ONTO

Online Psikoloji Dergisi

Aleviliği Tanımlamak, Belirsizlik ve 2000’li Yıllar Üzerine


Sercan Karlıdağ
Altınbaş Üniversitesi
Araş. Gör.

 

 

Alevilik farklı aktörler ve öznelerce sıklıkla belirsiz bir olgu olarak ele alınabiliyor. Bu yazıda en genel ölçekte sosyal bilimsel ve sosyo-politik bir pratik olarak tanımlama teşebbüsü, modernite ve kentleşmenin Alevilik üzerindeki etkisi, Alevi açılımı olarak ifade edilen Alevi Çalıştayları ve Alevilik temsillerine dair sosyal psikolojik niteliksel bir araştırmaya ilişkin değiniler yaparak Alevilik deyince peşi sıra beliren ‘belirsizliği’ sorunsallaştırmayı deneyeceğim. Belirsizliğin kaynağı nedir ve belirsizliği aşmanın yolları var mı, soruları temel gündem olacak.

‘Efradını Cami, Ağyarını Mâni’ Bir Alevilik Tanımı?

Sosyal bilim disiplinleri içerisinde söz üreten kimselerin bir olgu ve kavramı tanımlamadaki yaklaşımlarının, sıklıkla, getirilen tanım teşebbüslerinin genelgeçer olmayışına ve çok-çeşitliliğine işaret ederek o olgu ve/ya kavramı tanımlamanın karmaşık, tartışmalı ve güç olduğunu söylemek biçiminde olduğunu gözlüyorum. Kendi payıma basit bir gözlem bu. Bu gözlemi, doğa bilimlerinin epistemolojisinden farklı olarak sosyal bilimlerin, esasında ‘belirsizin bilimleri’ olduğunu ifade eden yazarlara referansla anlamlandırabiliriz.[1] İnsan ve topluma dair olgu ve kavramlar, doğa/fizik yasaları gibi nomotetik bir yolla kavranabilir değiller. Kaldı ki doğa bilimleri içinde de bilimsel bilginin neliğine dair paradigmatik kopuşlar, kesinlik ve stabilite arz eden yaklaşımlara eleştirel konum alıyor.

Bu girizgâhı derinleştirmeden Alevilik nosyonunun sosyal bilimcilerce tanımlanması meselesine geleceğim. Alevilik bir biçimde farklı sosyal bilim disiplinlerinin gündeminde olabiliyor. (Ve, sosyal bilim disiplinleri dışında, pekâlâ STK ve aktivistlerin, hukukun, medyanın ve siyasetin de.) Tarihçiler, sosyologlar, siyaset bilimciler ve diğerlerinin kendi disiplinleri içinde söz üretirken, Aleviliği tanımlayarak ve tarifleyerek işe başlaması oldukça anlaşılır. Modernizmin çıktısı pozitivistik sosyal bilim anlayışının tanımlama ve sınıflandırma yoluyla ‘anlaşılır kılma’ arzusu, tam da bu noktada esasında bir ‘düzenleme ödevine’ karşılık gelmektedir. Tanımlamak, Zygmunt Bauman’ın bize öğrettiği üzere, düzen istenciyle ilgili.[2] Peki, sosyal bilimciler bu (modern) ödevi yapmak zorunda mı?

Alevilik İslamiyet içi bir mezhep midir, değil midir; Alevilik özbeöz Türklük müdür, değil midir; Alevilik gerçek bir Anadolu İslamiyet formu mudur, değil midir; Alevilik Anadolu’da filizlenmiş erken bir sosyalizan ya da anarşizan görüş müdür, değil midir soruları esasında her defasında bir adrese yönlendiriyor muhataplarını. O adresler ise, makbul Aleviliğin ne ve nasıl ‘olması gerektiğini’ imliyor.[3] Yani, Aleviliği tanımlamak masum bir girişim değil, çoğu zaman şekillendirme arzusu taşıyan politik bir edim. Seçil Aslan’ın da dediği gibi, “her tanım kendi mikro iktidarını yaratmaktadır.”[4] Peki ama, tanımlama pratiğinin politik bir vasfı olduğunu aklımızdan çıkarmayarak, sosyal bilimler içinde Aleviliği “anlamak ve anlatmanın” yollarını bulamaz mıyız?

