ONTO

Online Psikoloji Dergisi

Modüler Zihin Yaklaşımı ve Psikolojinin Değişen Epistemolojisi


Sezer Rengiiyiler
Ege Üniversitesi
Psikoloji Böl. Öğrencisi
 

Modüler Zihin Yaklaşımının Kökenleri

 

Modüler zihin yaklaşımının izlerini, Descartes (2014) ve Kant’ın (2008) felsefi sistemlerinde görebilmek oldukça mümkündür. Her ne kadar bu iki filozofun bıraktıkları miras, modern bilim ve onun ayrılmaz unsuru olan tümevarımsal akıl yürütme ile modüler zihin yaklaşımının tarihsel bağını incelemeye teşvik etse de, böyle bir girişim modülarite kavramının modern psikoloji içindeki anlamını kavramaktan uzaklaşmaya sebep olacaktır. Bu bağlamda, derleme boyunca inceleme odağını modern psikolojinin sınırları içerisinde tutmak amaçlanmıştır.

Modüler zihin yaklaşımının yükselişini, bilişsel devrimin gerçekleşmesi ve evrimsel psikolojinin kurumsallaşmasıyla tarihlendirmek mümkün olsa da, Jerry Fodor’un yayımladığı The Modularity of Mind (Fodor, 1983) kitabı psikolojideki paradigmatik değişimin habercisi olarak göze çarpmakta ve kronolojik bir kesinlik sağlamaktadır. Lakin, başlangıç noktasını Fodor olarak kabul etmek, 1983 öncesinde yaşanan ve modern psikolojiyi derinden sarsan gelişmeleri yok saymamıza ve modüler zihin yaklaşımının modern psikoloji içindeki izlerini kaybetmemize neden olacaktır.

Thomas Kuhn, kült eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nda (2015) bilimsel disiplinlerin içerisindeki paradigma değişimi süreçlerinin oldukça sancılı olduğunu ortaya koyar. Keza, psikoloji tarihindeki iktidarını uzun yıllar boyunca koruyan davranışçılığın epistemolojik yıkımı da yoğun çatışmalar sonucunda gerçekleşmiştir ve modüler zihin yaklaşımı tam olarak bu çatışmaya içkindir. Davranışçılığın hâkim epistemolojisine yöneltilen eleştiriler, paradigmatik bir değişimin yolunu açmıştır. Şimdi, modüler zihin yaklaşımını önceleyen ve davranışçılığın sonunu getiren bu eleştirilerden en önemlileri aktarılacaktır: Chomsky’nin Doğalcı (Nativist) Dil Teorisi ve Garcia ve Koelling’in (1966) sıçanlarda tat kaçınması deneyi.

Noam Chomsky’nin Doğalcı Dil Teorisi

Davranışçılar, çocukların, dili tıpkı matematik bilgisini öğrendikleri gibi edimsel koşullama ilkelerinin sonucu olarak öğrendiklerini varsaymaktaydılar. Bu bağlamda, çevre (ör: anne-babanın pekiştireçleri ve cezaları) dilin öğrenilmesindeki yegâne etmendir. Ayrıca davranışçılar, dil ve zekâ gelişimini birbirine paralel süreçler olarak ele almışlardır (Bayırlı, 2009).

Chomsky (1959), radikal eleştirileriyle bizzat Skinner’ı da (akt. Bjorklund, 2011) hedef alarak, uyaran-pekiştireç zincirleriyle dilin edinildiğine ikna olmak için hiçbir kanıt olmadığını belirtmiş ve kendi doktrinini ortaya koymuştur. Chomsky’e göre dil edinimi, kültürel bir olgu olmaktan çok doğuştan gelen biyolojik bir yetenektir ve her ne kadar yüzeysel olarak bakıldığında (surface-structure) diller birbirlerinden farklı görünseler de, derin katmanlarında (deep-structure) türümüze özgü nörofizyolojik ortaklıklar taşımaktadırlar (Bayırlı, 2009). Bu bağlamda, tüm insanların zihninde Dil Edinim Aygıtı (Language Acquisition Device) adlı ve dil yeteneklerinden sorumlu özelleşmiş bir fonksiyonel yapı bulunmaktadır.

