ONTO

Online Psikoloji Dergisi

Psikolojik Şiddet, Erkeklik ve Namus Kültürü


Mete Sefa Uysal
Araş. Gör.

Psikolojik şiddet, gerek akademi dünyasında gerek kanun koyucular arasında görmezden gelinen ve şiddet biçimleri arasındaki görünmezliği ve üveyliğiyle öne çıkan bir şiddet türüdür. Psikolojik şiddete yönelik araştırmalar ve bilgi birikimi artıyor olsa da, psikolojik şiddete yönelik genel bir kayıtsızlık durumu hâlen söz konusu. Bunun art alanında yatan temel neden; erkin, bu konudaki bilgisizliği veya kuramsal zemindeki anlaşmazlıklardan çok, psikolojik şiddeti görmezden gelip, fiziksel ve cinsel şiddeti marjinalleştirerek, kadına yönelik şiddetin bir iktidar mekanizması olduğu gerçeğini silikleştirme çabasıdır. Hâliyle ana akım psikoloji,  psikolojik şiddete yönelik sistematik ve bilinçli kayıtsızlığını sürdürerek; iktidar mekanizmaları ise erkeklik tanımlarını bazen dine, bazen etnik kökene bazen de sadece erkeğin bitmek bilmez erkeklik ispatı gerekliliği ve bunun doğurduğu kaygıya göre düzenleyerek psikolojik şiddeti bir ilişki normu hâline getirmektedir. 
 

Türkiye genelinde yapılan büyük örneklemli araştırmalar kadına yönelik şiddet türleri içerisinde psikolojik şiddetin %44 görülme sıklığı ile en yaygın şiddet türlerinden biri olduğunu (Jansen, Yüksel ve Çağatay, 2009; Yüksel-Kaptanoğlu ve Çavlin, 2015), kadının eylem ve aktivitelerini kontrol etmeye yönelik davranışlar da dahil edilirse bu oranın %70’lere kadar çıkabildiğini göstermektedir (Jansen ve ark., 2009). Uluslararası literatüre baktığımızda ise farklı ülkelerde yapılan çalışmalar psikolojik şiddetin fiziksel şiddetten daha yaygın olduğu yönünde tutarlı sonuçlar vermiştir (örn., Black ve ark., 2011; Hines ve Saudino, 2003; Ludermir, Schraiber, D’Oliveira, França-Junior ve Jansen, 2008; Selic, Pesjak ve Kersnik, 2011; Straus, 2004). Psikolojik şiddetin en sık rastlanılan şiddet türü olmasının yanında olumsuz çıktıları da psikolojik şiddete yönelik ilginin artması gerekliliğinin bir diğer kanıtlarındadır. Psikolojik şiddet ve fiziksel şiddetin sonuçlarını karşılaştıran ilk araştırmalardan birisi Folingstad ve arkadaşlarının (1990) çalışmasıdır. Katılımcıların %72’si psikolojik şiddeti, fiziksel şiddetten daha olumsuz olarak görmektedir. Fiziksel şiddet kişinin bedenini hedef alırken, psikolojik şiddet özellikle kişinin duygusal iyilik hâlini veya benliğini hedef almaktadır (Murphy ve Hoover, 1999). Bununla uyumlu olarak, klinik çalışmalar psikolojik şiddetin akıl sağlığı ile yakından ilişkili olduğuna işaret etmektedirler (Ludermir ve ark., 2008). Tekil psikolojik rahatsızlıkları konu alan çalışmalar, psikolojik şiddetin depresyon (Hazen, Connelly, Soriona ve Landsverk, 2008; Jordan, Campbell ve Follingstad, 2010; Mechanic, Weaver ve Resick, 2008), travma sonrası stres bozukluğu (Mechanic ve ark., 2008; Street ve Arias, 2001), kaygı bozukluğu (Baldry, 2003; Pico-Alfonso ve ark., 2006), bilişsel bozulmalar (Staight, Harper ve Arias, 2003) ve intihar düşünceleri (Pico-Alfonso ve ark., 2006) ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bunlar dışında psikolojik şiddetin iki önemli çıktısı vardır ki daha geniş çerçevede iktidarın ve ana akım psikolojinin psikolojik şiddete kayıtsızlığının nedenleri ile ilgili çok şey söylemektedir: İlki, psikolojik şiddetin fiziksel şiddeti öncelemesidir. Murphy ve O’Leary’nin (1989) partner şiddetinin etiyolojisine ilişkin yaptığı boylamsal çalışma, psikolojik saldırganlığın fiziksel saldırganlığın habercisi olduğunu ortaya koymuştur. Eşlerin psikolojik saldırganlık puanları daha sonra fiziksel saldırgan davranışlara başlamalarını yordamıştır (hem kadın hem erkek için). İkincisi ise psikolojik şiddet gören kadınların, önündeki olasılıkları ve elindeki imkânları görmekte güçlük yaşayabilmesi ve ilişkiyi sonlandırmak için gerekli olan kaynakları algılamakta zorluk çekebilmeleridir (Sackett ve Saunders, 1999). Örneğin, Follingstad ve Rogers (2012) aşırı düzeylerde psikolojik şiddete maruz kalan kadınların problemli ilişkilerinin, az düzeyde psikolojik şiddet gören kadınlara kıyasla ortalama dört yıl daha uzun sürdüğünü gözlemişlerdir.

