Zamana Demdeme
Mehmet Karasu
Arş. Gör.
Varlığın bizatihi özü üzerine düşünmek, Varlık’ ın kendisi ile hâli hazırda var olan görünümleri arasında ayrım yapmayı gerekli kılar. Tümüyle tümel olanı, kendine ilişik tikel görünümlerinden ayırt etmek düşünme üzerine bir kestirme olarak değerlendirilebilir. Dahası insan için Varlık’ın görünümleri, katmanlı ve tamamlanmamış bir içeriktedir. Dolayısıyla buradan hareketle zamanın bizatihi kendi özü üzerine düşünmeyi denemek yerine, zamanın görünümleri üzerine konumlanarak, zamanı tanıma ve hatta zamanla tanışma girişiminde bulunmak çok daha anlamlı bir yol olarak görünüyor.
Farklı zaman türlerini bilmek, farklı zaman anlayışlarının anlamını kavramaya denk düşer; onlarla özdeşim kurmak ise zaman anlayışlarını yaşamayı gerektirir. Zamanın farklı türleri deneyimlendikçe, bunları birbirinden ayırma girişiminin naif bir çaba olduğunu görmek şaşırtıcı olabilir. Zira zaman, bizim onu kavramsallaştırmaya çalışarak anlama gayretimizden çok daha fazla nitelik ihtiva eder. Bu açıdan zamana dair her türlü tanımlama, onu sahici tanımayı ve bir adım daha ileride onunla tanışmayı güçleştirir. Var olanlara içkin bir formda kendisini sunan zaman, temelde tek bir andır. An, zamanın artık bölünemeyecek olan kısmına denk düşer, yani atoma…
Zaman kavrayışı, insanı ve eşyayı kavrama biçimini doğrudan ve kendi lehine değiştiren bir içeriktedir. Zamanı anlama temelli neredeyse bütün ölçüp–biçme girişimleri, zamanı hepten kendi ontik düzleminden kaydırmakta zamanın ölçüp–biçilen formu, kendi gerçekliğini doğal olmayan hâliyle inşa etmektedir. Ve böylece örneğin ‘bir günde 24 saat yetmez’ hâle gelmektedir. ‘Zamanın yetmemesi’ ya da farklı bir yönden okumayla, zamanın sıkışması, mekânsal engellerin geçmiş zamanlara oranla alışılmışın dışında bir form ve içerikle aşılmasına bağlı olarak, hayat ritminin ivmelenmesine karşılık gelmektedir. İvmelenmeyle, beyine giren enformasyonun hızı, yoğunluğu ve çeşidi artar. Böylece önceki dönemlerde on yıllar ya da yüz yıllar sürecek felsefi ve psikolojik olgunlaşma süreleri kısalma yönünde eğilim gösterir. Tam da bu noktadan hareketle bu zaman diliminde örneğin bir asır, yüz yıla değil, birkaç on yıla tekabül edebilir. Diğer taraftan ivmelenmeye bağlı maruz kalınan enformasyon şiddeti, otantik düşünmenin ve dolayısıyla özgün fikriyatın da önünde bir engel olarak görülebilir. Zira özgün fikriyat için yeteri kadar durmaya ve demlenmeye ihtiyacın olduğunu varsayarsak, ivmelenmenin durma ve demlenme önündeki en etkili engellerden birisi olduğunu pek fazla çaba sarf etmeden görebiliriz.