En hummalı konu ‘teolojik indirgemeye tabi tutma meselesi’ gibi görünüyor. Alevilik dinselliği, ibadet pratikleri ve inanç muhtevasıyla kaçınılmaz olarak teolojik bir kategoride anlam kazansa da[5] onun politik, felsefi/teozofik, sosyo-kültürel ve sosyalizasyona dayalı olarak ailevi içerimleri olduğunu görmezden gelmemek gerekiyor. Teolojik açıdan ise, sıkça başvurulan birtakım kavramlar var.[6] En önemli ikisi ‘senkretizm’ ve ‘heterodoksi’ terimleri. Senkretizm, birden fazla inanç, dinsel görüş ve geleneğin bir aradalığı ve etkileşimi ile oluşan özgün sentezleri ifade ederken; heterodoksi, rasyonalitenin çizdiği sınırların ötesinde çokluğun birliğini, ortodoksiden farklı bir tanrı ve evren tasarımını, ölüm ve zamana ilişkin farklılaşan tasavvurları, içkin kutsallık anlayışını kapsayan bir kavramsallaştırmadır. “Alevilik bir inançtır,” tarifine başvurduğumuzda, bu kavramlar inanç niteliklerini ele almada kullanışlı gibi görünüyor.

Ortodoks, geleneksel, anaakım bir perspektifle zaman ve mekânı dondurarak bir tanıma hapsetmemenin önemini kavrayarak Aleviliği anlama ve anlatma yolunu tercih edebiliriz. Emik yönelimle yerel bağlam(lar)ı anlayabilmek bu noktada önem arz ediyor. Sözgelimi yer kimliği ile karakterize Dersim Aleviliği ve Sivas Aleviliğini karşılıklı değerlendirmek gerekir. Alevilik, (Arapça, Kürtçe, Türkçe, Zazaca olmak üzere) farklı anadilleri konuşan, farklı etnik ve coğrafi aidiyetlerdeki insanlar için bir ortak payda.[7] Bu -fazlasıyla- basit değerlendirme, Aleviliği anlamadaki belki en mühim noktalardan birine gönderiyor. Tam da bu yüzden Aleviliğin içindeki bir noktaya yönelip, örneğin sıkça yapıldığı üzere, tarihsel bir köken arayışına soyunulduğunda, ister istemez bir başka noktası açıkta kalabiliyor. Yani, eski bir deyimle ‘efradını cami, ağyarını mâni’ tanım teşebbüslerinden sakınmak gerekiyor. Böyle bir çaba Aleviliği tahrif ettiği gibi, aynı zamanda namümkün de bir çaba. Kesin tanımlar yapma arzusundan caymak, Aleviliği anlamak ve anlatmak için en güzel yol olabilir.

Şu durumda daha ziyade ‘yapılmaması gerekenleri’ konuşarak Aleviliği anlama ve anlatma yolları aradık. Yapılacak bir yol olarak da şu gözüküyor: Aleviliği ‘sözün dünyasından içeri girerek’ anlamak mümkün olabilir. Bu konuyu Ayhan Yalçınkaya layığıyla irdeliyor.[8] Aleviliği anlamada Alevi deyişleri, gülbangları, nefesleri ve genel olarak sözlü kültür mirası bir başvuru kaynağı olabilir; fakat değişmez/donuk olarak görülmemesi kaydıyla. Alevilik kendine has referans çerçevesi, repertuarı ve Alevi kolektif belleğiyle zengin bir içeriğe sahip görünüyor.