Yukarıdaki veriler şu soruyu akıllara getirmektedir: En yaygın yaşanan, en yıkıcı olan, diğer şiddet türlerinin yolunu açan ve kadını çözüm aramadan mahrum bırakıp tepkisiz bir duygusal duruma sokarak kendi kendini doğuran bir şiddet türü nasıl ve neden en az çalışılan, en az konuşulan ve de en az sorunsallaştırılan şiddet türü olmaktadır? Buna çok çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak uluslararası anlamda erkeklik inşası, coğrafyamız özelinde de namus kültürü psikolojik şiddetin normalleştirilmesi hususunda en öne çıkan ve konuşulması gereken konulardandır.

Erkeklik ile ilgili doğru bildiğimiz pek çok yanlış vardır. Erkeklik, statik ve zamansız değildir; tarihseldir. Erkeklik, içsel bir özün dışavurumu değildir; sosyal olarak inşa edilir. Erkeklik, biyolojik yapımız sebebiyle bilinçli olarak ortaya çıkan bir şey değildir; kültür tarafından yaratılır. Erkeklik evrensel değildir; farklı zamanlarda farklı yerlerde farklı kişiler için farklı anlamları vardır. Erkeklik ispatlanmalı, sorgulanmalı, ispatlanmalı ve tekrar ispatlanmalıdır.  Değişmez, katı ve nihayetinde anlamsız bir kanıt arayışı. 

Nasıl erkek olunması gerektiğini, kültür tarafından kurulmuş bir takım diğerleri tanımlarına  (etnik azınlıklar, cinsel/cinsiyet kimliği farklı olanlar, kadınlar vb.) karşıtlıklar üzerinden öğreniriz. Dahası erkeklik tanımları da pek çok sosyal-psikolojik değişken gibi politik bağlamdan ayrı düşünülemez. 1800'lerin ortalarında ortaya çıkan ve literatürde Piyasa Erkekliği (Kimmel, 1997) olarak tanımlanan, günümüz erkekliğinin nüvelerini gördüğümüz erkeklik biçimi,  kimliğini tamamen kapitalist piyasa ekonomisinden ve maddi varlığından, statüsünden ve gücünden alır. Piyasa erkekliği kanıt gerektiren erkeklik türüdür ve başarının ispatı olarak maddi kaynakların kazanımını gerektirir. Ayrıca kendini diğerlerinin -kadınlar, beyaz olmayan erkekler, yerli olmayan erkekler, eşcinsel erkekler- dışlanması ile var eder. Piyasa erkeğinin, modern dünyanın iktidar tescilli resmi erkekliğine dönüşümü ise trajik bir öyküdür: Maskulen olamamanın kronik korkusu, duygusal boşluk ve cinsiyetlenmiş bir öfke. Piyasa erkekliği, modern erkekliğinin normatif tanımıdır ve modern erkeğin saldırganlık, yarışmacılık ve kaygı gibi temel özelliklerini tanımlar. Kapitalist piyasa ise erkekliğin sınandığı arenadır. Hâliyle kadınların, heteroseksüel olmayan erkeklerin, heteroseksüel olduğu hâlde feminen olan erkeklerin, erkekliğin resmi paralel ideolojik ortağı olmayan etnik köken, ırk ve politik görüşlerin kapitalist piyasadan, kamusal alanlardan ve iş dünyasından kararlı bir biçimde dışlanmalarının nedenlerinden birisi budur. Görüldüğü üzere tüm erkeklikler eşit yaratılmamaktadır veya yaratılan tüm erkeklikler toplumda eşit değer görmemektedir. Baskın kültür; beyaz, orta sınıf, orta yaşlarının başında, heteroseksüel erkekliği daha değerli görmektedir. Hegemonik erkeklik dediğimiz bu erkeklik, psikolojik değerlendirmelerde, sosyolojik araştırmalarda ve genç erkeklere ”gerçek erkek” olmak adına verilen tavsiyelerde standardı belirlemektedir. Robert Brannon (1976), erkekliğin inşasını dört kısa ve öz aşamada özetlemiştir:

