Zamansal Perspektifler ve Ayartılma
Turan Gündüz
Arş. Gör.
Hayat ayartılmalar bütünüdür.
Final sınavınıza çalışmanız gerekirken, hafif esintili güzel yaz havasının sizi dışarıya çağırmasının ya da artık yaşamın neredeyse bir parçası hâline gelmeye başlayan sosyal ağlarda dolaşmanız gerektiği hissinin ya da kız veya erkek arkadaşınızla vakit geçirme isteğinizin size verdiği hazzı ve cezbediciliğini düşünün.
Diyet yapmaya kafaya koyan ve her gün tekrar tekrar diyete başlayan, yeterli kazancı sağlamasına rağmen bir türlü kenara para ayıramamaktan yakınan kişiler, bizlere pek de yabancı gelmeyecektir. Bu isteklerin gerçekleşememesinin sebebi, genellikle istediğimiz hedeflere ulaşmamızı engelleyebilecek uyarıcıların cezbetme ve bizleri baştan çıkarma potansiyellerine karşı koyamama durumudur. (örneğin, diyet yapma düşüncesine sahipken gördüğümüz frambuazlı pastaya yenik düşmek gibi). Fakat bunun tam tersi de bizlere yabancı gelmeyecektir. İlk örneğimde bahsettiğim hazları bir kenara itip bazen sıkılsa da ilerisi için kazanç ve kayıpları düşünerek ders çalışmayı seçenleri kendimizden ya da etrafımızdaki insanlardan hatırlayacağız. Örnekleri çokça çeşitlendirmek mümkün olmakla birlikte görüldüğü üzere etrafımız, bazı hedefleri gerçekleştirmemize engel olabilecek veya geciktirebilecek oldukça çekici bir takım uyaranlarla kuşatılmıştır ve bu uyaranlara farklı bireyler farklı tepkiler vermektedir. Bu bağlamda, uyaranlara verdiğimiz farklı tepkilerin, benimsediğimiz farklı perspektiflerin veya uyaranların bizi baştan çıkarma potansiyellerine gösterdiğimiz toleransların hayatımızı nasıl etkileyebileceği sorusunun oldukça önemli olduğu gözükmektedir.
Hepimiz hayatımızı farklı inanç ve algılar çerçevesinde yaşarız. Ünlü sosyal psikolog Philip Zimbardo, zamanın gizli gücü konusundan bahsederken yaşama ilişkin algıların farklılıkları neticesiyle oluşan ve bireylerin farklı derecelerde benimsedikleri 6 farklı zaman perspektifi ortaya atmıştır. Perspektifler hepimizin bildiği 3 zaman dilimine (geçmiş, şimdiki, gelecek) yayılmış ve her bir zaman dilimi iki biçimde şekillendirilmiştir:
1-Geçmiş odaklı (olumsuz geçmişe odaklı, olumlu geçmişe odaklı)
2-Şimdiye odaklı (hazza odaklı, kadere odaklı)
3-Gelecek odaklı (ileri odaklı, ölüm sonrası yaşama odaklı)
Yukarıdaki zaman perspektiflerini çok fazla detaya girmeden kısaca tanıtmak yararlı olacaktır. Geçmiş zaman perspektiflerini benimseyen yani daha çok geçmişe odaklı insan tiplerinden bazıları hayatlarını geleneksel aile ritüelleri, geçmişteki olumlu, mutlu anılar gibi olumlu geçmişe göre değerlendirip ona göre yeni bir takım davranışlara karar verirken, bazıları da daha önce yaşadığı pişmanlıklar, hatalar gibi olumsuz yaşantılar üzerinden bunu gerçekleştirir. Şimdiye odaklanan bireylerin bir kısmı o andan zevk almaya odaklanarak hayatlarına hedonik (hazcı) bir biçimde yön vermekteyken, öte yandan şimdiye odaklı insanların bir kısmı da hayatlarına fatalizm (kadercilik) temelinde yaşanan tüm olgu ve olayların daha önceden belirli bir güç tarafından belirlendiğini düşünerek yön verirler. Geleceğe odaklı bireylerin bazıları ilerideki kazanç ve kayıpları hesaplayıp ona göre hareket ederken bazıları ise daha da ilerisini, ölüm sonrası yaşamı düşünerek hayatlarına yön verirler. Tüm bu zaman perspektiflerinin bir kısmını kendimize uygun bulmakla birlikte toplumda hemen her türünden örneğini görmek pekâlâ mümkündür. Peki, farklı zamanlara odaklı yaşayan insanların aralarındaki farklar o kadar önemli midir?
