Azınlık Gruplarda Toplumsal Aidiyet ve Kimlik Mücadelesi: Türkiye’den Örnekler
Kenan Alparslan
Muş Alparslan Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi
Toplumlar çeşitli kimlik özellikleri ve aidiyet bağlarıyla şekillenen karmaşık yapılar barındırır. Bu yapı içerisinde, bireylerin toplumsal aidiyet duygusu ve bu aidiyetlerle ilişkili kimlik mücadelesi önemli bir yer tutar. Toplumsal aidiyet ve kimlik mücadelesi, bireylerin kendi benliklerini tanımlamak, kabul etmek ve diğerleriyle ilişki kurmak için kullandıkları temel unsurlardandır. Bireyler çeşitli gruplardan gelen kimlikleri benimseyip, bu gruplara aidiyet duygusu geliştirerek kendi kimliklerini şekillendirirler. Ancak bu süreç her zaman sorunsuz ilerlemez; çünkü insanlar toplumsal aidiyet ve kimliklerinin farklılıklarını uzlaştırma mücadelesin-de çeşitli iç ve dış meselelerle boğuşur.
Azınlık[1] grupların kimlik inşası da toplumların ve kültürlerin çeşitliliğini yansıtan önemli bir sosyal ve psikolojik süreçtir. Bu süreç boyunca bir azınlık gruba üye insanlar kendi kimliklerini belirlemek, ifade etmek ve sürdürmek için çeşitli stratejiler geliştirirler. Onların aidiyet süreci sadece kendi iç dinamiklerinden değil, aynı zamanda etkileşim içinde oldukları çoğunluk gruptan ve toplumsal dinamiklerden de etkilenir. Azınlıklar genellikle kendilerini egemen çoğunluk grupla olan ilişkileri, onların toplumsal kabulleri ve diğer gruplarla etkileşimleri üzerinden tanımlarlar. Bu sırada yaşadıkları ayrımcılık, önyargı ve dışlanma gibi olumsuz deneyimler de azınlıkların toplumsal aidiyetini şekillendirir. Ancak azınlık gruplar aynı zamanda kendi içlerinde dayanışma, direniş ve kültürel yeniden üretim gibi güçlü mekanizmaları kullanarak da kimliklerini tesis ederler. Bu yazıda, azınlıkların toplumsal aidiyet sürecini sosyal psikoloji perspektifinden ele alıp, bu sürecin bireylerin benlik algısı ve toplumsal etkileşimler üzerindeki etkilerini değerlendiriyorum. Ayrıca bu konuda şu ana kadar yapılan çalışmalardan yola çıkarak, Türkiye’den bazı azınlıkların kimlik yönetim stratejilerini ele alıyor; kimliklerini nasıl inşa ettiklerini ve toplum içinde nasıl konumlandıklarını göstermeye çalışıyorum.
Sosyal Psikolojik Temel
Henri Tajfel (1974, 1975, 1978) özellikle düşük statülü, damgalanan (stigmatised) ve dezavantajlı gruplarla ve etnik azınlıkları ilgilendiren meseleleri inceledi. Bu grupların olumsuz sosyal kimliğe verdikleri tepkileri ele aldı.Tajfel ve Turner (1979) toplumsal aidiyet ve kimlik edinim sürecini SKK kapsamında detaylandırdılar. SKK kimlik kavramının grup üyeliği ve gruplararası davranışlarla nasıl ilişkili olduğunu açıklar. Kuram sosyal kimliği, kişinin kendini ait olduğu belirli grupların nitelikleri açısından tanımlaması ve değerlendirmesi olarak tanımlar. SKK’ya göre insan grupları, grup içindeki benzerlikleri ve gruplar arasındaki farklılıkları içeren, birbiriyle ilişkili karmaşık nitelik kümeleri olarak temsil edilen sosyal kategorilerdir. İnsanlar büyük ölçüde, iç grubu ile diğer gruplar arasında bu sosyal kategorilerden hareketle ikili kategorizasyonlar yapar. Birini kendine özgü bir birey olarak görmek yerine, onu belirli bir grup üyesi olarak sınıflandırmak, onu söz konusu grubun prototipi[2] özellikleri üzerinden değerlendirmeye neden olur (Tajfel, 1982). Yani, bireylerin sosyal kimlikleri belirgin olduğunda kendilerini kişisel farklılıklarından ziyade, ait oldukları grubun benzer özelliklerini taşıyan bir ‘prototip’ olarak kategorize ederler.
