğru” yeme pratiklerini takip etme davranışları ile sıkça karşılaşılmaktadır.

Güzellik idealleri, içinde yaşanılan zamana ve kültüre göre farklılaşmaktadır. Bugünün güzellik algısını temsil eden manken ve modellerin bedenleri “ince ve formda” bedenlerdir. Bu ideal bedene benzemek, ona erişmek kitle iletişim araçları vasıtasıyla adeta bir buyruk hâline gelmektedir. “Güzellik kadın için mutlak bir buyruğa dönüşmüştür. Moda etiğinin ta kendisi, güzellik etiğidir,” der Baudrillard. Görüntünün ve imajın yüce bir değer, pek çok anlam barındırdığı bugünün toplumunda “ince olmak” yani bedenin belirli fiziksel normlar dahilinde bir görüntüye sahip olması, kadınlar için neredeyse bir zorunluluk hâline gelmiştir. Baudrillard (1997), aslında incelik ve güzellik arasında hiç de doğal bir bağlantı olmadığına işaret eder. Yağlı ve şişman bedenlerin de başka çağlarda güzellik sembolü sayıldığını belirtir. Öte yandan, tüketim kültüründe incelik ve güzellik kavramları birbirine sıkı sıkıya bağlıdır (s. 180). Bordo (1993), geniş ve şişman bedenleri günümüzün sosyal açıdan kabul edilemeyen, “katlanılamayan” bedenleri olarak nitelendirir. Fazla vücut ağırlığı ahlaki veya kişisel yetersizliğin ya da irade eksikliğinin bir yansıması olarak kabul edilir (s. 176).

Modern toplumun bedeni sosyal olarak kabul edilir, nitelikleri tanımlanmış bir bedendir. Bu nitelikler ise, birbirine eklemlenen sağlıklı olma, ince hatlara sahip olma, iyi, güzel ve estetik olmadır. Tüketim kültürlerinde ince olmaya giden yolda kuşkusuz en yaygın girişim diyetlerdir. Dış görümüme ilişkin diğer girişim alanları da estetik cerrahi, moda ve kozmetiktir (Nazlı, 2004, ss. 25-34). Beden bugün sürekli olarak yeniden ve yeniden yapılandırılmaktadır. Bedenin formda tutulması gereğinin bir sonucu olarak bugün pek çok birey, diyet endüstrisi, estetik müdahaleler ve kozmetik ürünler başta olmak üzere, bedenin yeniden yapılandırılmasına hizmet eden araçlara başvurmaktadır. Bu durum, bedenin görünümünü değiştirmeye yönelik bir meşguliyet hâli yaratmaktadır.

Beden Arzuları ve Yeme Arzuları Arasında Kalan Tüketici

Tüketim toplumunda, “iyi” bir vücuda sahip olmak bir erdem, etik bir değer, bireyin sosyal ilişkiler içindeki konumunu belirleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. İdeal bedenin, ince olmanın gerekliliğinin ve neredeyse zorunluluğunun sürekli olarak vurgulandığı bu çağda birey, bir yandan da paradoksal bir biçimde gıda endüstrisinin yeme arzularını tetikleyen mesajları ile donatılmaktadır.

Thompson ve Hirschman (1995), çağdaş tüketim kültüründe, tüketicinin kendi bedeninin fiziksel görünümünü izleme ve kontrol etme kadar maruz kaldığı yiyecekleri ve çevresel koşulları da izleme ve kontrol etmekle sorumlu olduğunu ifade etmektedir. Hem bilimsel metinlerde hem medya söylemlerinde hasta olmanın ya da sağlıklı olmanın kişisel sorumluluğun sınırları dahilinde olduğu vurgulanmaktadır. Bu tür söylemler tüketicide “yanlış” yemekten dolayı suçluluk duygusu uyandırmaktadır. Egzersiz yapmama, kilolu olma, kalorili ve yağlı yeme gibi “doğru” olmayan davranışlar irade, disiplin ve özdenetim eksikliği olarak değerlendirilmektedir. Beden hakkında üretilen normatif söylemler sonucu tüketici kendini birbirine karşı kışkırtılmış ideal beden arzuları ve yeme arzuları arasında bulmaktadır (ss. 139-153). Tüketicide gelişen günah, suçluluk, utanç ve anksiyete duyguları, tüketiciyi zayıf olmak için diyet yiyecekler yemek, yaşlanmaya karşı kozmetik ürünler kullanmak ya da plastik cerrahiye başvurmak gibi ideal ve normlara yönlendirmektedir. Tüketim kültürünün sürekli kışkırttığı hem güzel hem ince vücuda sahip olma hem de baştan çıkarıcı gıdaları yeme arzularına aynı anda sahip olan bireyde bulimia nervosa, anoreksiya nervosa gibi yeme bozuklukları[1] ve lipofobi gibi psikolojik rahatsızlıklar gelişebilmektir. (Dedeoğlu ve Savaşçı, 2005, ss. 77-87).

