ONTO

Online Psikoloji Dergisi

İnsan Sağlığının ve Sağlık Davranışlarının Tarihsel Süreci Evrimsel Bakış Açısından Nasıl Değerlendirilebilir?


Fatih Yurdalan
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi
Psikoloji Böl. Öğrencisi

 

Homo Sapiens, yani günümüzde “modern” insan olarak tanımlanan canlı türü binyıllar boyunca evrim geçirerek günümüzdeki hâline gelmiştir. Bu evrim sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda kültürel, sosyal, psikolojik boyutlar açısından da değerlendirilebilir. Tüm bu evrimsel süreçlerin sonucunda insan yeryüzünde en baskın tür olmayı başarmıştır. Tarihsel süreci incelediğimizde Homo Sapiens’in pek çok yırtıcı hayvan türü ve Neanderthaller, Erectuslar gibi insanın kendi türünden canlılarla hayatta kalma mücadelesi verdiğini görebiliriz. Peki, neden başka bir canlı türü değil de Homo Sapiens bu kadar başarılı olmuştur? İnsan türünü diğer canlılardan ayıran özelliği nedir? Duygular, dürtüler, güdüler, planlama, strateji, adaptasyon yeteneği, zekâ… Bu özelliklerin hepsini belirli bir ölçüde kabul edebiliriz ancak diğer türlerden sosyal ve psikolojik olarak bu kadar büyük bir şekilde farklılık göstermemizi hiçbiri yeterli düzeyde açıklayamaz. Hatta zekâ bile. Çünkü son yüzyılda çeşitli maymun türleriyle yapılan çalışmalarda bu türlerin oldukça iyi bir öğrenme kapasitesi olduğu, taklit edebildiği ve çeşitli sembollerle iletişim kurabildiği görülmüştür (Karslı, 2017).

İnsan türünü diğer türlerden ayırabilen en büyük özelliği hayal gücüdür. İnsanlar okyanusları aşmayı, ölümsüzlüğü, gezegenlere seyahat edebilmeyi, kredi sistemini, dinler ve ideolojiler oluşturmayı vs. hayal edebilir, ancak diğer canlı türleri bunu gerçekleştiremezler. İnsan hayal gücü ilerledikçe hayat koşulları ve kültürler de değişim göstermiştir. Bu ilerlemeden en çok etkilenen unsurlardan biri insan sağlığı olmuştur. Buna bağlı olarak insanların sağlık davranışları da farklılaşmıştır. Örneğin, tarım devrimi öncesinde insanlar kendilerine gerekli olan enerjiyi çeşitli meyvelerden, yabani otlardan ve avladıkları hayvanlardan sağlamaktaydı. Ateşin keşfiyle beraber bir sağlık devrimi yaşandığını söyleyebiliriz. Çünkü ateş insanların pirinç, patates gibi çiğ olarak sindiremediği besinlerin çoğunu sindirmesini ve daha önceden alamadığı birçok vitamin, karbonhidrat, yağ gibi maddeleri almasını sağlamıştır. Bu durum insana diğer canlı türleri arasında çok büyük bir avantaj sağlamakla beraber insan türünün hayatını uzattı ve insanı daha sağlıklı hâle getirdi. Ateşin keşfiyle insan daha sağlıklı hâle geldikçe daha iyi avlandı ve daha iyi avlandıkça daha sağlıklı hâle geldi. Bu döngü kısa süre içinde insan beyninin anlamlı şekilde büyümesini sağlamıştır (Harrari, 2018, s. 25-26). Sonuç olarak ateşin kullanılması insanın beslenme tarzını tamamen değiştirmiştir.