Prototipler yalnızca iç grup dâhilindeki benzerlikleri içermekle kalmaz, aynı zamanda kişinin iç grubu ile belirli bir dış grup arasındaki farklılıkları da vurgular. Örneğin dış grup üyelerinin prototip temelli algılanması daha yaygın olarak stereotipleştirme olarak adlandırılır; böylece üyeler birbirlerine benzer ve hepsi dış grup özelliklerine sahip olarak görülür (Turner, 1999). Şayet, kişi kendini bir grupla kategorize ederse kendini iç grubun tanımlayıcı nitelikleri açısından görür ve diğer üyelerle benzer algılar (kendini stereotipleştirme). Bu süreçte başvurulan sosyal kategoriler diğer insanlara karşı tutumları da etkiler. Bir grup içinde grubun ortak özellikleri konusunda genellikle bir uzlaşma olduğundan prototipik üyeler popülerdir ve herkes tarafından sevilirler. Benzer şekilde daha az prototipik üyelerden pek hoşlanılmaz ve istenmeyen tipler olarak marjinalleştirilebilirler. Bununla paralel olarak dış grup üyeleri, iç grubun prototipik olmayan üyeleri olduğundan sevilmezler ve olumsuz değerlendirmelere maruz kalırlar.
İnsanların kendileri hakkında olumlu düşünme motivasyonundan hareket eden SKK, yüksek ve düşük statülü gruplar arasındaki ilişkileri anlamak için bağlamsal bir çerçeve sunar. SKK’ya göre insanlar bir sosyal gruba ait hissedip, bu grupla özdeşleştiğinde bu grup onların benliklerinin bir parçası hâline gelir ve kendilerini değerlendirmelerine katkıda bulunur (Tajfel ve Turner, 1979). Kurama göre bir sosyal grubun değeri, ilgili diğer sosyal gruplarla karşılaştırmalar yapılmasıyla belirlenir (Tajfel, 1982). Bu nedenle insanlar kendi gruplarını olumlu bir yönde ilgili diğer gruplardan ayırmaya çalışır. Toplumsal yapı meslek, cinsiyet, sosyo-ekonomik statü veya etnokültürel arkaplan gibi birbirine bağlı çeşitli kategori sistemlerinden oluşur. Bu kategoriler toplum tarafından tanınan değer, saygı veya prestije göre sosyal grupların sıralamasını belirleyen statü hiyerarşilerini meydana getirir. Bir grup ne kadar yüksek bir statüye sahipse üyelerinin sosyal kimliğine de o kadar katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, grubun statüsü ne kadar düşükse üyelerinin sosyal kimlikleri o kadar olumsuz olabilir. Dolayısıyla bir kişinin benlik kavramının değeri sosyal grubunun statüsüne bağlıdır.
SKK gruplararası karşılaştırmaların, özellikle azınlık gruplar için, kişinin grubuna ilişkin olumlu değerlendirmesini tehdit eden veya zayıflatan olumsuz sonuçlara yol açtığını varsayar (Hogg ve Abrams, 1998). İlk çalışmalar da bu argümanla tutarlı sonuçlar ortaya koydu. Örneğin Clark ve Clark (1947) siyah çocukların beyaz bebekleri siyahlara tercih etme eğiliminde olduğunu buldu. Vaughan (1964) Yeni Zelanda’daki Maori çocukların kendi gruplarını, egemen beyaz gruptan daha az olumlu değerlendirdiklerini gösterdi. Daha yakın tarihli araştırmalar düşük statülü gruplara üyeliğin, bireyin benlik saygısı üzerinde olumsuz etkisi olduğunu (bkz. Schmitt ve ark., 2014) ve düşük statülü grup üyelerinin kendilerini psikolojik olarak gruplarından ayırmaya çalıştıklarını (bkz. Wright ve ark., 1990) gösteriyor. Bu durum, azınlıkları gruplararası karşılaştırmaların olumsuz sonuçlarını değiştirmek ve gruplarına ilişkin olumlu görüşü korumak ya da yeniden tesis etmek için faaliyete geçmeye motive eder. İşte bu gruplararası karşılaştırmaların olumsuz sonuçlarıyla başa çıkma girişimleri kimlik yönetimi stratejileri olarak adlandırılır (van Knippenberg, 1989). İnsanlar sosyal kimliklerini toplumsal gruplara üyelikten aldıkları için kendi gruplarının sosyal olarak tanınmasını, kabul edilmesini ve değer verilmesini isterler. Bu onlara sürdürmeye ve korumaya çalıştıkları anlamlı ve olumlu bir sosyal kimlik kazandırır. Buna karşılık, genellikle azınlıklar söz konusu olduğunda olumlu bir ayırt ediciliğin olmayışı ve değersizleştirilmiş bir sosyal kimlik, çeşitli kimlik yönetimi stratejilere başvurulmasına yol açar (örn. Blanz ve ark., 1998; Bourguignon ve ark., 2020; Martiny ve ark., 2012).