İşte tam da bu noktada ilk olarak Walter Mischel’in ve daha sonra da Philip Zimbardo’nun gerçekleştirdiği The Marshmallow Experiment adlı deneyden bahsetmek faydalı olacaktır. Çok kısaca özetlenecek olursa, deneyde küçük yaştaki çocuklara (3-6 yaş), marshmallow (lokum benzeri şekerleme) kazandıkları söylenir ancak çocuklar marshmallow’u yemeden önce deneyci çocuklara: ‘bir işim var, birazdan dönerim, eğer beni beklersen fazladan bir marshmallow daha alacaksın’ şeklinde bir ifade sunar ve odadan ayrılır. Tabi ki burada çocuklara marshmallow sevip sevmedikleri önceden sorulmuş, eğer sevmeyen varsa sevmeyenlere çikolata gibi sevdikleri ödüller sunularak aynı işlem yapılmıştır. Sonuç olarak deneyci geri döndüğünde kimi çocuk elindeki tek marshmalow’u yerken, kimisi ekstradan bir marshmallow daha almak için deneycinin odaya gelmesini beklemiştir. Gözlemlenebileceği gibi kimi çocuk dayanamayıp sunulan ödülü anında yerken; kimisi ise ileride elde edebileceği kazancı düşünerek yeme davranışından vazgeçmiş ve bir süre bekledikten sonra daha fazla kazanç elde edebilmiştir. İkinci ödülün geleceğini bildiği hâlde beklemeden elindeki tek ödüle razı olan çocuklar ‘temptation’a maruz kalmış yani ayartılmış, tabiri caizse marshmallow tarafından baştan çıkarılmıştır. Ayartılmaya maruz kalan çocuklar gelecek odaklı düşünmemiş bunun yerine şimdi odaklı düşünüp o andan zevk alma yoluna gitmişleridir. Hâlbuki marsmallow’un cazibesine yenik düşmemeye gayret eden, yani gelecek odaklı düşünen çocuklar, şimdi odaklı düşünen çocukların elde ettikleri hazzı onlar kadar erken almamış olsalar bile, daha sonrasında daha büyük bir kazancı ve hazzı elde etmeyi başarabilmişlerdir. Marshmallow Experiment deneylerinin sonuçları incelendiğinde ise çarpıcı bulgular göze çarpmaktadır. Deneye katılan çocukların büyüdüklerindeki durumları karşılaştırılmış ve şimdiye odaklananlar ve geleceğe odaklananlar arasında oldukça çarpıcı farklar ortaya konulmuştur. Sonuçlara göre, gelecek odaklı çocukların okula uyumlarının diğerlerine oranla oldukça yüksek olduğu, yardımsever, işbirlikçi ve kendinden emin oldukları, daha az kavgaya karıştıkları görülürken, şimdiye odaklanan çocukların daha karamsar, kıskanç ve kararsız kimseler oldukları gözlenmiştir. Ayrıca bu iki grubun, Amerika’da yüksekokul ve üniversitelere girerken kullanılan ve puan aralığı 200 ile 800 arasında değişen SAT (Scholastic Aptitude Test) testi sonuçları karşılaştırıldığında gelecek odaklı çocukların SAT puanlarının diğerlerinden yaklaşık olarak ortalama 250 puan yüksek olduğu saptanmıştır. Görüldüğü üzere bu deneyden elde edilen sonuçlar, zamansal perspektif algısının göz ardı edilemeyecek farklar oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
