Varoluşçu Psikoloji Üzerine Bazı Soruşturmalar ve Örnekler


Mehmet Karasu
Psikolog

İnsan davranışlarının en temelindeki dürtü nedir?

Çocuk sahibi olmaktan, çeşme inşa ettirmeye, kitap yazmaktan, yemek yapmaya kadar irili ufaklı pek çok insan davranışının temelindeki dürtü, var olma istemidir. Ancak burada var olma istemiyle kastedilen, insanın yalnızca biyolojik olarak var olması değildir, bunun da ötesinde sosyal, bilişsel ve varoluşsal olarak kendiliğini kendince ve kendine doğru yaşamasıdır. İnsana dair diğer bütün istemlerin doğrudan ya da dolaylı bir biçimde var olma istemine bağlı olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Onay alma, anlam arama, üstünlük kurma, bilme ve saldırganlık dürtülerinin ve hatta 4B –beslenme, barınma, bürünme, birleşme– olarak isimlendirdiğim ihtiyaçların bile.

Peki, insan neden var olmak ister?

17. yy düşünürlerinden Spinoza, insanın varlığını koruma ve sürdürme çabasını conatus olarak adlandırır. Conatus Latince conari (denemek, çabalamak, meyletmek) kelimesinden kök alan bir kavramdır ve conatus var olmak isteyişimizi araçsallaştıran içsel itici güç ve özdür. 11. yy İslam bilginlerinden Gazâli, insanın ilk istediği ve sevdiği şeyin kendi varlığının devamı olduğunu ve buna ek olarak insanın kendi varlığının kemalini yani olgunlaşmasını da istediğini söyler. Bu bilgilere dayanarak, insanın yok olmaktan korktuğu, eksiklerinden nefret ettiği ve eksikleriyle yüzleşmekten de kaçındığı belirtilir.

Varoluşçu bir tutumla açıklanabilen davranış ve duygu örüntüleri var mıdır?

Pek çok duygu, düşünce ve davranışın kökenini varoluşçu psikolojiyle anlamak ve açıklamak mümkündür. Zira her davranışın merkezinde olan itici güç var olma istemidir. Aşağıdaki bazı davranış ve duygu örüntülerini yazarken söz konusu davranışları meydana getiren diğer faktörleri yok saymadığımı belirtmek isterim.

a) Kibirli insanları niçin itici buluruz?

Kibirli birey, diğerinin var olma alanını kendini onlardan üstün tutma tutumuyla ihlal ettiği ve dolayısıyla diğerinin var olmasını engellediği için itici bulunur. Birey, kibirli olanı kendi varlık alanın dışına iter ve kendine bir var olma alanı açar. Zira var olma istemi, hayatın en temel ve güçlü güdüsüdür.

b) Ekonomik düzeyi zayıf ailelerin niçin fazla çocuğu vardır?

Yaşam standartlarının nispeten kötü olması, yok olma tehditini zihne çıkarır ve dolayısıyla zihin, hâlihazırdaki kaotik ve sancılı duygu durumunu ‘kendinden’ bir şeyler var ederek dengelemeye çalışır. Söz konusu dengeleme mekanizmasını sosyo-kültürel ve bilişsel faktörler eşliğinde anlamak olguyu daha sağlıklı değerlendirmekte önem arz etmektedir.

c) Abartılı yeme-içme ve giyme davranışlarının nedeni nedir?

Fizyolojik faktörler olmaksızın abartılı yeme-içme ve giyme davranışları olan bireyler ‘olmadan’ yani kendisinin kendiliğindenliğini yaşamadan, ‘sahip olmayı’ gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar yani diğer bir deyişle kişiliğini tükettikleri üzerinden inşa etmektedirler. Oysa olmak, sahip olmaktan önce gelen bir hâldir.

d) Ölümden neden korkarız?

Zihindeki idealle gerçek dünya arasındaki farkın vakumuna bağlı olarak, var olmayı ve var kalmayı gerçekleştirmeme kaygısından kaynaklı ölüm korkusu yaşarız. Ayrıca hayatı yaşayamazlık da ölüm korkusunun nedenlerindendir. Zira hayatı yaşayamamak örtük olarak suçluluk duygusunu ortaya çıkarır, suçluluk duygusu bağlamına göre form değiştirir ve gündelik hayata yıkıcılık ya da depresif özellikler biçiminde yansır.

e) Yalnızlık neden ürkütücüdür?

Etkileşimsizliği yani var ol(a)mamayı zihne hatırlattığı ve benliğin yüzleşilmek istenmeyen karanlık noktalarını fark edebilme olanağı tanıdığı için yalnız kalmamayı tercih ederiz. Ayrıca toplu hâlde düşünülemediği için yalnızlık vardır ve o yüzden özellikle düşünce işçilerinde entelektüel yalnızlığı denilen olgu sıkça görülür.