Grupların kimliklerini yönetmek için benimsedikleri stratejiler, üyelerin kendi grupları ile karşılaştırma yaptığı dış grup arasındaki ilişkinin doğasına dair öznel inanç yapılarına (subjective belief system) bağlıdır (Hogg ve Abrams, 1998; Tajfel ve Turner, 1979). Bu inanç yapıları dört özelliğe odaklanır: Grup üyelerinin bireysel olarak azınlık gruptan ayrılıp egemen gruba ne ölçüde geçebileceğini ifade eden geçirgenlik (permeability), grup statülerinin ilerde ne ölçüde değiştirilebilir olarak görüldüğünü tanımlayan kalıcılık (stability), gruplar arasındaki statü yapısının ne ölçüde meşru kabul edildiğini ifade eden meşruluk (legitimacy) ve farklı bir gruplararası ilişkinin ne ölçüde düşünülebilir olduğunu ifade eden bilişsel alternatifler (cognitive alternatives).
Gruplararası davranış kişinin iç grubunun göreceli statüsü veya prestiji üzerine bir mücadeleyi yansıtır. Yüksek statülü gruplar değerlendirmeye dayalı üstünlüklerini korumak için mücadele ederken; düşük statülü gruplar ise sosyal damgalardan (stigma) kurtulmak ve olumlu bir sosyal kimlik edinmek için mücadele ederler (Tajfel ve Turner, 1979). Toplumsal yapının niteliğine bağlı olarak düşük statülü grupların üyeleri daha olumlu bir sosyal kimlik elde etmek için farklı stratejiler benimserler. Gruplar arasındaki sınırların esnek ve geçirgen olduğunu ve bireylerin yetenek ve çabalarıyla bir gruptan diğerine geçebileceğini düşünen azınlıklar, ilk olarak sosyal hareketlilik stratejisine başvururlar. Bu stratejiyi izleyen birey kendini değersizleştirilen iç gruptan ayrılmaya ve yüksek statülü gruba geçmeye çalışır, böylece azınlık grubun statüsü değişmezken kendi bireysel statüsünü iyileştirir (Taylor ve McKirnan, 1984; van Veelen ve ark., 2020). Bu strateji başarılı olduğunda kişi eski iç gruba aidiyet duygusunu yitirir ve yüksek statülü dış grupla özdeşleşir. Birçok çalışma grup sınırlarının geçirgen olduğu düşünüldüğünde düşük statülü grup üyelerinin iç gruplarından uzaklaştıklarını gösterdi (örn. Boen ve Vanbeselaere, 2000; Mummendey ve ark., 1999, Verkuyten ve Reijerse, 2008). Ancak bu bireysel strateji özellikle statü farklılıkları kalıcı ve meşru olarak algılandığında mümkündür. Bu koşullar altında olumlu sosyal kimliğe ulaşmak için kolektif stratejilere başvurmak daha zor ve bireysel stratejiler ise daha olasıdır (Ellemers, 1993).
Yukarıda ana hatlarıyla belirtildiği üzere yüksek statülü bir gruba bireysel geçiş, kişinin sosyal kimliğini iyileştirmek için tercih edilen yol olabilir. Ancak ten rengi veya cinsiyet temelinde tanımlanan gruplarda ve güçlü bir şekilde ayrışmış bir toplumda grup üyeliğini değiştirmek imkânsız olabilir. Çoğunluk gruba üye olmak için bireysel hareketlilik mümkün olmadığında grup içi özdeşleşme kaçınılmaz olabilir. Bu tür durumlarda azınlıklar, bir bütün olarak mevcut gruplarının konumunu iyileştirerek sosyal kimliklerini geliştirme eğiliminde olacaktır (Hogg ve Abrams, 1998). Grup sınırlarının geçirgen olmadığını ve dolayısıyla kendi grubundan ayrılmanın imkânsız olduğunu kabul eden bireyler, mevcut toplumsal yapıyı meşru algılayıp algılamadıklarına bağlı olarak iki genel stratejiden birine yönelirler. Toplumsal yapı meşru kabul edildiğinde azınlıklar, grubun yeniden değerlendirilmesini amaçlayan sosyal yaratıcılık stratejilerinden birini kullanabilirler. Bireyler gruplarının sosyal değerini ve niteliklerini yeniden tanımlamayı amaçlayan değerlendirmelerde bulunarak sosyal kimliklerini koruyabilirlar (Becker, 2012). Sosyal yaratıcılık stratejilerinde kişinin grubun niteliklerine ilişkin yorumlarını değiştirmesi (örn. “Onlardan daha akıllı olmayabiliriz ama onlardan daha cömert ve daha dürüstüz”), böylece grubun istenmeyen özelliklerini (örn. akıllı olmama) gerekçelendirmesi ya da yeniden yorumlamasıyla kabul edilebilir hâle getirmesi mümkün olur. Bu stratejilerden bir diğeri de benzer statüye sahip diğer azınlık gruplarıyla sosyal karşılaştırmalar yapmaktır (Blanz ve ark., 1998). Gerçek hayatta tipik olarak birden fazla azınlık vardır. Azınlıklar aynı anda eşit ve eşit olmayan statüdeki dış gruplarla karşı karşıya kalır. Koşullardaki ve azınlık konumundaki benzerlik, kişinin ayırt ediciliğine müdahale eder ve diğer azınlık grupların, karşılaştırma standardı olarak işlev görme olasılığını artırır. Böylesi bir durumda azınlıklar yüksek statülü gruplarla karşılaştırmadan kaçınıp, bunun yerine sosyal sıralamada daha altta yer alan diğer gruplarla karşılaştırma yapmaya yönelebilir. Böylece grup üyeleri kendi iç gruplarının değerini ve ayırt ediciliğini artırmak için diğer azınlık gruplarıyla aralarına mesafe koyabilir ya da onları aşağılayabilirler. Örneğin kendilerini statüyle ilgili boyutlarda Türklerle kıyasladıklarında olumsuz değerlendirmelere sahip olan Kürtler, Suriyelilerle karşılaştırma yapmaya yönelebilirler.