İnsan sağlığını ve sağlık davranışlarını etkileyen ikinci büyük hayal gücü ise tarım devrimidir. Tarım devriminden önce insanlar doğaya ve çevresindeki hayvanlara bağımlı hâldeyken tarım devrimiyle birlikte bu bağımlılıktan kurtulmuştur. Tarım devrimi adından dolayı bir yanlış anlaşılmaya yol açabilir. Tarım devrimi insanların elindeki mevcut gıda miktarını kesinlikle arttırmasına rağmen daha iyi beslenme kesinlikle sağlamadı. Çünkü biz buğdayı yönetmedik, buğday bizi yönetti. Tarım devrimiyle beraber çoğu insan yerleşik hayata geçmek zorunda kaldı ve bu sefer de tarlasına bağımlı hâle geldi. Yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte nüfus patlaması yaşandı ve ortaya beslenmesi gereken ancak işe yaramayan birçok insan çıktı. Bu durum ayrıca daha sonra tartışacağımız sağlık üzerinde etkisi olan sosyal sınıf farklılıklarının temelini oluşturmuştur. Tarım devriminden önce avcı toplayıcı gruplar kendi ihtiyaçları doğrultusunda avlanırdı veya etraftan çeşitli yiyecekler toplardı. Tarım devriminden sonra ise insanların her gün tarlasını ekip biçmesi gerekiyordu ve bu işlem onlara protein ve karbonhidrat bakımından daha iyi yiyecekler vermiyordu. Örneğin, tarım devriminden bin yıl önce büyük yeşil bir vadide yüz tane insan avlanarak ve toplayıcılık yaparak huzurlu bir şekilde yaşıyorken bin yıl sonra ise tarım devrimiyle beraber burada beş bin kişi çok daha sefil koşullarda yaşamaya başladı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen insanlar tarlalarını sürmeye devam etmiştir. Peki neden? Çünkü ne kadar olumsuzluğa sahip olursa olsun yerleşik hayat insanlara yırtıcı hayvanlardan, dondurucu soğuktan ve şiddetli yağmurlardan korunma fırsatı sunuyordu. Bununla birlikte buğday gibi ürünlerin depolanması mümkündü ve insanların zor günleri aç geçirmesini engelliyordu (Harrari, 2018, s. 90-95). Ayrıca unutulmamalıdır ki evrimsel bakış açısına göre insanın iki temel güdüsü hayatta kalmak ve üremektir (Özgökman, 2015). Tarım devrimiyle birlikte insanın hayatta kalma şansı artmış ve daha çok üremeye başlamıştır. Bu yüzden tarım devrimi evrimsel bakış açısından başarılı bir süreçtir. Çünkü evrim insanların ne kadar mutlu olduğuyla değil ne kadar fazla hayatta kaldığı ve soyunu devam ettirdiği ile ilgilenir. O hâlde tarım devriminin sağlık davranışlarından cinsel ve fiziksel aktiviteyi arttırdığını ve beslenme kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.

Tarım devrimi sadece insanların değil, aynı zamanda diğer birçok türün hayatını da etkiledi. İnsanlar yerleşik hayata geçtiği yeni evlerinde birçok hayvanı evcilleştirdi. Bu hayvanlar daha çok inek, at, koyun gibi insanların fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan canlılardı. Bununla birlikte sosyal özellikleri bakımından insanlara daha yakın kedi ve köpek gibi türler de insanlarla beraber yaşamaya başladı. Eğer insanlar tarih boyunca vejetaryen olsaydı, bu türlerin hiçbirinin doğada hayatta kalma şansı olmazdı. İnsan daha iyi beslenebilmek için belki de inekleri evrimsel anlamda en başarılı tür hâline getirdi. Fakat daha önce de belirtildiği gibi evrim mutlulukla ilgilenmez. Bugün bir buzağının kaslarının gelişmemesi için hayatı boyunca kafesten çıkarılmaz ve bu buzağının ilk kez hareket ettiği ve diğer buzağıları gördüğü an kesimhaneye giderken olur (Harrari, 2015, s. 107). Çünkü bu yolla daha sulu ve lezzetli et elde edilir. Tabi ki bu türle iletişime geçme imkânımız olsaydı muhtemelen türünün son üyesi olmayı bu şekilde yaşamaya tercih ederdi. Bu evcilleştirme işlemi insan ömrünü anlamlı şekilde uzatmıştır. Çünkü insan artık çok daha iyi protein tüketimi ve soğuğa karşı çok daha iyi kürklere sahipti.