Chomsky, çocukların dili otomatik bir biçimde ve ustalıkla nasıl öğrendiğini açıklamak için ise doğuştan getirilen Evrensel Gramer’in (Universal Grammar) varlığını öne sürmüştür. Evrensel Gramer, dil edinimini kolaylaştıran primitif bir yapıdır. Kuhl ve ark. (2007), 6000’den fazla dildeki fonemleri algılayabilen bebeklerin, ‘dünya vatandaşları’ olduklarını belirterek, Chomsky’nin savlarını desteklemişlerdir. Ayrıca, Wernicke ve Broca gibi beyin bölgelerinin dili anlamlandırma ve konuşma gibi fonksiyonlar için özelleşmiş olmaları, mental retardasyon hastalarının dil gelişimlerinde bir yetersizlik olmayışı (Pinker, 2003) gibi pek çok bulgu, dil gelişiminin modüler bir yapıda olduğunu destekler niteliktedir. Böylece Chomsky, modüler zihin yaklaşımının temellerini atmış ve zihinde alana özgü fonksiyonel yapılar bulunduğunun (dil, görsel sistem, yüz tanıma vs.) altını çizmiştir.

Garcia ve Koelling’in Tat Kaçınması Deneyi (1966) ve Etkileri

Karşılaştırmalı psikoloji ekseninde davranışçılığa yöneltilen eleştiriler ve sonrasında yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler psikolojinin sınırlarını aşmış ve etoloji, bilişsel bilim gibi pek çok alanın kapsamına dahil olmuştur. Etkisi bu denli geniş bir epistemik kopuşu yalnızca bir çalışmayla betimleyebilmek makul gözükmese de, Garcia etkisinin modüler zihin yaklaşımının evrimine sunduğu katkı oldukça aydınlatıcıdır.

Yeryüzündeki tüm davranışları tek bir öğrenme mekanizmasına atfeden davranışçılığın epistemolojik pozisyonu, kullandıkları eşpotansiyellik (equipotentiality) kavramında aşikardır. Bu kavram, tüm pekiştireçlerin bütün türlere eşit derecede etki edeceğini ifade eder (Silverman ve Choi, 2015). Bu bağlamda, öğrenme evrenseldir ve uygun pekiştireçler verildiğinde bir güvercin, şempanzenin gösterdiği tüm edimleri sergileyebilir. Oysaki Garcia ve Koelling’in (1966) çalışması, davranışçılığı hiç olmadığı kadar köşeye sıkıştırmıştır. Bu çalışma, sıçanların farklı uyaranlara aynı tepkiyi vermediğini ve türlerin kendilerine özgü biyolojik donanımlarında hazırlıklı oldukları koşullu uyaran-koşulsuz uyaran (CS-US) bağlantıları bulunduğunu ortaya çıkarmıştır (Alıcı, 2018). Sonuç olarak, evrensel öğrenme mekanizmaları çökmeye başlamış ve doğuştan gelen özelleşmiş öğrenme yetilerinin varlığı kanıtlanmıştır.

Garcia etkisi, etolojinin ve evrimsel bilişin yükselişini tetikleyerek, psikolojideki paradigma değişimini öncelemekle kalmamış, pek çok disiplindeki insan-merkezci algıyı da yıkmıştır. Zira evrimin, bilişsel süreçleri, türlerin ihtiyaçlarına göre adapte olmaya yönelttiği ve her organizmanın uyum başarısını artırmak adına ihtiyacı olan şeyleri öğrenme itkisine sahip olduğu kabul edilmiştir (de Waal, 2017). Artık, yarasaların insana-özgü bir dil yetenekleri olmaması ile insanların yarasalara-özgü ekolokasyon yeteneklerinin olmaması arasında niteliksel hiçbir fark olmadığı anlaşılmıştır.

Lorenz ve Tinbergen gibi öncü araştırmacıların da katkılarıyla, karşılaştırmalı psikolojideki bu değişim, tüm bilişsel süreçlere modüler ve türe özgü özelleşmiş fonksiyonlar biçiminde bakılması gerektiği fikrini tetiklemiş ve zihnin çevre karşısında edilgen bir konumda olduğu anlayışını yerle bir etmiştir.