Öte yandan, toplumsal yapı ve gruplar arasındaki statü farkı gayri meşru olarak algılanırsa azınlıklar benlik saygılarını yükseltmek ve gruplarının göreceli pozisyonlarını değiştirmek için sosyal rekabet stratejisine yönelirler (Bettencourt ve ark., 2001; Ellemers, 1993). Rekabet stratejisi gerçek grup çatışmasıyla kendini gösterebilir; zira toplumsal hareketler ve eylemler genellikle bu koşullar altında ortaya çıkar. Rekabet sivil haklara yönelik eylemler, siyasi lobi faaliyetleri, halk gösterileri gibi barışçıl ve anayasal düzenin desteklediği biçimlerde olabileceği gibi devrim, savaş veya terörizm dâhil olmak üzere radikal biçimlerde de olabilir (Blanz ve ark., 1998; Verkuyten ve Reijerse, 2008). Rekabet stratejisini benimseyen azınlıklar yüksek statülü gruplarla mücadele ederek gruplarının statüsünü bir bütün olarak yükseltmek için uğraşırlar. Üyeler gruplarının konumunu iyileştirmeye veya iç grup ile dış grubun konumlarını farkedilir derecede tersine çevirmeye çalışırlar (Martiny ve ark., 2012).
Rekabet stratejilerini tercih edenleri, sosyal yaratıcılık stratejilerini tercih edenlerden ayıran önemli özelliklerden biri de bilişsel alternatiflerinin olmasıdır (Hogg ve Abrams, 1998). Rekabet stratejilerini benimseyenler gruplarının toplumdaki statülerinin değişebileceğine inanmakla birlikte, toplumsal yapının nasıl olması gerektiğine dair öngörülere de sahiptir. Bu anlamıyla net bir amaca ve tutarlı bir ideolojiye sahip olan iddialı azınlıklar, çoğunluk grupla olumlu bir sosyal kimlik için mücadele etme eğiliminde olacaktır. Çünkü statü farklılıklarının gayrimeşru algılanması, yüksek statülü grupların statü ve konumlarının geçerliliğini sorgulatır. Bu da azınlıkların statüsünü tanımlayan boyutlar üzerinde pozitif farklılık yaratmaya çalışmasına olanak tanır (Verkuyten ve Reijerse, 2008). Aynı zamanda statü farkı değiştirilebilir olarak görüldüğünde, rekabetçi sosyal karşılaştırmalar daha da olasıdır. Örneğin Turner ve Brown (1978) düşük statülü gruplar için iç grup kayırmacılığının, statü farkı gayri meşru ve değişken olarak algılandığında daha güçlü olduğunu göstermiştir. Olumlu iç grup kimliğini geliştirmeye yönelik kolektif eylemler (örn. özgürleşme hareketleri), süregelen olumsuz grup imajlarına karşı koymaya hizmet eder ve nihayetinde azınlıkların yukarı doğru sosyal hareketliliğini engelleyen veya önleyen basmakalıp normatif ve kurumsal engelleri ortadan kaldırmayı amaçlar (van Knippenberg, 1989).