İnsan sağlığını şekillendiren üçüncü hayali düzen ise din ve kültürdür. Din, tarih boyunca binlerce ölüme neden olsa bile birbirini tanımayan birçok insanın birlikte yaşamasını sağlayan en büyük unsur olmuştur (Harrari, 2018, s. 112-113). Çünkü din sayesinde birbirine yabancı insanlar ortak bir amaca hizmet eder hâle gelmiştir. Bugün kitleler hâlinde benimsenmiş Müslümanlık, Yahudilik, Hristiyanlık, Hinduizm gibi dinler inanç bakımından farklılık gösterse bile insanlara dayattığı yaptırımlar benzerlik gösterir. Örneğin, bu dinler tütün, alkol, esrar gibi herhangi bir keyif verici uyuşturucu kullanımını yasaklamıştır. Bu yüzden dinin sağlık davranışlarından madde kullanımını doğrudan etkilediğini söyleyebiliriz. Dinler sadece madde kullanımını değil beslenme şeklini de etkilemektedir. Müslümanlık’ta domuz eti, Hinduizm’de ise inek eti yemek kesinlikle yasaktır. Ayrıca dinler insanların cinsel aktivitesini ve bu konuya ilişkin görüşünü de belirler. Tüm semavi dinler eşcinsel birlikteliğe karşı sert bir tutum sergiler. Bu yüzden toplumların muhafazakâr kesimleri de eşcinsel birlikteliğe karşıdır. Kültür de aynı din gibi insanların cinsel aktivitelerini kısıtlayıcı yönde hareket eder. Çoğu modern kültür tek eşlilik sistemini benimsediğinden dolayı bireylerin farklı kişilerle cinsel birliktelik yaşama olasılığını düşürmektedir. Ancak bu durum evrimsel bakış açısından özellikle erkekler için yanlış bir davranıştır. Çünkü evrimsel bakış açısına göre erkekler mümkün olduğunca çok soyunu devam ettirmek ve kadınlar da kendisini en iyi şekilde koruyacak ve en iyi bebeği verecek kişiyi seçmek ister (Aydos, 2013). Dolayısıyla tek eşlilik sisteminde kadının hamile kaldığı dokuz aylık süreç aslında erkek için vakit kaybıdır. Tabi ki artık mağaralarda yaşamıyoruz ve bu yüzden bu durum tartışmaya açıktır fakat tek eşlilik sisteminin modern toplumda içsel bir çatışmaya yol açtığı açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin, Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED)’in 2017 yılında yapmış olduğu bir açıklamaya göre, Türkiye’de erkeklerin %58’i kadınların ise %40’ı evlilikleri boyunca en az bir kez evlilik dışı ilişki yaşamaktadır ve bu durum sadece raporlara yansıyan istatistiklerdir (Keçe, 2017). Erkeğin yeni doğan bir bebeğin kendi kalıtsal özelliklerini taşıdığından emin olamama durumuna babalık kuşkusu denir. Erkeğin herhangi bir duygusal sadakatsizliğinde ise kadın, kendisiyle herhangi bir genetik özelliği paylaşmayan bir yavruya kendi kaynaklarını ve enerjisini harcayarak büyütme riskiyle karşı karşıya kalır (Dural vd., 2014). Diğer evrimsel varsayımlara göre, tek eşlilik sistemi erkeklerin babalık kuşkusunu ve kadınların duygusal sadakatsizlik yaşama riskini azalttığı için gerekli olan bir mekanizmadır (Çetinkaya, Dural ve Gülbetekin, 2010).