Psikolojinin Değişen Epistemolojisi   

Doğalcı Dil Teorisi ve Garcia Etkisi’nin, modüler zihin yaklaşımının kökenlerini barındırdığını açıklığa kavuşturduktan sonra, psikolojideki epistemolojik değişimin izlerini sürmenin sırası gelmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, modüler zihin yaklaşımı psikolojideki paradigmatik geçişin tam merkezindedir ve tahmin edilebileceği gibi, psikolojinin her alanı bu dönüşümden etkilenmiştir. Dolayısıyla, bu yaklaşımın ne olduğu ya da ne olmadığına dair kesin ve genelgeçer çerçeveler çizmek oldukça hatalı bir tutum olacaktır. Modüler zihin yaklaşımı, belirli bir bilim cemaatinin ortaklaşa paylaştığı inançlar, değerler ve araçlar bütünü olmaktan çok uzaktır ve multi-disipliner bir temel üzerine oturmaktadır.

Günümüzde biyologlar, psikologlar, bilişsel bilimciler, antropologlar ve felsefeciler modüler zihin yaklaşımını temel alarak kendi bilgilerini üretmektedirler (Hirschfeld ve Gelman, 1994). Yalnızca psikoloji bilimi incelendiğinde bile zihin kuramı (Leslie, 1994), ahlaki inançlar (Premack ve Premack, 1994), yüz tanıma (Kanwisher, 2000) ve sayı temsilleri (Spelke ve Kinzler, 2007) gibi pek çok konuda modüler zihin yaklaşımının etkileri görülebilmektedir. Bu bağlamda, derlemenin kalan bölümünde psikolojinin iki farklı alanı temel alınacak ve modüler zihin yaklaşımının günümüz psikolojisinde nasıl kavramsallaştırıldığına dair bir çerçeve çizilmeye çalışılacaktır. Böylece, modüler zihin yaklaşımının, farklı alanların ürettiği bilgi kapsamında değişip dönüşebilir nitelikte olduğu, ancak özünü koruduğu gözler önüne serilecektir.

Evrimsel Psikoloji ve Modüler Zihin Yaklaşımı

William James, Evrimsel Psikoloji terimini ilk kez 1890 yılında Psikolojinin İlkeleri kitabında kullanmış ve bir gün psikolojinin evrim teorisini temel alacağını öngörmüştür (akt. Schultz ve Schultz, 2007). Bu gelişmeler, Avrupa merkezli yapısalcı psikolojinin, Amerikan merkezli işlevselci psikolojiye dönüşmekte olduğunu ve zihnin ne işe yaradığının analizini yapma zamanının geldiğini göstermiştir. Zeitgeist değişiyor ve evrimsel psikolojinin kuramsal kökenleri belirleniyor olsa da, gerekli atılım için bilişsel devrime ve sosyobiyoloji akımının katkılarına ihtiyaç duyulmuştur, zira insanın bir bilgi-işleme cihazı olduğunun kabul edilmesi evrimsel psikolojinin öncülüdür. Lakin, evrimsel psikologlar, insanın bilgi-işleme kapasitesinin kaynağı ve amacının ne olduğunun, bilişsel devrim sonrasında gözardı edildiğini savunmuşlardır (Buss, 2015). Bu argümantasyon, bilgi-işleme ve problem çözme üzere tasarlandığı ileri sürülen insan zihni modeliyle, modüler zihin yaklaşımının birleştiği noktayı temellendirmektedir.

Geniş bir perspektiften bakıldığında, evrimsel psikoloji ve bilişsel psikolojinin bütünleşmesi kaçınılmazdı, zira türümüzün bilişsel mimarisinin oluşumundaki nedensel süreçleri yok saymak mantıklı bir yaklaşım değildir (Cosmides ve Tooby, 1994). Evrimsel psikoloji, insan zihninin belirli bir alan için uzmanlaşmış özel mekanizmalardan (modüllerden) oluştuğunu ve bu modüllerin her birinin avcı-toplayıcı atalarımızın karşılaştıkları seçilim baskılarına bir cevap olarak ortaya çıktığını öne sürerek özgün bir katkı sunmaktadır (Elgin, 2009). Bu kavramsallaştırmaya göre, insan zihni, atasal popülasyonlarımızın karşılaştığı uzun süreli adaptif problemleri çözmek üzere desenlendiğinden, olası tüm koşullardaki tüm problemleri çözmeye yönelik bir fonksiyonu olmamalıdır, çünkü atalarımız olası tüm koşullardaki tüm problemler ile karşılaşmamışlardır.