Yüksek statülü çoğunluk grup üyelerinin gruplararası yapıya ilişkin algıları da farklı tepkilere yol açar. Örneğin geçirgen grup sınırları azınlık gruplar için yukarıya doğru sosyal hareketlilik olanakları anlamına gelirken, çoğunluk grup için iç grup kimliğine yönelik tehdit oluşturabilir. Benzer şekilde, azınlık gruplar için kalıcı ve meşru statü ilişkileri kolektif eylemi engelleyici bir nitelik taşırken, çoğunluk gruplar için bu durum güvenlik anlamına gelebilir. Çoğunluk grup üyelerinin odağı sahip oldukları yüksek statülerini korumaktır ve yüksek statülü bir gruba üye olmak olumlu bir sosyal kimliği garantilemek demektir. Dolayısıyla insanların yüksek statülü konumlarını korumaları ve muhafaza etmeleri beklenir (Bettencourt ve ark., 2001; Verkuyten ve Reijerse, 2008). Bu yüzden çoğunluklar için grup sınırlarının geçirgen ve statü pozisyonunun gayri meşru olarak algılanması tehdit edicidir ve bu onları iç grup kimliklerini ve statülerini daha güçlü bir şekilde korumaya motive edebilir. Dolayısıyla yüksek statülerini gayrimeşru olmaktan ziyade hak edilmiş olduğunu düşünen kişilerin, tehdide karşı iç grupla özdeşleşerek ve gruplarını kayırarak savunmacı tepkiler vermeleri mümkündür.
Türkiye’den Manzaralar
Türkiye tarih boyunca farklı kültürel, dini ve etnik grupların buluşma noktası olduğundan çeşitli azınlık gruplar varlığını ve önemini korumuştur. Aynı zamanda Türkiye’deki düşük statülü azınlık grupların kendilerine özgü kimliklerini korumak, ifade etmek ve sürdürmek için tarihsel süreç içerisinde çeşitli yöntemler kullandıkları da görülebilir. Bu grupların başında gelen Kürtler ve kadınların kimlik yönetim stratejileri kapsamında farklı araştırmacılarla yaptığımız çalışmaları özetleyip, Türkiye’deki azınlık grupların toplumsal aidiyet arayışları ve kimlik mücadelelerini bu bölümde değerlendireceğim.
Üniversite öğrencileriyle yaptığımız ilk çalışmada Kürtlerin bireysel hareketlilikten rekabete uzanan çeşitli stratejiler sergilediği bulduk (Alparslan ve Kuşdil, 2020). Ayrıca etnik kimlikle özdeşleşmenin Kürtlerde genelde yüksek olmasının yanı sıra, rekabet stratejilerinin de çok sık tercih edildiğini gördük. Bu çalışma bize etnik aidiyetin Kürtlerde yüksek olmasının kimlik temelli mücadelenin ortaya çıkmasında önemli bir değişken olduğunu gösterdi. Bu da rekabet stratejilerine yönelerek kimlik mücadelesine girişen bireylerin etnik kimlikleriyle ilgili hedef ve eylemlere daha fazla önem verdikleri anlamına geliyor. Kürtleri etnik kimlikle özdeşleşmeye iten koşulları incelediğimiz başka bir çalışmada ise algılanan ayrımcılığın etnik aidiyeti arttırdığı, etnik aidiyetin ise bireyleri rekabet stratejisine yönlendirdiği bilgisine ulaştık (Alparslan ve Akdoğan, 2023). Çalışmanın sonuçları düşük statülü azınlık grupla özdeşleşmenin ayrımcılığın zararlı etkilerini azaltabileceğini öne süren Reddedilme-Özdeşleşme Modelini (Branscombe ve ark., 1999) destekliyor. Buna göre grup temelli ayrımcılık kişinin benlik saygısı için yıkıcı olmakla birlikte, grupla özdeşleşme bu olumsuz etkileri tersine çevirebilir. Azınlık gruplarda iç grupla özdeşleşme ait olma ve kabul görme gibi ihtiyaçları karşıladığından bireyin iyi oluşuna fayda sağlayabilir (Branscombe ve ark., 1999). Kişinin kendisini ayrımcılığın hedefi olarak görmesi sosyal kimlik statüsünü tehdit ettiğinden kişiyi grup kimliğine doğru çeker, böylece kişiyi kimlik temelli mücadele için harekete geçirir. Nitekim Türk ve Kürt grupları arasındaki statü farkını gayrimeşru ve haksız algılayan Kürtler, etnik kimliklerine daha fazla bağlanıyor ve mevcut statünün değişimi için rekabet stratejilerine daha fazla yöneliyor (Alparslan ve Kuşdil, 2020).