Ve, Aleviliği, kimlik olarak paylaşan insanlara, Alevilere ve kolektif özne olarak Alevi toplumsal hareketine referansla anlama ve anlatmak da bir yol olarak gözüküyor. Aleviler, geçmişte ve aktüelde toplumsal statü hiyerarşisinde ve gruplar arası güç ilişkilerinde dezavantajlı ve ezilen bir toplumsal kesim olarak Aleviliğin sosyal özneleri. Dolayısıyla, anlamak ve anlatmak için Aleviliği paylaşan özneler ile sahici bir temas kurmak önemli. Bu nokta ise, sosyal bilimcilerin kendilerini etik/politik bir sorumluluk bilinci ile var etmesi açısından, felsefik bir dilemma olan olgu-değer ilişkisi ile anlam kazanıyor.

Uyanışa Karşı Açılım: Muktedirin Gözünden Alevilik

20. yüzyılın son çeyreğinde kamusal alanda artan görünürlük ve Alevilerin kimliklerini yeniden keşif süreci literatürde Alevi Uyanışı olarak isimlendiriliyor. 1989 Hamburg manifestosu, ülkede büyük kentlere olan iç göçler ve Avrupa ülkelerine olan dış göçler, siyasal İslamın etkililiğini göstermesi, Kürt Hareketi’nin konumu, Alevilerin sol siyasal yönelimlerindeki dönüşümler gibi pek çok konu ‘Alevi Uyanışı’nı hazırlayan gelişme ve olgular olarak yazarlarca ele alınabiliyor.[9]

Şu var ki, 2000’li yıllar Türkiye’nin siyasi atmosferinde Aleviler için kritik önem arz eden bir gelişmeye sahne oldu: Alevi Çalıştayları/Açılımı. Haziran 2009 ve Ocak 2010 periyodunda, yedi çalıştay ve (Alevi dedeleri, Sivas-Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları ve STK temsilcileri olmak üzere) üç toplantı düzenlendi ve sürecin bitiminden sonra, Alevi Çalıştayları Nihai Raporu ilan edildi.[10]

Bu rapora bu metinde yer vermeyi, siyasal iktidarın Aleviliğe bakışını somutlar nitelikte oluşu dolayısıyla değerli görüyorum. Raporda Alevilik, “baskın özelliği Hz. Muhammed ve ailesine, özellikle de Hz. Ali ve soyuna derin bir sevgi ve saygıyla bağlı olan ve Sünni olmayan Anadolu Müslümanlarının yol, adâp ve erkânlarını ifade etmektedir” biçiminde tanımlanmıştır.[11]

Pınar Ecevitoğlu’nun bu tanım teşebbüsüne eleştirel yaklaşımla kaleme aldığı “Aleviliğin Tanımlanmasının Dayanılmaz Siyasal Cazibesi” başlıklı makalesindeki[12] şu pasajı alıntılamalıyım:

Raporda yer alan bu tanım, Aleviliği Ali sevgisine indirgeyen ve Ali kültünün Alevilik içindeki özgül anlamına eğilmekten özenle kaçınan bir zihniyetin bütün çelişkilerini açık etmektedir. Buna göre, Aleviliğin Ehl-i Beyt’e bağlılık ve Sünni olmamak gibi iki tanımlayıcı unsuru bulunmaktadır. Bilindiği gibi, Ehl-i Beyt ve Ali kültünü içeren ve Sünni olmayan Müslüman toplulukların genel adı Şia’dır. Ancak Alevilerin Şia’dan farklı bir topluluk olduklarını bizatihi rapor teslim etmektedir. Aleviler raporda Sünni de sayılmadıklarına göre, sorulması gereken soru, raporda geçen tanımda Alevilerin ve Aleviliğin farklılığını açıklayan unsurun, yani asıl tanımlayıcı unsurun ne olduğudur. Ehl-i Beyt’e derin sevgi ve bağlılık, yukarıda da işaret edildiği gibi, Ali ve Ehl-i Beyt kültünün Aleviler açısından anlamını ortaya koymaktan uzak, genel bir ifadedir. Bu genelliği ölçüsünde Ehl-i Beyt’e bağlılık, Sünni ortodoksinin de kendisi için hiçbir zaman açıkça reddetmediği bir özelliktir. Tam da bu nedenle Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt’e bağlılık vurgusu, yine yukarıda değinildiği gibi, Alevilerin farklılığını müphemleştirmenin bir aracı olarak ileri sürülmektedir (ss. 139-140).