Dolayısıyla evrimsel psikologlar, bilişsel mimarimizin, Pleistocene (pleistosen) dönemindeki avcı-toplayıcı hominidlerin rastlaştığı problemlerin ötesindeki problemleri içeren genel-amaçlı (domain-general) bir mekanizma olamayacağını savunmaktadırlar. Farklı adaptif problemler farklı çözümler gerektirdiğinden hızlı, etkili ve güvenilir çözümler sunan alana-özgü (domain-specific) fonksiyonel birimlerin evrimleşmiş olmasının daha akla yatkın olduğunu iddia etmektedirler (Cosmides ve Tooby, 1994).

Şimdi, evrimsel psikologların söz konusu modülleri nasıl kavramsallaştırdıkları test ettikleri ünlü bir çalışma baz alınarak örneklendirilecektir. Cosmides (1989), insanlarda sosyal değişim durumlarında hileciyi-bulma (cheater-detection) modülünün evrimleşmiş olduğunu, zira evrimsel süreç boyunca olası hilecileri tespit etmenin uyum başarısını artırdığını öne sürmektedir. Wason Seçilim Kartı Testi’nin kullanıldığı deneyde, koşullu önermelerle ilgili kural ihlallerini tespit edemeyen katılımcıların çoğunun, sorunun mantıksal yapısı aynı kalsa da, soru sosyal değişme durumlarında ortaya çıkabilecek hilecilerle ilgili olduğunda, aynı koşullu önerme ihlallerini kolaylıkla, hızlı ve doğru bir biçimde tespit edebildiklerini saptamıştır. Bu bağlamda, zihnin genel bir problem-çözücü olmasının mümkün olmadığı, zira katılımcıların mantıksal olarak özdeş olan ve yalnızca içeriği farklılaşan problemlerde aynı performansı göstermedikleri ileri sürülmüştür.

Evrimsel psikoloji literatüründe, hileciyi-bulma modülüne benzer bir biçimde, spesifik bir alandaki problemi çözmek için etkili olan ve diğer alanlardan gelen enformasyonlara kapalı olan pek çok modül tanımlanmıştır. Ensestten kaçınma (Erickson, 1993), eş seçimi (Buss, 2015), koalisyonların tespiti (Kurzban, Tooby ve Cosmides, 2001), akrabalık temelinde diğerkamlık (Hamilton, 1964) ve daha pek çok özelleşmiş modülün, tüm insan topluluklarında mevcut olduğu evrimsel psikologlar tarafından dile getirilmektedir. Sonraki bölümde, modüler zihin yaklaşımının gelişim psikolojisi literatüründe kendisine nasıl yer bulduğuna değinilecektir.

Gelişim Psikolojisi ve Modüler Zihin Yaklaşımı

Gelişim psikolojisi, son 20 yılda evrim teorisinin etkileri sonucunda epistemolojik bir dönüşüm geçirmiştir. Gelişim psikologları, inceledikleri fenomenleri adaptasyonist bir bakış açısıyla ele almaktadır ve evrimsel gelişim psikolojisi adı verilen çalışma alanı, doğum öncesi gelişimden bilişsel gelişime kadar geniş bir yelpazedeki konuları kapsamaktadır (Bjorklund, 2011). Araştırmacıların, öncü gelişim psikolojisi kuramlarını yeniden ele aldıkları ve modüler zihin yaklaşımının değerli bir kuramsal model sunduğu görülebilmektedir. Bu bağlamda, bilişsel gelişim literatüründen bahsetmek oldukça bilgi verici olacaktır.