Kürtlerde etnik özdeşleşme arttıkça bireysel hareketlilik stratejisine başvurma ise azalıyor (Alparslan ve Akdoğan, 2023; Alparslan ve Kuşdil, 2020). Fakat bireysel hareketlilik stratejisi grup üyelerinin düşük statülü gruplarından ayrılma ve yüksek statülü gruba erişmeye çalışma anlamına geldiğinden, bu stratejiyi incelerken sadece iç grupla özdeşleşmenin değil, aynı zamanda çoğunluk gruba hissedilen bağın da incelenmesi gerekiyor (Guimond ve ark., 2002). Bu düşünceden hareketle başka bir çalışmayla Kürt katılımcıların hem Kürt kimliğiyle hem de Türk kimliğiyle özdeşleşme düzeyini ölçerek ikili özdeşleşmenin strateji seçimine etkisini inceledik (Akdoğan ve Alparslan, 2020). Bu çalışmada Kürt kimliğiyle yüksek düzeyde özdeşleşip, Türk kimliğiyle düşük düzeyde özdeşleşen katılımcıların rekabet stratejisini benimsediğini; Türk kimliğiyle yüksek düzeyde özdeşleşip, Kürt kimliğiyle düşük düzeyde özdeşleşen katılımcıların ise bireysel hareketlilik stratejisini benimsediği gösterdik. Bu sonuçlar azınlık grup üyelerinin tercih ettikleri bireysel hareketlilik stratejisinin yüksek statülü çoğunluk grupla daha fazla özdeşleşme anlamına geldiğini gösteriyor. Türk ve Kürt grupları arasındaki statü farkının meşru algılanması ve sosyal baskınlık eğiliminin yüksek olması da Kürtlerin bireysel hareketlilik stratejisini tercih etmesini belirleyen diğer faktörler arasında (Alparslan ve Kuşdil, 2020). Diğer yandan Kürtler arasında bireysel hareketlilik stratejini tercih etmenin bir maliyeti olduğu da söylenebilir. Zira, Kürt katılımcılar bireysel hareketlilik stratejisini tercih ettikçe kişisel benlik saygılarında azalma tespit ettik (Alparslan ve Akdoğan, 2023). Bunun bir nedeni kendi bireysel farklılıklarını ötekileştirilmiş azınlık grupların ‘iyi’ ve ‘kötü’ grup üyeleri arasında bir ayrım yaparak ve egemen çoğunluk gruplar tarafından kabul edilmeye uğraşarak göstermek olabilir. Nitekim bu da tüm grubun refahını iyileştirmeye çalışan sosyal değişim girişimlerini baltalayacaktır (Verkuyten ve Reijerse, 2008). Bu anlamıyla bizim Kürtlerde tespit ettiğimiz gibi bir bireysel hareketlilik girişimi hem grup içinde hoş karşılanmaz hem de dış grup tarafından her zaman kabul görmez. Diğer bir deyişler, Kürtler arasında asimile olmaya yönelik sosyal normların katı olması ve bir Türk olarak kabul edilmenin zorluğu hem bireysel hem de toplumsal refahı olumsuz etkiliyor.
Kimlik yönetim stratejilerini incelediğimiz bir diğer grup ise kadınlardır. Cinsiyetlerin katı sınırlara sahip olması nedeniyle kadınlarda bireysel hareketlilik stratejisine başvurma imkânı kısıtlıyken, sosyal yaratıcılık stratejilerini kullanmak daha yaygındır (Becker, 2012; Derks ve ark., 2007). Bu görüşten hareketle yaptığımız bir çalışmada sosyal yaratıcılık stratejilerinin kolektif eylemle ilişkisini inceledik (Akdoğan ve ark., basımda). Bulgular grubu yeni bir boyut üzerinden değerlendirme (new dimension) ve iç gruba yüklenen değerleri olumlu yönde değiştirme (changing the values) stratejilerine başvurma düzeyi arttıkça, kadınların kolektif eylem yönelimlerinin arttığını gösteriyor. Diğer taraftan, karşılaştırma grubunu değiştirme (changing the out-group) stratejisine başvurma arttıkça, kadınların kolektif eylem niyetleri azalıyor. Benzer şekilde meslek sahibi kadınların kendilerini erkekler yerine kendilerinden daha düşük konumlu diğer kadınlarla (örn. ev hanımlarıyla) kıyaslamaları kimlik mücadelesi girişimlerini engelliyor. Akdoğan (2020) kadın grubuna üyelikten alınan doyum ve gruba yatırım arttıkça, kadınların rekabet stratejisini tercih etmelerinin arttığını gösterdi. Ayrıca aynı çalışma kadın ve feminist kimliklerle özdeşleşmenin rekabet stratejisini tercih etmeyi arttırdığını, hareketlilik stratejisini tercih etmeyi azalttığını gösterdi (bkz. bu sayıda, Uysal, 2024). Böylelikle, iç gruba aidiyetin Kürtlerde olduğu gibi kadınlarda da toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni olduğu netleşmiş oldu.