Çalıştay/açılım sürecinde Alevi örgütlerinin de toplantı için hazırladığı bir rapor bulunuyor.[13] Çalıştaylar dahilindeki Alevi Örgütleri Toplantısı’na sunulmak üzere, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) tarafından kaleme alınmıştır. Raporda peşinen Alevi sorununun ‘Aleviliğin tanımlanma sorunu’, ‘Aleviliğin belirsizliği’ gibi teolojik indirgemeler ve sınıflandırmalar biçiminde gündemleştirilmesi eleştirilmektedir ve bir ‘diyalog’ beklentisi sunulmaktadır. Örneğin, Arap Alevilerinin dışta tutulması noktasında sürecin ‘kapsayıcılığı’ da eleştirilmektedir. Bunun yanında, istem ve talepler olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, ayrımcılık yasakları, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi talepleri vd. ‘temel siyasal-hukuksal sorunlar’ ve özerk başlıklar hâlinde raporlaştırılmıştır.

İnsan hakları temelindeki bu talepler çalıştay süreçlerinde karşılık bulmadı. Ecevitoğlu’nun ifadesiyle, sözgelimi cemevlerine yasal statü isteminden önce cem’in sorgulandığı bir açılım, başlı başına Aleviliği müphemleştirme açılımı olarak kalakaldı. Özetle, bir tanınma süreci gibi görünürken tanımlanma süreciyle son bulan bir süreç nihayete erdi. Muktedirin gözünde Alevilik de Aleviler de tanımlanmaya muhtaç gözükmekte, toplumsal gerçeklik açısından Alevilerin maruz kaldıkları sorunlar hasıraltı edilmekte, tanımlama pratiği ile makbul bir Alevi kimliği ve kolektif belleğinin inşası arzu edilmektedir.[14]

Alevilerin Gözünden Alevilik ve Kent Hayatı

2016 yılında, Prof. Melek Göregenli’nin danışmanlığında lisans bitirme çalışması gerçekleştirdim. Niteliksel metodolojik yaklaşımla bir sosyal psikoloji[15] araştırmasıydı. İzmir ve İstanbul’da yaşayan farklı yaşlarda ve farklı etnik aidiyetlerde 39 Alevi katılımcıya ulaştık ve onlarla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirdik. Sorularımızdan birisi, “Alevilik sizce ne demek, anlamak isteyen birine Aleviliği nasıl ifade edersiniz?” idi. Bu soru ile, Aleviliğe ‘tanım’ biçme ve saptama hegemonik yaklaşımının aksine, (derinlemesine mülakat özelinde) niteliksel yöntemin avantajıyla Aleviliği sohbetleştirmeyi ve katılımcıların öznel anlam ve değer dünyasını açığa çıkarmayı hedefledik. Bunun, sözgelimi bir anket formunda sunulacak olan “Alevilik ……..’dır.” cümlesine karşılık katılımcıların likert-tipi tutum ölçeklerinde işaretlemeler yapmasından hayli önemli bir farkı var: Alevilik ve Aleviler, basit bir inceleme nesnesi değil, çalışma konusunun öznesi olabilmekte.