Bilişsel gelişimdeki sınırlılıklar (constraints) kavramı, gelişim psikologları için son derece önem arz etmektedir. Sınırlılık kavramı, insan bilgi-işleme cihazının gelişiminde spesifik bilgi türlerini işlemeye yatkınlık olduğunun altını çizmektedir ve söz konusu sınırlılıklar, bebeğin/çocuğun bilgi edinimini mümkün kılmaktadır. Buradan hareketle, gelişim psikologları, öğrenmenin rastgele bir süreç veya tamamen esnek bir yapıda olmadığını ve bebeğin/çocuğun birtakım bilgi türlerini edinmeye hazırlıklı olduğunu iddia etmektedirler (Bjorklund, 2011).

David Geary (2005) tarafından kavramsallaştırılan bilgi-işleme modülleri, modüler zihin yaklaşımının bilişsel gelişim araştırmalarındaki karakteristiğini gözler önüne sermektedir. Bu modüller, bebeğin/çocuğun işlemlemeye doğal olarak meyilli olduğu farklı bilgi alanlarıdır ve her bir bilgi alanı içerisinde farklı fonksiyonel birimler bulunmaktadır (ör: dil, zihin kuramı, iç grup-dış grup ayrımı, alet kullanımı, flora ve fauna temsili).            

David Geary’nin perspektifine benzer bir biçimde, Elizebeth Spelke öncülüğündeki birçok araştırmacı, bebeklerin doğuştan getirdikleri öz-bilgilere (core knowledge) sahip olduklarını savunmaktadırlar (Spelke ve Kinzler, 2007). Bu bilgi sistemlerinin, evrimsel süreç boyunca doğal seçilim tarafından şekillendirildiği ve ikincil olarak edinilen esnek kültürel yeteneklerin temelini oluşturdukları öne sürülmektedir (Spelke, 2000). Spelke ve Kinzler’a göre (2007) bebekler, türümüze özgü bir biçimde hazırlıklı oldukları ve deneyim sonucunda uzmanlaştıkları nesne sürekliliği, sayıların ve sıraların temsil edilmesi, diğer insanlara yönelik çıkarımlar yapılması gibi pek çok öz-bilgi donanımına sahiptir.

Sonuç

Modüler zihin yaklaşımı evriminin incelenmesi, modern psikolojideki paradigmatik değişimin boyutlarını kavramak açısından önemli kesitler sunmaktadır. Derleme boyunca, modüler zihin yaklaşımını önceleyen gelişmelerin, davranışçılık sonrası yönünü bulmaya çalışan psikolojiye nasıl kılavuzluk ettiği özetlenmiş ve modüler zihin yaklaşımının, değişen Zeitgeist ve psikoloji ile nasıl bütünleştiği örneklendirilmiştir.

Thomas Kuhn (2015), olağan bilim faaliyetleri sırasında çözülemeyen araştırma problemlerinin, aykırılıklara ve bunalımlara neden olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, nasıl onlarca yıl boyunca psikoloji bilimindeki iktidarını koruyan davranışçılık için geçerli olduysa, giderek daha fazla araştırmacının ilgisini çeken modüler zihin yaklaşımı için de geçerlidir. Nitekim modüler zihin yaklaşımı, psikolojinin farklı disiplinlerinden son derece sistematik ve sofistike eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu eleştiriler arasında, modüllerin birbirlerinden gelen enformasyonlara kapalı olmalarının ne derece makul olduğu ve çevresel koşullarla nasıl etkileştikleri (Hirschfeld ve Gelman, 1994), evrimsel psikologların öne sürdükleri gibi insan zihninde yüzlerce özelleşmiş fonksiyonel yapı bulunmasının mümkün olup olmadığına yönelik argümantasyonlar (Elgin, 2009) öne çıkmaktadır.

Psikoloji tarihi ve daha geniş bir perspektiften bakıldığında bilim tarihi göstermiştir ki, Zeitgeist’ı takip etmek ve bilimsel gelişmeleri çok boyutlu yapısıyla değerlendirmek en sağlıklı tutum olacaktır. Böylece, modüler zihin yaklaşımının psikoloji tarihi içinde katedeceği yolun ve tetikleyebileceği gelişmelerin izini sürmek, ufuk açıcı ve heyecan verici bir serüvene dönüşecektir.

 

Kaynaklar

Alıcı, T. (2018). Öğrenmenin bilimsel temelleri. İstanbul: Palme Yayıncılık.

Bayırlı, K. İ. (2009). Dilin Evrimi. Cogito-Darwin Devrimi: Evrim60(61), 309-331.