Sonuç Yerine
Bir gruba aidiyet hissetme, grup nispeten damgalanmış olsa bile genellikle insanların kendileri hakkında iyi hissetmelerini sağlar. Bireyler, öznel olarak ait oldukları grupları değerli görmeye çalışır ve sosyal kimliklerinin değersizleşmesini psikolojik bir tehdit olarak deneyimlerler. Bu tehditle başa çıkmak için çeşitli stratejiler geliştirirler (Branscombe ve ark., 1999; Mummendey ve ark., 1999). Türkiye’deki azınlık gruplarının kimlik yönetim stratejileri tarihsel, kültürel ve politik faktörlerden etkilenerek şekilleniyor. Şu ana kadar yaptığımız çalışmalar özellikle toplumsal aidiyetin ve toplumsal yapıya yönelik algıların strateji tercihini belirlediğini gösteriyor. Bu stratejiler de azınlık grupların kendilerini ifade etme biçimlerini, toplumla olan etkileşimlerini ve kendi aralarındaki ilişkileri yönlendiriyor. Çalışmalar azınlıkların kimliklerini koruyarak ve güçlendirerek toplumsal değişim için mücadele etmelerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak maalesef Türkiye’de azınlık grupların kimlik yönetim stratejileri henüz yeterince incelenmemiştir. Dolayısıyla farklı etnik, dinsel ve cinsel azınlık grupların toplumsal aidiyetlerinin ve kimlik mücadelelerinin sosyal psikolojik açıdan incelenmesi bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor. Kimlik yönetim stratejileri azınlık grup üyelerinin önyargı ve ayrımcılık karşısında nasıl tepki verdiklerini ve bunlarla nasıl mücadele ettiklerini gösterir. Türkiye'deki azınlık grupların kimlik yönetim stratejilerinin anlaşılması, toplumsal uyum ve çokkültürlülük politikalarının geliştirilmesi açısından önem taşıyor.
Kaynaklar
Akdoğan, N. (2020). Kimlik yönetim stratejilerinin grup üyeliği kaynaklı belirleyicileri, [Yayınlanmamış Doktora Tezi]. Bursa Uludağ Üniversitesi.
Akdoğan, N. ve Alparslan, K. (2020). Do members of disadvantaged groups possess a motivation of favouritism towards advantaged groups? Mediterranean Journal of Social Sciences, 11(4), 61-73.
Akdoğan, N., Alparslan, K. ve Bilger, D. (Basımda). Kadın kimliğiyle özdeşleşme ve kolektif eylem arasındaki ilişkide sosyal yaratıcılık stratejilerinin aracı rolü. Psikoloji Çalışmaları.
Alparslan, K. ve Akdoğan, N. (2023). The role of identification and identity management strategies in protecting self-esteem. Current Psychology, 42(33), 29337-29348.
Alparslan, K. ve Kuşdil, M. E. (2020). Kürt üniversite öğrencilerinin kimlik yönetim stratejileri ve dış-grup tarafgirliğinin kimlikle ilgili eylem ve hedeflerle ilişkileri: Açık ve örtük ölçümlerle bir inceleme. Türk Psikoloji Dergisi, 35(Özel Sayı), 80-104.
Becker, J. C. (2012). The system-stabilizing role of identity management strategies: Social creativity can undermine collective action for social change. Journal of Personality and Social Psychology, 103(4), 647-662.
Bettencourt, B., Charlton, K., Dorr, N. ve Hume, D. L. (2001). Status differences and in-group bias: A meta-analytic examination of the effects of status stability, status legitimacy, and group permeability. Psychological Bulletin, 127(4), 520-542.
Blanz, M., Mummendey, A., Mielke, R. ve Klink, A. (1998). Responding to negative social identity: A taxonomy of identity management strategies. European Journal of Social Psychology, 28, 697-729.
Boen, F. ve Vanbeselaere, N. (2000). Responding to membership of a low-status group: The effects of stability, permeability and individual ability. Group Processes & Intergroup Relations, 3(1), 41-62.
Bourguignon, D., Teixeira, C. P., Koc, Y., Outten, H. R., Faniko, K. ve Schmitt, M. T. (2020). On the protective role of identification with a stigmatized identity: Promoting engagement and discouraging disengagement coping strategies. European Journal of Social Psychology, 50(6), 1125-1142.
Branscombe, N. R., Schmitt, M. T. ve Harvey, R. D. (1999). Perceiving pervasive discrimination among African Americans: Implications for group identification and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 77(1), 135-149.
Clark, K. B. ve Clark, M. P. (1947). Racial identification and preference in Negro children. T. M. Newcomb ve E. L. Hartley (Ed.), Readings in social psychology içinde (ss. 169-178). Rinehart & Winston.
Derks, B., van Laar, C. ve Ellemers, N. (2007). Social creativity strikes back: Improving motivated performance of low status group members by valuing ingroup dimensions. European Journal of Social Psychology, 37(3), 470-493.
Ellemers, N. (1993). The influence of socio-structural variables on identity management strategies. W. Stroebe ve M. Hewstone (Ed.), European review of social psychology içinde (ss. 27-58). Wiley.
Guimond, S., Dif, S. ve Aupy, A. (2002). Social identity, relative group status and intergroup attitudes: When favourable outcomes change intergroup relations… for the worse. European Journal of Social Psychology, 32(6), 739-760.
Hogg, M. A. ve Abrams, D. (1998). Social identifications: A social psychology of intergroup relations and group processes. Routledge.