  1. «Kadınsı şeyler yok!» Birazcık bile olsa feminenliği çağrıştıracak hiçbir şey yapılmamalı. Erkeklik, feminenliğin acımasız inkârıdır.
  2. «Büyük ol!» Erkeklik güç, başarı, varlık ve statü ile ölçülür.
  3. «Sağlam ol!» Erkeklik kriz durumlarında sakin ve güvenilir kalabilmeye bağlıdır.  Aslında erkeklik, hiç duygu göstermemektir. Erkekler ağlamaz!
  4. «Canlarına oku!» Cüretkârlık ve saldırganlık ile erkeksi özü dışarıya yansıt. Devam et. Riskler al.

Erkeklik daha çok diğer erkeklerin onaylamasıyla ilgilidir. Erkekler sürekli olarak diğer erkekleri izler, değerlendirir ve erkeklik alanına girişine izin verir veya vermez. Erkeklik, homososyal bir anlaşmadır. Kendimizi test ederiz, kahramanlıklar icra eder, riskler alırız ve tüm bunların hepsi diğer erkeklerin bizim erkekliğimizi tanıması içindir. Bu anlamda psikolojik şiddet kadını kamusal alanlardan dışlayarak bu homososyal anlaşmada üçüncü bir taraf olmasının önüne geçer. Dahası, kadının imkânlarını görmesinin önüne geçerek, kendi benliğinden şüphe ettirerek ve başka bir ilişki kipinin mümkün olmadığını her defasında hatırlatarak kadını ilişkiye, eve, "kutsal" aile kavramına, gerek edimin kendisiyle gerek sosyo-kültürel kullanımı (bkz. küfürler) ile cinsiyetçiliği tekrar tekrar üreten alternatifsiz geleneksel heteroseksüel cinsel pratiklere ve kamusal alanda bir verip özel alanda iki alan sosyal rol dinamiklerine hapis hâle getirmektedir. Bu yönüyle psikolojik şiddet, kuşkusuz iktidarın ve dolayısıyla modern erkekliğin elindeki en etkili silahlardan birisidir.