Soruya verilen yanıtların içerik analizinde beş temel kategori açığa çıktı. Bunları, frekansları açısından, söylem hacmini gözeterek aktaracağım. Kategori-içi alt boyutları (makale formatlarındaki gibi) formel bir anlatımla listelemek yerine, yoruma dayalı metinleştirerek sunmayı istiyorum.

i. İlk temsil kategorisi İnanç/Değerler/Teozofi/Felsefe Bütünlüğünde Alevilik. Bir inanç olarak Alevilik temsilinde açığa çıkanlar Alevilik dini pratikleri ve ritüelleri, (Hz.) Ali başta olmak üzere inancı biçimlendiren bellek şahsiyetleri (Pir Sultan, Hacı Bektaş, vd.) ve Aleviliğin İslamiyet ve İslamiyet-dışı inanç ve dini geleneklerle (Şamanizm, Maniheizm, vd.) etkileşimini ve sentezini anlatan söylem ifadeleri. Değerler olarak Alevilik temsil kümesi ise, her şeyden önce “insan merkezliliğe” ve canlıları sevmek gibi iyiliksever/evrensel değer önceliklerine gönderen ifadelerden oluşuyor. Teozofi olarak Alevilik ‘insan-ı kâmil olmak’; felsefe olarak Alevilik ise, vahdetivücut ve enelhak gibi içerimlere sahip.

Dediğim gibi, kategori içinde de giderek azalan ifade sıklığına göre, ilkin en çok söylenen ile başlıyorum. Burada, bu dörtlü ayrım bir izolasyon değil, birbirini besleyen, birbirini var eden temsillere karşılık geliyor. Yani bir bütünlüğe. Bu da heterodoks anlam dünyasıyla uyumlu bir durum.

İlginç bulunabilecek olan şeyse şu: Aleviler, Aleviliğe dair söz ürettiklerinde kendileri cem ayinine hiç katılmamış da olsalar, “Alevilikte cem vardır, semah vardır,” diyorlar. Pekâlâ, bunun peşi sıra bu ibadet pratiğinin değer-teozofi-felsefe arka planını ve doğurgularını anlatanlar olduğu gibi, salt birine ait değerlendirme yapanlar da olabilmekte. Başka bir deyişle, şöyle ifade edebilirim bu durumu: “Alevilikte ritüeller var ve bu ritüeller ‘canlıları sevmek gibi’ değerleri aşılar. Bu ritüel ve değer sahipliği ise teozofik ve felsefik bir anlayışın çıktısıdır,” yorumunda olduğu üzere harmoniyi gözetmek Aleviliğe dair bir konum alışken; “Hayır, ibadeti, felsefinden önce, Alevilik en başta insan olmaktır,” yorumunda olduğu gibi özgül ağırlığı olanı öne çıkarmaya dönük bir konum alış da var. Öyle ya da böyle bu dört temsil kümesi, birbirini dışlamayıp geçişkenlik arz etmektedir.

Tüm bunlar ilk temsil kategorisiydi. Devam ediyorum.

ii. Aleviliğin -Alevilerce- sosyal temsillerinde ikinci kategori ise Paylaşılan Bir Grup Kimliği Olarak Sosyal Hayatın İçinde Alevilik. Bu temsil kategorisindeki söylemsel ortaklaşmalardan ilki, Aleviliğin sosyal hayat için normatif bir zemin sağladığına yöneliktir: “Alevilik, hayatı şekillendiren bir şey.” Bir diğeri ise, aktüel ve tarihsel mağduriyetler, asimilasyon ve ayrımcılığın odağında yer almasıyla Aleviliğin dezavantajlı/ezilen grup kimliği olduğunu işaret eden temsil kategorisi. Bu iki kategorinin yanında, ‘ancak deneyimlenebilir’ bir olgu olduğuna, soydan-atadan gelen bir kimlik olduğuna gönderen temsiller de söz konusu.

iii. Üçüncü kategori Diğeri Tasavvurunda Alevilik. Sünni-İslam anlayışından farklılaştırma, genel olarak semavi dinlerden farklılaştırma ve etnik indirgemeler bu kategorinin içindeki temsillerin içeriğini oluşturmuştur.