Aslında hepimiz hayata şimdi odaklı, hedonistik bir yönelimle başlarız. İd’in getirdiği, hazza odaklanma ve acıdan kaçınma davranışı yaşamımızın en başında bizimle beraberdir (Bebeğin acıktığında hemen ağlayıp memeye yani doyuma ulaşma isteği gibi). Fakat büyüdükçe, süperego geliştikçe, gerek aile içindeki eğitimlerle gerekse okulda verilen eğitimlerle bu hedonistik anlayıştan uzaklaşmaya, süperegonun çok daha fazla devreye girdiği bir hâle dönüşmeye başlarız. Yani bir bakıma çeşitli bilgiler yüklenilerek gelecek odaklı hâle getirilmeye çalışırız (tüm toplumlar için geçerli değil). Her ne kadar belirli bir zaman perspektifi ve tarzı gelişmiş olan insanların bu yönelimlerini değiştirmek kolay gözükmese de nasıl ki id’in bir an evvel elde etmek istediği hazları, toplum için uygun görülmediği zamanlarda süperegomuz aracılığıyla bastırıp bu davranışlardan uzak durabiliyorsak, benzer bir mekanizma ile gelecek odaklı düşünebilme yetisini şimdiye odaklı düşünebilme yetisinin önüne zaman zaman koyabiliriz. Gelecek odaklı olabilmeyi geri plana itip şimdiye odaklanmayı tercih ettirecek bir başka etmenin de hedeflerin belirsizlik derecesi olabileceğini düşünüyorum. Gelecekten beklenen kazanç belirsizse bireyler böyle durumda çoğu kez ilerdeki belirsiz hedef için şimdiki hazdan olmayı tercih etmezler yani ne için neden vazgeçtikleri konusunda içsel sorulara yanıt bulamazlar ya da bulmaya çalışmazlar. Bu nedenle hedeflerimizin belirlenmesinin o hedefe ulaşmada göstereceğimiz davranışların şekillenmesinde de önemli bir nokta olduğunu ayrıca belirtmek isterim. Gelecek odaklı düşünebilmeyi ve bunun getirilerinin neler olabileceğine ilişkin bilgileri Zimbardo’nun deneyin dışında çevremizdeki bireyleri uzun vadeli gözleyerek de elde edebilmemiz mümkün gözükmektedir. Örneğin çevremizdeki başarılı meslektaşlarımızın ya da üst düzey unvanlara sahip kişilerin özgeçmişleri bile incelendiğinde birçok faaliyetlerde bulundukları akademik başarılarını yüksek tuttukları gibi birçok bilgi göze çarpacaktır. Ya da çok bilgili ve hayran kaldığınız hocamız bilgi birikimini çok kitap okumaya ve belirli faaliyetlere katılmaya borçlu olduğunu söylediğini duyabiliriz. Peki, bu faaliyetler ve başarılar gelecek hesapları yapılarak zamanında belirli hazlardan uzak kalmayı sizce de gerektirmemiş midir? Belki de yapılan bu fedakârlıklar bazen istekli ve çokça doyum ve haz elde edilerek yapılmış olabilir, ancak genel anlamda bakıldığında aslında daha yüksek haz verebilecek başka eylemler ile o an için diğer eylemlerle kıyaslandığında hiç de çekici gelmeyen eylem arasından bir seçim işlemi yapılmaktadır. Bu örnekler farklı alanlarda çoğaltılabilir. Elbette hayatın odak noktasının tamamen geleceğe yönelik olması doğru olmaz. Hayatın her anında gelecek odaklı düşünüp sürekli hazları ertelemek hayatı yaşanılır boyuttan bir miktar uzaklaştırabilir. Burada bence önemli olan bu bilgiler ışığında geleceğe odaklanmanın katkılarını da göz önüne alıp optimum düzeyi yakalayabilmektir.
Kaynak
https://www.ted.com/talks/philip_zimbardo_prescribes_a_healthy_take_on_time