Bjorklund, D. F. (2011). Children's thinking: Cognitive development and individual differences. Sage Publications

Buss, D. (2015). Evolutionary psychology: The new science of the mind. USA: Psychology Press.

Chomsky, N. (1959). Review of B. F. Skinner’s Verbal Behavior. Language, 35, 26-129.

Cosmides, L. (1989). The logic of social exchange: Has natural selection shaped how humans reason? Studies with the Wason selection task. Cognition, 31, 187- 276.

Cosmides, L., ve Tooby, J. (1994). Origins of domain specificity: The evolution of functional organization. In Hirschfeld, L. A., & Gelman, S. A. (Ed.), Mapping the mind: Domain specificity in cognition and culture. Cambridge University Press.

De Waal, F. (2017). Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz? (A. B. Kaya, Çev.) İstanbul: Metis Yayınevi.

Descartes, R. (2014). Yöntem Üzerine Konuşma. (Ö. Doğan, Çev.) Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Elgin, M. (2009). “İnsan Nedir?” Sorusu Evrim Teorisi Çerçevesinde İşlenebilir mi?. Cogito-Darwin Devrimi: Evrim60(61), 283-298.

Erickson, M. T. (1993). Rethinking Oedipus: an evolutionary perspective of incest avoidance. The American journal of psychiatry150(3), 411.

Fodor, J. A. (1983). The modularity of mind. Cambridge: MIT Press

Garcia, J., ve Koelling, R. A. (1966). Relation of cue to consequence in avoidance learning. Psychonomic science4(1), 123-124.

Geary, D. C. (2005). The origin of mind: Evolution of brain, cognition, and general intelligence. American Psychological Association.

Hamilton, W. D. (1964). The genetical evolution of social behaviour. II. Journal of theoretical biology7(1), 17-52.

Hirschfeld, L. A., ve Gelman, S. A. (1994). Toward a topography of mind: An introduction to domain specificity. In Hirschfeld, L. A., & Gelman, S. A. (Ed.), Mapping the mind: Domain specificity in cognition and culture. Cambridge University Press.

Kant, I. (2008). Pratik Usun Eleştirisi. (İ. Eyüboğlu, Çev.) İstanbul: Say Yayınları.

Kanwisher, N. (2000). Domain specificity in face perception. Nature neuroscience3(8), 759.

Kuhl, P. K., Andruski, J. E., Chistovich, I. A., Chistovich, L. A., Kozhevnikova, E. V., Ryskina, V. L., … ve Lacerda, F. (1997). Cross-language analysis of phonetic units in language addressed to infants. Science277(5326), 684-686.

Kuhn, T. S. (2015). Bilimsel Devrimlerin Yapısı. (N. Kuyaş, Çev.) İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Kurzban, R., Tooby, J., ve Cosmides, L. (2001). Can race be erased? Coalitional computation and social categorization. Proceedings of the National Academy of Sciences98(26), 15387-15392.

Leslie, A. M. (1994). ToMM, ToBY, and Agency: Core architecture and domain specificity. In Hirschfeld, L. A., & Gelman, S. A. (Ed.), Mapping the mind: Domain specificity in cognition and culture. Cambridge University Press.

Pinker, S. (2003). The language instinct: How the mind creates language. Penguin UK.

Premack, D., ve Premack, A. J. (1994). Moral belief: Form versus content. In Hirschfeld, L. A., & Gelman, S. A. (Ed.), Mapping the mind: Domain specificity in cognition and culture. Cambridge University Press.

Schultz, D. P., ve Schultz, S. E. (2007). Modern Psikoloji Tarihi. (Y. Aslay, Çev.) İstanbul: Kaknüs Yayınları

Silverman, I., ve Choi, J. (2015). Spatial Navigation and Landscape Preferences. In Zeigler-Hill, V., Welling, L. L., & Shackelford, T. K. (Ed.), Evolutionary perspectives on social psychology. (pp. 225-245). Springer International Publishing Switzerland.

Spelke, E. S. (2000). Core knowledge. American psychologist55(11), 1233-1243.

Spelke, E. S., ve Kinzler, K. D. (2007). Core knowledge. Developmental science10(1), 89-96.

Leave a Comment