iv. Dördüncü kategori ise, Heterojen Niteliği ile Alevilik. Alevilik içi ve/ya Alevilikler arası karşılaştırmalar üzerinden söylemler Aleviliği anlatmada başlı başına bir yol olarak açığa çıkmıştır.

v. Son temsil kategorisi ise, Kavram Olarak Alevilik. Burada, kavramsal düzeyde bir ilgi söz konusu. Aleviliğin karmaşık olarak nitelendirilmesi; Alevilik için bir ‘yaşam biçimi’, ‘mezhep’ gibi nokta atışı değerlendirmeler yapılması; “Alevilik ‘Ali evi’nden gelir,” gibi söylem örnekleri nezdinde farklılaşan bir içeriği var bu temsil kümesinin.

Alevi katılımcıların tamamı, Aleviliğe dair bu temsillerin tümüne vakıf değil. Ama katılımcıların tamamı, Alevilik üzerine farklı açılardan söz üretmiştir. Bu araştırmada Aleviler için Aleviliğin meçhul, muamma, müphem olmadığını gördük diyebiliriz. Şu var ki, bizim gerçekleştirdiğimiz niteliksel sosyal psikoloji araştırması 2000’li yıllarda, Alevilerin gözünden Aleviliğin bir fotoğrafı. Başka mümkün pek çok pozdan yalnızca bir tanesi. Ve, iki büyük kentte yaşayan 39 Alevi katılımcının girdiği bir fotoğraf karesi.

Pınar Ecevitoğlu, 80 ve 90’lı yılları aşıp 2000’li yıllara vardığımızda, bu sürecin de artık Alevilik deneyimi için özgül bir nitelik taşıdığını savunuyor (burada alıntıladığım iki yazısında da). Günümüz kent hayatında Aleviliğin, Aleviler için dışarılıklı bir deneyim hâlini aldığını söylüyor Ecevitoğlu. Modernleşme ve kentleşme ile beraber (o’nun ifadesiyle içine doğulan bir deneyim olmaktan çıkan) Alevilik ile (kentli) Aleviler arasındaki mesafe giderek açılmıştır.

Bu durumu, erozyona uğramış Alevi toplumsal kurumlarını odağa olarak irdeleyebiliriz. Örneğin musahiplik, çeşitli ritüel ve pratikler, sözgelimi Arap Alevilerinde ‘amca’ özelinde dinin sosyalizasyonuna dayalı uygulamalar giderek kentli Alevi insanların gündelik hayatında yer bulamaz olmuştur. Söylemde karşılığı olsa da gündelik rutinde kaybolmuştur. Yine de bunun, Alevilikle kurulan bağın tümüyle kaybolduğu anlamına gelmediğini düşünüyorum: Yeni doğmuş çocuklara isim koyma pratiklerinde, evlerdeki vitrinlerde Pir Sultan biblosuna yer vermede, bağlama ile kurulan temasta hâlâ Alevice kültürel sermayenin izleri sürülebilir. Bunlar pekâlâ minimal örnekler.

Bir tanecik soruya verilen yanıtlar özelinde içerik analizi bulgularını aktardığım yukarıdaki pasajlarda önemli bir ayrıntı var: Aleviler, Aleviliğe dair konuşurken bütünüyle hazırlıklı, çekincesiz ve kendinden emin, iştahlı birer anlatıcı rolünde değiller. Elbette, bu bir suç ya da noksanlıksa, kişisel değil, yapısal bir sorundan bahsetmeliyiz. Aleviler belki Aleviliğe ilişkin bu malumatlarının farkında bile değiller! Alevilik onlar için ilk değerlendirmede meçhul bir şey. Bu kesin. Sözgelimi büyüklerinden göz ve/ya kulak aşinalıkları var ve Alevi grup mensubiyetleri açısından doğrudan ya da dolaylı ayrımcılık deneyimleri olduğundan Aleviliğin ‘kendi kimlikleri’ olduğunu bilmekteler. Ancak yekten düşündüklerinde Aleviliği doğru şekilde görmediklerini, yaşayamadıklarını ve ona uzak olduklarını düşünebilmekteler.