İnsan sağlık davranışlarını etkileyen dördüncü hayali gerçeklik ise paradır. Para hayali bir gerçekliktir, çünkü bankaların sahip olduğu mevcut paranın yaklaşık %90’ının karşılığı yoktur. Banka hesabınızdaki rakamlar sürekli artıp azalmasına rağmen sizin gerçek paranız aslında ekonomik sistemde sürekli dolaşmaktadır. Yani bir bankanın tüm müşterileri aynı anda paralarını çekmek isterse o banka batar. Eğer bu banka büyük çapta bir bankaysa küresel ekonomik kriz çıkar. Bu durum kredi sistemi ve insanların birbirine duyduğu güven sayesinde mümkün olabilmektedir. Kısaca, bir banka kişiye faiz karşılığında bir miktar kredi verir. Krediyi alan kişi ise bu parayı yeni bir iş kurmak için kullanır. Dolayısıyla banka kişinin borcunu ödeyebileceğine krediyi çeken ise işinde başarılı olmak için diğer insanlara güvenmek zorundadır (Harrari, 2018, s. 302-310). Bu sistem her ne kadar kâğıt üzerinde iyi gözükse bile insanlar arasında ekonomik eşitsizliğe ve sosyal sınıf farklılıklarına yol açar. Çünkü mevcut paranın dağıtımında her zaman büyük eşitsizlikler söz konusudur. Bu durum paraya sahip kişilerin daha iyi sağlık hizmeti almasını sağlarken diğerlerinin çok daha kötü koşullarda yaşamasına neden olur. Bununla birlikte zengin kişiler ekonomik düzeyi düşük olan kişilere kıyasla daha iyi beslenir, daha iyi eğitim alır ve hastalıklara karşı bilinçli hâle gelir. Aynı zamanda bu kişilerin hayat süresi uzar. Bu durum bir kısır döngü yaratır. Kişiler daha iyi koşullarda yetiştikçe ve eğitim aldıkça zenginleşme olasılığı artarken daha zengin hâle geldikçe de daha iyi koşullarda yaşama şansı artar. Yine de paranın insan sağlığı üzerinde yarattığı avantajlar reddedilemez. Paranın icadından önce takas yönteminde daha çok deniz kabukları ve buğday kullanılırdı. Ancak bir torba buğdayın kaç elma edeceği veya kaç kilo ete karşılık geldiği tamamen belirsizdi (Harrari, 2018, s. 178-183). Para bu belirsizliği ortadan kaldırmakla beraber küresel çapta ticaretin önünü açtı. Para sayesinde ülkeler birbirleriyle ticaret yapabildi ve insanlar kendi topraklarında yetişmeyen protein, lif ve mineral bakımından zengin yiyeceklere ulaşabildi. Bu yüzden paranın icadının beslenme üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak, bu çalışmada tarihsel süreç boyunca insan sağlığını ve davranışlarını etkileyen küresel çapta olaylar evrimsel bakış açısından değerlendirilmiştir. Bu olaylar; ateşin keşfi, tarım devrimi, din, kültür ve paradır. Elbette sanayi devrimi, savaşlar, bilimin ilerleyişi gibi birçok faktör daha insan sağlığını ve davranışlarını tarih boyunca şekillendirmiştir ancak araştırmacı tarafından en önemlileri olarak görülen birkaçı ele alınmıştır.

 

Kaynaklar

 

 

Aydos, K. (2013). İpler spermin elinde. Gelişimsel Üreme ve Seksüel Biyoloji Dergisi, 189-194.

Çetinkaya, H., Dural S. ve Gülbetekin E. (2010). Örtük Yumurtlama hipotezinin kadında adet döngüsüne bağlı yüzsel simetri değişmeleri kapsamında incelenmesi. Türk Psikoloji Dergisi, 25(66), 1-16.

Dural, S., Çetinkaya, H., Can, S., Kaya, A. G. ve Hünler, O. S. (2014). Heteroseksüel ve homoseksüel aldatılmaya verilen tepkilerde gözlenen cinsiyet farklılıklarının incelenmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 15(1), 15-23.

Harrari, Y. N. (2018). Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens insan türünün kısa bir tarihi. (E. Genç, Çev.). İstanbul: Kolektif Kitap Yayınevi.

Karslı, Y. (2017). İşbirliği yolunda: İnsan iletişiminin evrimsel hikayesi. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 37(1), 83-88.

Keçe, C. (2017). Aldatan ve aldatılan bir toplum haline geldik! Erişim adresi: https://www.cised.org.tr/basin/385/aldatan-ve-aldatilan-bir-toplum-haline-geldik

Özgökman, F. (2015). Evrimsel ahlak ve eleştirisi. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi (FLSF), 19, 153-173.

 

Leave a Comment