Modern zamanlar, çizgisel zamanın ilerlemeye de gönderme yapan ok’uyla temsil edilmiştir. Ancak ok’ un hedefine ulaşamaması yani modernite projesinin pek çok yönden iflas etmesi, nokta zaman anlayışına geçişi kolaylaştırmıştır. Bu zaman anlayışına göre, an’ da kalıp, onu mümkün olduğunca dolu geçirme fikri alttan alta yayılmıştır. Alışılmış toplumsal pratiklerden ötürü, doğayla görece daha uyumlu olan döngüsel zamana dönmenin bir hayli zor olması, çizgisel zamanın ise insanları çoktan inkıtaya uğratması nokta zaman anlayışını doğal bir süreçle ortaya çıkarmıştır. Buna göre; gelecek belirsiz ve dolayısıyla güvensizdir. İleride bütün kasvetiyle duran ölüm problemi de henüz açıklığa kavuşmadığına göre, şimdiye odaklanmalı ve içimizde hiçbir şey kalmadan her şeyi tecrübe etmeliyiz –hatta salt bireysel motivasyonlarla pek çok kolektif ruhlu eylemi bile…
Zamanın ölçülebilir (nesnel) ve sosyal–psikolojik (öznel) yönlerinin olduğu aşikâr. Ölçülebilir tarafı hayata dair bir referans çerçevesi tanımladığı için işlevsel ve de iktidar ilişkilerinde tahakküm aracı olarak kullanıldığı için hoyrattır. Zamanın kırbaçlaştırılması olarak da isimlendirebileceğimiz bu işleyiş, kendini pek çok biçimde görünür kılar: keskin iş saatlerinden, resmi ya da gayri resmi teslim tarihi söylemlerine kadar… Mekânı zamanlaştırarak yönetme temayülleri, belki de hiç olmadığı kadar, içinde bulunduğumuz bu dönemde artmış görünüyor. Zamanı parçalara ayırıp birim zamanda yapılan iş miktarını katbekat artırma temelli kapitalist sistemin hoyrat işleyişinden tutun da, kadın ve erkeğin ev içi mekân kullanım sürelerine kadar (kadının mutfakta yemek; tuvalet ve banyoda temizlik yapmak için geçirdiği zaman miktarı gibi) pek çok sahada zaman, güç ilişkilerini araçsallaştırmada kullanılagelmektedir.
Zamanın ölçülebilir, nesnel yüzünün yanı sıra nispeten görelilik üzerinde konuşlanan, bireylere ve toplumlara özgü zaman kavrayışları da vardır. Aynı bireyin, farklı bağlamlarda farklı zaman anlayışları söz konusu olabilir. Örneğin kent yaşamının zaman anlayışı göreli olarak toplumsal normlarca belirlenirken; kır yaşamında belirleyici olan tabiatın işleme biçimidir. Bu bakımdan pek çok kentli insan için cumartesi–pazar günleri tatil zamanıyken; kırsalda yaşayan biri için bu günler iklim şartlarına göre çalışma zamanına karşılık gelebilir. Peki, hangisi daha muteber görünüyor? Buna verilecek cevap, hayatı hangi yönden kavradığınızla yakından ilişkili görünüyor. Sol kanat ideolojiye eğilimli bireylerin ekseriyetine göre, bireysel ve toplumsal alanda doğayla uyumlu olanı önceleyen bir tutumun varlığı açıktır. Fakat netice itibariyle, doğaya ya da toplumsal normlara göre yaşıyor olmanın ortak bir noktası var: Bir şeye bağımlı olarak yaşamak. Dolayısıyla doğayla ya da toplumsal normlara göre yaşamanın bizatihi kendisine değer biçmek pek anlamlı görünmüyor. Ancak belki de içinde hazır olarak bulunduğumuz ve çoğu zaman seçme olanağımız olmayan zaman anlayışında otantik bir varoluşu gerçekleştirmenin kendisi değerli olabilir. Otantik varoluş, modern kentli bireyler için nadiren de olsa, insanların kendi iç sesine kulak verip, buna uygun seçimler yapması ve hayatını bu seçimlerle senkronize etmesine karşılık gelmektedir.
Düzenleme ve katkılarından dolayı değerli arkadaşlarım Sercan Karlıdağ ve İrem Umuroğlu’na teşekkür ederim.
Kaynaklar
Bilgin, N. (2003). Sosyal Psikoloji Sözlüğü. (1. Baskı). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
Geçtan, E. (2015). Hayat. (13. Baskı.). İstanbul: Metis Yayınları.
Harvey, D. (2012). Postmodernliğin Durumu. (6. Baskı). (S. Savran Çev.) İstanbul: Metis Yayıncılık.
Melucci, A. (2013). Oyuncu Benlik. (1. Baskı). (B. Kıcır Çev.) İstanbul: Sel Yayıncılık.
Pentland, W. E., Harvey, A. S., Lawton, M. P. & McColl, M. A. (Eds.). (2002). Time Use Research in the Social Sciences. New York, Boston, Dordrecht, London, Moscow: Kluwer Academic Publishers.