Sonuç Yerine

Sosyal bilimciler, muktedir ve Aleviler sıralamasıyla buraya vardık. Şimdi tersten gidelim.

Aleviler. Bugünün kentli Alevilerinde Alevilik ilk değerlendirmede müphem, meçhul, muamma yanları olan bir olgu olarak görülebiliyor dedik. Bu, kendi payıma, Aleviliğin kendisine içkin değil, makro/yapısal faktörlerle anlam kazanıyor: Kerbela anlatısından Sivas-Madımak Katliamı’na tarihsel mağduriyetler, müzmin sistemik eşitsizlikler, sözgelimi, iş hayatında saklanılması gereken bir kimlik oluşu ya da romantik ilişkilerde ve komşuluk ilişkilerinde yaşanan sorunlarda olduğu üzere gündelik hayattaki deneyimler Aleviliği tahrif eden farklı farklı ölçekteki konular. Buna göre, Aleviler, belirsizliğin Aleviliğe içkin olmadığını fark etmeli desek, büyük bir laf etmek olmaz sanıyorum. Alevilik doğası/fıtratı gereği müphem değil.[16] Ele aldığımız üzere, Aleviliği müphem kılan kimi şeyler var: Sosyal bilimcilerin pozitivistik tanım teşebbüsleri, iktidarın makul Alevi kimliğini inşa etme çabası, daha makro düzlemde modernite ve kentleşme ile yaşanan dönüşümler, yapısal şiddet ve ayrımcılık. Alevilik bugün Alevi kimliğini paylaşanlarca tümüyle belirsizse (ben böyle olduğu kanısında değilim) bunu tarihsel, toplumsal, politik bir izdüşümde anlamak durumundayız. Ve, Aleviler için varsayılan belirsizlik karşısında, bir tutamak arıyorsak da Alevi kolektif belleği ve sözlü kültür mirası (entelektüel içeriği) güçlü, derin ve zengin birer tutamak olarak görünüyor benim nazarımda.

Muktedir. Esasında Aleviler için müphem olan Alevilik olgusundan çok, bu coğrafyada insan hakları çerçevesinde, eşit yurttaşlık haklarına kavuşulup kavuşulamayacağı. Yani, ibadetlerini özgürce gerçekleştirebilecekler mi, zorunlu din dersleri kaldırılacak mı, Madımak Oteli ‘utanç müzesi’ olacak mı ve diğer pek çok konu belirsizliğini koruyor! Bu belirsizlik denilebilir ki kadınlar, LGBTİ’ler, Çingene/Romanlar, Kürtler, Suriyeli mülteciler ve diğer dezavantajlı gruplar için de farklı içerimleriyle var. Muktedir bu noktada dezavantajlı grupları ve onların paylaştıkları kimlikleri tahakkümcü/hegemonik bir politik angajmanla ‘tanımlamak’ değil, demokratik saikler ile ‘tanımak’ ve eşit yurttaşlık temelinde insan haklarını odağına yerleştirmek durumunda.

Sosyal bilimciler. Sosyal bilim alanları içinde söz ve bilgi üreten kimseler, pozitivistik bir bilimsel kavrayış ile sınırlar çizen ve hegemonik tasavvurları yeniden üreten bilimsel bilgi üretimi değil, farklı disiplinler içinde ve disiplinlerarasılığı gözeterek etik/politik bir sorumlulukla Aleviliği anlamak ve anlatmayı, Alevileri çalışma dahilinde özne kılmayı ilke edinebilir. Böylece, özgürleştirici bir bilgi üretiminin imkânı belirecektir.