Bu çerçeveden bakıldığında, bedenin idealleştirilmesi ile gıdanın idealleştirilmesi eşzamanlı gerçekleşmektedir. Tüketici, bir yandan tüketim kültürünün idealize ettiği bedene sahip olma, bir yandan yasak olmaları itibariyle ulaşılmaz ve uzak olarak algılanan, yeme arzularını tetikleyen yiyeceklere karşı koyma çabası içerisindedir. Bozulmuş yeme davranışları tam da bu noktada, bu eşzamanlı çabanın bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Zayıf bir bedene sahip olma idealinin içselleştirilmesi beden memnuniyetsizliğine, devamında katı yeme davranışlarına ve hiç de azımsanmayacak oranda yeme bozukluklarına yol açabilmektedir.[2] Birey, toplumsal olarak kabul edilen normdan (normal beden idealinden) ne kadar uzaklaşırsa görünümünden duyduğu memnuniyetsizlik de o ölçüde artabilmekte ve katı diyetlere ve spora başvurarak bedeni terbiye etme yoluna gidebilmektedir.

Yeme Davranışında Bozulmanın Üretildiği Toplumsal Bağlamı Anlamak

Beden, tüketim kültüründe bir proje, bir tasarı nesnesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimlik inşasının üretim süreci üzerinden değil, tüketim pratikleri üzerinden gerçekleştiği bu çağda bedenin yeniden yapılandırılması söz konusudur. Tüketim kültürünün buyruklarına ve normlarına hizmet edecek şekilde gerçekleştirilen bu yapılandırma sağlık, diyet, güzellik, estetik ve kozmetik gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır.

Toplumca idealize edilen bedene ulaşmak bireysel düzeyde, beğenilmek, sağlıklı olmak, kendini beğenmek güzel bulmak, özgüvenli olmak gibi pek çok anlam barındırmaktadır. Sağlıklı olmanın, sağlıklı beslenmenin, formda olmanın bir tür gerekliliğe dönüştüğü ve hem erkekler hem kadınlar üzerinde -ancak daha belirgin ölçüde kadınlar üzerinde- büyük bir baskı oluşturduğu görülmektedir. Fit (uygun) bir bedenin sürekli olarak teşvik edilmesi ve aynı anda yeme arzularının tetiklenmesi, yeme davranışlarında bozulmalara yol açabilmektedir. Tüm bu olgular bir arada değerlendirildiğinde, yeme bozukluklarının giderek yaygınlaşması oldukça anlaşılır bir zemine oturmaktadır.

Yeme davranışlarındaki bozulmaların kaynağında sıklıkla düşük benlik saygısı, depresyon, değersizlik, kimlik karmaşaları, aile içi çatışmalar, kişilik özellikleri gibi psikolojik nedenler bulunmaktadır. Öte yandan, yeme davranışını düzenleyen mekanizma, o günün yaşam koşullarının getirmiş olduğu düzenlemelerden ayrı değildir (Bal, 2019, ss. 749-760). Medya tarafından, zayıflığın ve kusursuzluğun öneminin sürekli vurgulanması yeme davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla problemli yeme davranışlarını, bireylerin kendi bedenleri üzerinde uyguladıkları zorlayıcı davranışları ele alırken toplumsal altyapıyı, idealize edilen beden imajını, bedenin bugünün bireyi için ne anlama geldiğini göz önünde bulundurmak, bütüncül bir perspektiften bakmak adına faydalı olacaktır.

 

Kaynaklar

Bal, F. (2019). Duygusal özgürleştirme tekniğinin yeme bozukluğu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi, International Social Sciences Studies Journal, 5(30), 749-760.

Baudrillard, J. (1997). Tüketim toplumu (H. Deliceçaylı ve F. Keskin, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Bocock, R. (1997). Tüketim (İ. Kutluk, Çev.). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Bordo, S. (1993). Unbearable weight: Feminism, western culture and the body. London: University of California Press.

Dedeoğlu, A. Ö. ve Savaşçı, İ. (2005). Tüketim kültüründe beden güzelliği ve yemek yeme arzuları: Kadınların tüketim pratiklerine yansıması, Ege Akademik Bakış Dergisi, 5(1), 77-87.

Nazlı, A. (2004). Beden ve tüketim: Tüketim kültürü içinde kadın bedenine bir bakışSivil Toplum, 2(8), 25-34.

Plotkin, M. (2020). Eating disorders: By the numbers, Kasım, 3, 2020 tarihinde https://bit.ly/2Xrdmte adresinden alınmıştır.

Thompson, C. J. ve Hirschman, E. C. (1995). Understanding the socialized body: A poststructuralist analysis of consumers’ self-conceptions, body images, and self-care practicesJournal of Consumer Research, 22(2), 139-153.


[1] Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yeme bozuklukları; anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır: Anoreksiya Nervoza: Beslenmeyi reddetme ya da sinirsel iştah kaybı olarak tanımlanır. Bulimia Nervoza: Aşırı derecede gıda alımı ve yeme isteğinin kontrolden çıkması. Bulimia nervozada ilaç, aşırı diyet ya da egzersiz gibi uygunsuz telafi yöntemleri vardır. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu: Yemek yerken kontrolünü kaybederek kısa süre içinde aşırı miktarda yeme.

 

[2] Millie Plotkin (2020), “Eating Disorders: By The Numbers” adlı araştırmasında, yeme bozukluklarının dünya çapında nüfusun en az %9'unu etkilediğini, dünyada yeme bozuklukları nedeniyle her yıl ortalama 10.200 ölüm gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.