Coğrafyamız özelinde psikolojik şiddetin neden kasıtlı olarak görmezden gelindiği, bu kadar yaygın olduğu ve Türk aile yapısının resmi ilişki biçimi olduğu konusunda öne çıkan ve sorunsallaştırılması gereken kavram ise “namus” kavramıdır. Evrensel erkeklikten farklı olarak namus kültürü yalnızca psikolojik şiddeti ve korumacı cinsiyetçiliği değil, fiziksel şiddeti ve düşmanca cinsiyetçiliği de doğurmaktadır. Bunun nedenlerinin başında namus kavramının "iyi" kadını tanımlaması ve iyi kadına sahte ve göstermelik de olsa bir koruma ve imtiyaz paketi sunmasıdır. Dahası namus kültürlerinde ailenin onurunu, diğer bir deyişle kadının cinsel davranışlarını düzenlemek erkeğin ge­leneksel görevlerindendir. Eğer ailenin onurunu tehdit eden ya da aşağılayan durumlar ortaya çıkarsa erkek ai­lenin onurunu tekrar kazanmak için onarıcı kimi eylem­lerde bulunmak zorundadır (Bilgili ve Vural, 2011; Sa­kallı Uğurlu ve Akbaş, 2013; Sever ve Yurdakul, 2001). Tam da bu noktada "iyi" kadın tanımına uymayan kadınların cezalandırılması devreye girer. Burada önemli bir tehlike ve erkin elindeki bir diğer silah da, namus kültürü tarafından yapılan iyi kadın tanımı ve bu kadınlara uygun görülen görece imtiyazlı konum, kadınların, kadınlara gösterilen şiddeti meşrulaştırmasına neden olarak, hem şiddet gören için ikinci bir travma oluşturmakta hem de daha politik bağlamda potansiyel bir kadın mücadelesinin altını oymaktadır. Dahası diğer kültürlerden farklı olarak namus kültüründe ilişkinin bitmesi kadın üzerin­de bu baskı ve şiddetin bittiği anlamına gelmemektedir. Erkek ayrıldığı eşi ile de namus ilişkisini devam ettir­mekte, hatta kadının bedeni üzerinde hâlâ hak sahibi ol­duğunu düşünebilmektedir (Boyacıoğlu, 2016). Bunun bir yansıması olarak, Türkiye’de 2015 yılına kadar hiç araştırılmayan “ısrarlı takip” davranışlarından, “kendisi ile görüşmezse intihar edeceği, kadına veya yakın çevresine zarar vereceği” yönünde ölüm ve zarar verme tehditlerini içeren ısrarlı takip biçimlerini en çok uygulayanlar eski eş ya da er­kek arkadaşlardır (Yüksel-Kaptanoğlu ve Çavlin, 2015). Ayrıca kadın cinayetlerinde fail olma oranı en yüksek gruplardan biri yine eski eşler ve sevgililerdir. Namus kültürü, sonsuz ve bu denli yıkıcı bir kontrol ve tehdit mekanizması yaratmaya muktedir olduğu için, gerek akademide gerekse mücadele alanlarında üzerine ısrarla gidilmesi gereken bir üst yapıdır.

Görüldüğü üzere, psikolojik şiddet konusunda psikolo­ji alanının yönelmesi ve cevaplaması gereken pek çok soru ve sorun bulunmaktadır. Ancak bu noktada temel sorun, psikolojik şiddet ile ilgili kuramsal ve metodolojik eksiklerin çok ötesinde, daha özelde psikolojinin ve genelde Türkiye akademisinin yalnızca anlayan değil aynı zamanda değiştiren ve dönüştüren, en azından mücadele eden bir bilimsel anlayış geliştirememiş olmasında yatmaktadır.

Kaynaklar

Baldry, A. C. (2003). “Sticks and Stones hurt my bones but his glance and words hurt more”: The impact of psychological abuse and physical violence by former and current partners on battered women in Italy. International Journal of Forensic Mental Health, 2(1), 47–57.

Bilgili, N. ve Vural, G. (2011). Kadına yönelik şiddetin en ağır biçimi: Namus cinayetleri. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi, 14(1), 66-72.

Black, M. C., Basile, K. C., Breiding, M. J., Smith, S. G., Walters, M. L., Merrick, M. T., … Stevens, M. R. (2011). The national intimate partner and sexual violence survey (NISVS): 2010 summary report. Atlanta, GA: National Center for Injury Prevention and Control, Centers for Disease Control and Prevention.

Boyacığlu, İ. (2016). Dünden bugüne Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet ve Ulusal Kadın Çalışmaları: Psikolojik Araştırmalara Davet. Türk Psikoloji Yazıları, 19(Özel Sayı), 126-145.

Brannon, R. (1976). The male sex role and what is done for us lately. In The forty-nine percent of majority (1st ed.) (pp. 1-40). Reading MA: Addison-Wesley.