Martiny, S. E., Kessler, T. ve Vignoles, V. L. (2012). Shall I leave or shall we fight? Effects of threatened group-based self-esteem on identity management strategies. Group Processes ve Intergroup Relations, 15(1), 39-55.
Mummendey, A., Klink, A., Mielke, R., Wenzel, M. ve Blanz, M. (1999). Socio‐structural characteristics of intergroup relations and identity management strategies: Results from a field study in East Germany. European Journal of Social Psychology, 29(2‐3), 259-285.
Schmitt, M. T., Branscombe, N. R., Postmes, T. ve Garcia, A. (2014). The consequences of perceived discrimination for psychological well-being: A meta-analytic review. Psychological Bulletin, 140(4), 921-948.
Tajfel, H. (1974). Social identity and intergroup behaviour. Social Science Information, 13(2), 65-93.
Tajfel, H. (1975). The exit of social mobility and the voice of social change: Notes on the social psychology of intergroup relation. Social Science Information, 14(2), 101-118.
Tajfel, H. (1978). The social psychology of minorities. Minority Rights Group, Report No. 38.
Tajfel, H. (1982). Social psychology of intergroup relations. Annual Review of Psychology, 33(1), 1-39.
Tajfel, H. ve Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. W. G. Austin ve S. Worche (Ed.), The social psychology of intergroup relations içinde (ss. 33-47). Brooks-Cole.
Tajfel, H., Billig, M. G., Bundy, R. P. ve Flament, C. (1971). Social categorization and intergroup behaviour. European Journal of Social Psychology, 1(2), 149-178.
Taylor, D. M. ve McKirnan, D. J. (1984). Theoretical contributions: A five‐stage model of intergroup relations. British Journal of Social Psychology, 23(4), 291-300.
Turner, J. C. (1999). Some current issues in research on social identity and self-categorization theories. N. Ellemers, R. Spears ve B. Doosje (Ed.), Social identity: Context, commitment, content içinde (ss. 6-34). Blackwell.
Turner, J. C. ve Brown, R. (1978). Social status, cognitive alternatives, and intergroup relations. H. Tajfel (Ed.), Differentiation between social groups: Studies in the social psychology of intergroup relations içinde (ss. 201-234). Academic Press.
van Knippenberg, A. (1989). Strategies of identity management. J. P. Van Oudenhoven ve T. M. Willemsen (Ed.), Ethnic minorities: Social psychological perspectives içinde (ss. 59-76). Swets ve Zeitlinger.
van Veelen, R., Veldman, J., Van Laar, C. ve Derks, B. (2020). Distancing from a stigmatized social identity: State of the art and future research agenda on self-group distancing. European Journal of Social Psychology, 50(6), 1089-1107.
Vaughan, G. M. (1964). Ethnic awareness in relation to minority group membership. The Journal of Genetic Psychology, 105(1), 119-130.
Verkuyten, M. ve Reijerse, A. (2008). Intergroup structure and identity management among ethnic minority and majority groups: The interactive effects of perceived stability, legitimacy, and permeability. European Journal of Social Psychology, 38(1), 106-127.
Wright, S. C., Taylor, D. M. ve Moghaddam, F. M. (1990). Responding to membership in a disadvantaged group: From acceptance to collective protest. Journal of Personality and Social Psychology, 58(6), 994-1003.
[1] Günlük dilde kullanıldıkları şekliyle azınlık grup veya etnik azınlık terimleri doğrudan ve basitçe sosyal psikolojik kavramlara tercüme edilemezler (bkz. bu sayıda, Çakmak, 2024). Azınlık kelimesi nispeten sayıca az bir grup anlamına gelmekle birlikte ek çağrışımlara da sahiptir. Örneğin azınlıklar görece daha düşük sosyal statü ve daha az maddi güç sahibi olma eğilimindedir. Bu yazıda azınlık terimini, kendi sosyal çevresinden (çoğunluk) en azından belli bir dereceye kadar fiziksel (örn. görüntü, ten ve saç rengi) veya kültürel (örn. dil, davranış, giyim ve kuşam) olarak farklı olan ve bu yüzden ayrımcı muamele gören grupları ve üyelerini belirtmek için kullanıyorum.
[2] Prototip kavramı, belirli bir grup veya kategori hakkında insanların zihninde oluşan en tipik, en temsil edici örnek ya da modeldir. Bir grubu düşündüğümüzde o grubun aklımıza gelen ilk ve en belirgin özellikleridir. Örneğin bir öğrenci dendiğinde aklımıza ders çalışan, kitap veya sırt çantası taşıyan genç biri gelir. Prototipler, insanların gruplar veya kategoriler hakkında hızlı ve kolay bir şekilde düşünmelerine yardımcı olur ancak bazen basmakalıp düşüncelere ve önyargılara yol açabilir.