 


[1] Bkz., Abraham Moles, 2012, Belirsizin Bilimleri, (Çev. N. Bilgin), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 

 

 

[2] Zygmunt Bauman, 2003, Modernlik ve Müphemlik, (Çev. İ. Türkmen), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

 

 

 

[3] Ayrıca bkz., Ayhan Yalçınkaya, 2005, Pas: Foucault'tan Agamben'e Sıvılaşmış İktidar ve Gelenek, Ankara: Phoenix Yayınevi.

 

 

 

[4] Seçil Aslan, 2015, İktidarın Sınırlarında Aleviliği Anla(t)mak, Birikim (309-310), 70-79.

 

 

 

[5] İmran Gürtaş ve Yalçın Çakmak, 2015, Giriş, (Der. İ. Gürtaş, ve G. Çakmak), Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik içinde (ss. 33-40). İstanbul: İletişim Yayınları.

 

 

 

[6] Caner Işık, 2010, Alevilik-Bektaşilik Araştırmalarında Yeni Metodolojik Olanaklar, Hacı Bektaş Veli: Güneşte Zerresinden, Deryada Katresinden içinde (ss. 197-221). Ankara: Dipnot Yayınları.

 

 

 

[7] Ayrıca bkz. Suavi Aydın, 2015, Sunuş: Bir Etno-dinsel Kimlik Olarak Alevilik, (Der. Y. Çakmak ve İ. Gürtaş) Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik içinde (ss. 11-32), İstanbul: İletişim Yayınları.

 

 

 

[8] Yalçınkaya, a.g.e., ss. 39-40.

 

 

 

[9] Tahire Erman ve Aykan Erdemir, 2006, Aleviler ve Topluma Eklemlenme Sorunsalı, (Der. A. Kaya ve T. Tarhanlı) Türkiye’de Çoğunluk ve Azınlık Politikaları: AB Sürecinde Yurttaşlık Tartışmaları (2. b) içinde (ss. 127-144), İstanbul: TESEV Yayınları.

Martin van Bruinessen, 2011, Kürtlük, Türklük, Alevilik: Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri, İstanbul: İletişim Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1999).

 

 

 

[10] Pınar Ecevitoğlu, 2018, Alevi Açılımının Gölgesinde Türkiye’de Alevi Olmak, (Der. Ü. Doğanay) Ayrımcılığın Yüzleri içinde, Ankara: Kapasite Geliştirme Derneği.

 

 

 

[11] AÇNR, 2010, Alevi Çalıştayları Nihai Rapor, Ankara: T.C. Devlet Bakanlığı, s. 39 (http://bit.ly/2LJjnyG).

 

 

 

[12] Pınar Ecevitoğlu, 2011, Aleviliği Tanımlamanın Dayanılmaz Siyasal Cazibesi, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 66 (3), 137-156.

 

 

 

[13] AKD ve HBVAKV, 2009, Alevi Çalıştayı Birinci Etap Alevi Örgütleri ve Temsilcileri Toplantısı Değerlendirme, Öneri ve İstem Raporu, Ankara (http://bit.ly/2LviucG).

 

 

 

[14] Ayrıca bkz., Ecevitoğlu, 2018, a.g.e.

 

 

 

[15] Sosyal Psikoloji disiplini dahilindeki bu araştırmada “Sosyal Temsiller Ekolü”, çalışmanın kuramsal zeminini oluşturmuştur: Bkz., Caroline Howarth, 2006, A Social Representation is Not a Quiet Thing: Exploring the Critical Potential of Social Representations Theory, British Journal of Social Psychology, 45 (1), 65-86.

 

 

 

[16] ‘Alevi sırrı’, ‘Alevilik yolu’ ifadelerindeki sır ve yol mefhumları örneklerinde olduğu üzere, Alevilikte ‘saklı’ ezoterik/bâtınî mahiyet bambaşka bir konu diye düşünüyorum. Bu konu(lar) Alevilikteki bir belirsizlik değil, ‘mahremiyet’ olarak görülebilir kanaatindeyim.

 

 

 

Leave a Comment