Follingstad, D. R. ve Rogers, M. J. (2012). Women experiencing psychological abuse: Are they a homogenous group? Journal of Agression, Maltreatment & Trauma, 21(8), 891–916.  

Follingstad, D. R., Rutledge, L. L., Berg, B. J., Hause, E. S. ve Polek, D. S. (1990). The role of emotional abuse in physically abusive relationships. Journal of Family Violence, 5(2), 107–120.

Hazen, A. L., Connelly, C. D., Soriona, F. I. ve Landsverk, J. A. (2008). Intimate partner violence and psychological functioning in Latina women. Health Care for Women International, 29(3), 282–299.

Hines, D. A. ve Saudino, K. J. (2003). Gender differences in psychological, physical, and sexual aggression among college students using the revised conflict tactics scales. Violence and Victim, 18(2), 197–217.

Jansen, H. A. F. M., Yüksel, İ. ve Çağatay, P. (2009). Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı. Türkiye’de kadına yönelik şiddet içinde (s. 45–69). T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara: Elma Teknik Basım Matbaacılık.

Jordan, C. E., Campbell, R. ve Follingstad, D. (2010). Violence and women’s mental health: The impact of physical, sexual, and psychological aggression. Annual Review of Clinical Psychology, 6(1), 607–628.

Kimmel, M., S. (1997). Toward a new psychology of gender. In Masculinity as a homophobia: Fear, shame, and silence in the construction of gender identity (pp. 223-244). Routledge New York.

Ludermir, A. B., Schraiber, L. B., D’Oliveira, A. F. P. L., França-Junior, I. ve Jansen, H. A. (2008). Violence against women by their intimate partner and common mental disorders. Social Science and Medicine, 66(4), 1008–1018.

Mechanic, M. B., Weaver, T. L. ve Resick, P. A. (2008). Mental health consequences of intimate partner abuse: A multidimensional assessment of four different forms of abuse. Violence Against Women, 14(6), 634–654.

Murphy, C., M. ve O'Leary, K. D. (1989). Psychological aggression predicts physical aggression in early marriage. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 57(5), 579–582.

Murphy, M. C. ve Hoover, S. A. (1999). Measuring emotional abuse in dating relationships as a multifactorial construct. Violence and Victims, 14(1), 39–53.

Pico-Alfonso, M. A., Garcia-Linares, M. I., Celda-Navarro, N., Blasco-Ros, C., Echeburua, E. ve Martinez, M. (2006). The impact of physical, psychological, and sexual intimate male partner violence on women’s mental health: depressive symptoms, posttraumatic stress disorder, state anxiety, and suicide. Journal of Women’s Health, 15(5), 599–611.

Sackett, L. A. ve Saunders, D. G. (1999). The impact of different forms of psychological abuse on battered women. Violence and Victims, 14(1), 105–117.

Sakallı-Uğurlu, N. ve Akbaş, G. (2013). Namus kültürlerinde “Namus” ve Namus adına kadına şiddet”: Sosyal psikolojik açıklamalar. Türk Psikoloji Yazıları, 16(32), 76-91.

Selic, P., Pesjak, K. ve Kersnik, J. (2011). The prevalence of exposure to domestic violence and the factors associated with co-occurrence of psychological and physical violence exposure: a sample from primary care patients. BMC Public Health, 11(1), 621.

Sever, A. ve Yurdakul, G. (2001). Culture of honor, culture of change: A feminist analysis of honor killings in rural Turkey. Violence Against Women, 7(9), 964-998.

Straus, M. A. (2004). Cross-cultural reliability and validity of the Revised Conflict Tactics Scales: A study of university student dating couples in 17 nations. Cross-Cultural Research, 38(4), 407–432.

Street, A. E. ve Arias, I. (2001). Psychological abuse and posttraumatic stress disorder in battered women: Examining the roles of shame and guilt. Violence and Victims, 16(1), 65–78.

Yüksel-Kaptanoğlu, İ. ve Çavlin, A. (2015). Kadına yönelik şiddet yaygınlığı. Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddet araştırması içinde (s. 81–122). Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Ankara: Elma Teknik Basım Matbaacılık.

Leave a Comment